YILLANMIŞ BİR İSTİFA ÜZERİNE SÖYLENMEMİŞ BİR İKİ SÖZ
Tanışmadığım Müjdat Gezen Sanat Merkezi öğrencileri için tevatürden öteye:
İnsan yaptıklarıyla anılmak ister, her ne kadar zamanın eğriyi ve doğruyu billurlaştıracağına güvenim tam olmasa da yolumda yürürken geçmişimin bıraktığım yerde kalmasını dilerim, eğrisiyle doğrusuyla. Ne var ki belirli bir geçmişi ortak yaşadıklarım, şimdiyi kazanma hırsıyla, yaşananları
kendilerini olumlama çabalarıyla evirip çevirdiklerinde, bu günün iktidarı adına, yitirdiklerini kazandıkları zaferler olarak yeni kurbanlara aktardıklarında damağımda acı bir hisle, geriye dönüp bakmak, insan hafızasında bir iki ayrıntıdan ibaret hayatımı bu günün sözcüklerinde beraat ettirmek bir zorunluluk haline geliverir. Aslında en çok rahatsızlık duyduğum, ertelemenin,
sabretmenin, görmezden gelmenin hafızamda yaşayan birkaç güzel anının da üzerini örtüşü. Keşke yüreğim buna izin verecek kadar pervasız olabilse, keşke gülüp geçmeyi becerebilsem…

MSM
1996 ‘da Savaş Dinçel’ in derslerine vekaletimle başladı bu serüven. Her anı seçilerek yaşanmış hayatımın en uykusuz, en yorgun, en gergin günleri… İlk yıl haftada 8 saatlik Sahne Tatbikatı dersleri ile başlayıp, MSM Akşam Okulu ve Fenerbahçe Sahnesi’nde kurduğumuz tiyatro ile toplam haftada 25 saat derse oradan haftada üç gün oyun sergilediğimiz MSM Oyuncuları ile gerçekleşen provalarla haftada 7 gün hesabı tutulamayacak saatlerle dolu öğrencilere harcanmış beş yıl –hayır bu doğru değil, kendi var oluşumuzu gerçek kıldık, öğretimi, sanatı, hayatı bildiğimiz gibi yaşadık, hayal ettiğimiz gibi.-
Hayat başka mecralarda da akıyordu bu süreçte benim için, Şehir Tiyatroları’nda Godot’u Beklerken’i, Barış’ı, Arslana Benzer’i çıkarttım, 7 Numara, Kısa Devre, Sana Bayılıyorum tv dizilerinde oynadım, annemi ve ağabeyimi kaybettim. Turneler, workshoplar, idari işler…
1998’de MSM hakkında Müjdat Gezen’in hayır amaçlı kurduğu parasız eğitim veren bir okul olduğu ve öğrencilerinin genellikle tv’yi tercih ettikleri dışında pek bir şey bilmiyordum. Dahası birkaç yıldır üzerinde çalıştığım ‘bir aktör nasıl eğitilir’ sorunsalı üzerinde çok az bir deneyime sahiptim. Okuldaki ilk yılım o çatı altında olup bitenler, öğrencilerin ihtiyaçları ve izlemem gereken yöntem konularında bilgi biriktirmekle geçti. İkinci yılın başında artık hedeflerimi saptamıştım. MSM özerk bir kurumdu, YÖK ‘e bağlı olmaması, paralı eğitim kapsamında olmaması, aldığı kararları hemen hayata geçirebilecek dinamik bir kurum oluşu ve sanata olan inancın kurumun temelini oluşturması, ülkemizdeki oyunculuk eğitimi kaosunda çok ciddi bir alternatifi oluşturabilirdi. Peki öyle değil miydi? Hayır değildi! Öğrencilere bedava ders vermeyi kabul etmiş iyi niyetli saygın hocalar ve bu minneti hayatları boyunca ödeyemeyeceğini düşünen öğrencilerin tuhaf ilişkisiydi ilk görünen. Hocalar için tuzaklı duran yer, öğrenciler adına bilabedel gösterilen özverinin gerçekte pek bir değer taşımayan