KURTLAR VADİSİ NEREYE?..
Sanat yapıtları, üreteninin olduğu kadar tüketeninin de kimliğini belirler. Hatta sanatı tüketenler için beğeni ve katılımla ortaya konan tercihler, eseri yaratan kişinin estetik ve politik görüşlerinden daha keskindir çoğu zaman. Falanca rock gurubunun fanatiği olma, filanca müzikten nefret etme ya da fişmekan filmin her karesini ezbere bilme, sanatı tüketen kişinin, kendinde yücelttiğinin, hayata karşı takınmak istediği tavrın ve olmak istediği kimliğin gizli kodlarını içerir. Bu seçimlerin ortak paydası çoğaldıkça, toplumların genel politik ve kültürel eğilimleri, yükselen ya da alçalan değerleri ve ortak bilinçaltlarını çok derinlemesine sondalar yapmadan okumak mümkün hale gelir. Hele ki popüler kültür arenasında…
60′lı yılların popüler idolü Zeki Müren, 80′li yıllarda tahtını İbrahim Tatlıses’e terkettiğinde, durumu sadece beğeninin değişmesi ya da eski- yeni diyalektiği olarak görmek eksik bir bakış olur. Zeki Müren idolünde kimlikleşen , İstanbullu olma, burjuva geleneklerine bağlı olma, elit ve zarif olma, eğitimli olma vb. değerlerin, hayata sıfırdan başlamış, toplumun en dışlanan bağrından gelip, büyük kentte mucizesini yaratmış, kentte asimile olmaktaktansa kendi kültürel değerleriyle ve otantik gerçekliğiyle varolmayı seçmiş bir idole yerini terketmesini, toplumun dinamiklerinden ayrı tutulması imkansızdır. Popüler sanatın bu minik zirve hamlesi tek parti döneminden, darbelere, köyden kente göçten, kent aristokrasisinin (!) çöküşüne pek çok olguyla ilişkilendirilebilir.
Bir otelde yakılan aydınlar, Trabzon’da linç edilmeye çalışılan insanlar, katledilen din görevlileri içimi yakıyor. Ama daha fazlasını Kurtlar Vadisi ile televizyonda başlayan, sinemada taçlanan fenomen için hissediyorum. Kurtlar Vadisi, ülkemde çığlık çığlığa devleşen şovenizmin, milliyetçiliğin, şiddete dayalı sağ görüşün bir imgesi olarak önemli bir örnektir, ne var ki tek değildir. Son dönemde popüler olan best seller romanlardan, hamasetle yoğrulan dizi film senaryolarına, haber metinlerinden, rap şarkılarına pek çok içerik bu büyük yangına çıra taşımakta ve faşizmin tehlike sınırında bir nesil güdülenmekte, yetişmekte…
Avrupa kapılarında yerle bir edilen onurumuz, üzerimize yapışan haksız önyargılar, Doğu’da yaşanan içsavaş, Kürt milliyetçiliği, globalizm, Amerikan emperyalizmi, bilinçle örgütlenen medeniyetler savaşı, belini doğrultamayan Türk solu ve onu siyaset tepsisinde temsil eden gubikler, derin devlet, medya kartelleri ve belki en önemlisi fakirliğimiz gittikçe büyüyen bu ağzı beslemeye devam ediyor ve edecek de…
Kitlelerin idolleştirdiği popüler eserlerin içeriğinden de okunduğu üzere toplumumuz giderek daha radiklal adımlarla -bence bilinçli olarak güdülerek- şahlanmış gidiyor ama nereye, adres neresi? Sanırım durup tartışmamız gereken bu.
İnsan sevgisinin, tasavvufun, hoşgörünün, birlikte varolmanın, tevekkülün binlerce yıl koza gibi ördüğü bu toprakların kumaşına güvenmeli miyim acaba?