fikirler için iyi birer kalkan oluşu ve hocalıkla iktidar sahibi olma arasındaki tuhaf pragmatik dengeydi. Öğrenciler içinse saygı, özveri ve minnet pamuklarıyla sarmalanmış bir ortamda sanatçı olmanın gerektirdiği başkaldırı, kendini ifade etme, özgürce tartışabilme olanakları nankörlük etmeme ve terbiyeli olmanın ağır baskısı altında kalmış, o yaşlarda edinilmesi zor olan vicdani yükümlülükler zaman zaman ikiyüzlülüğe davetiye çıkartır gibiydi. Ve usta-çırak ilişkilerinin göreceli duygusal değerlendirmeleri ve popülist değer yargıları ve konservatif olana tepkinin akademik tartışmalara uyguladığı afarozlar ve el yordamıyla edinilmiş deneyimlerin öznenin kapsadığı alanla doğru orantılı genel geçerliği…
Tiyatro Bölüm Başkanı olduğumda ilk iş ders müfredatlarını birbirleriyle ilişkilendirmek istediğim bir öğretmenler kurulu toplamak oldu, katılım üç kişiydi, ders müfredatlarını öğretmenlerden yazılı olarak talep ettiğimde durum farklı olmadı. Dersleri yıllara bölmek, ders sayılarını ve ödevlerini öğrencinin kaldırabileceği akılcı bir sisteme oturtmak zorunluluktu. Öğretmenlerin devamlılığını sağlamak, devamsız öğretmenleri kritik noktalardan almak gerekiyordu. Ders saatlerini ve sayılarını düzenlemek için harekete geçtiğimde öğrenciler için bir kahraman haline gelmiştim birilerinin ağzının tadını kaçıran bir kahraman. İlerlemeye devam ettim, giriş sınavlarında sadece güzel olduğu için okula kabul edilmek istenen bir aday hakkındaki tartışma ya da kısa boylu ya da şişman bir adaydan beklenen olağanüstü yetenek, getirilmek istenen yaş sınırlamaları kimi öğretmenlerle oyunculuğa bakış açılarımızın ötesinde bir kimlik, kişilik çatışkısına dönüyordu. Yıl sonu notlarının jürinin uzlaşarak değil her hocanın verdiği notların ortalamasından demokratik olarak oluşmasını istediğimde bana okulun teamülleri anlatıldı uzun uzun, en çok bağıran istediğini yaptırıyordu bu jürilerde ve en çok bağıranlar kontrolü kaybetmek istemiyordu. Önemli değildi, hayattan daha mı ağırdı tüm bu çatışkılar? En çok zamanımda benim de hocam olan Sayın Müjdat Gezen için kaygılanıyordum. Bir yandan desteğini eksik etmeyerek okulunu daha iyi bir noktaya taşımak istemekle, dostlarına karşı vefalı olmak arasında sıkışıp kalıyordu. Belki de ben sıkıştığını sanarak fazladan kaygılanıyordum, onun sınırlarını ve önceliklerini sezmeye çalışıyor, kocaman bir ego üzerine kurulu bu okulun hayatını tatsızlaştırmasına neden olmak istemiyordum, duygusallık işte. Ne acı ki duygusal davranmakla itham ediliyormuşum en çok.
Derslerim
Derslerimde yeteneğe değil yaratıcılığa dayalı bir sistem oluşturmuştum. Birinci yıl sadece ön alıştırmalar, serbest, koşullu ve fiksatif doğaçlamalarla, öğrencilerin bir rol kişisi olmadan kendi duygularını olmayan etkilerle dışa vurmasını amaçlayarak sadece oyun kavramı üzerinde duruyordum. İleriki sınıflarda ontolojiden yararlanarak gerçekleşen imajinasyon çalışmaları, enerji kullanımı, kendi geliştirdiğim oyuncuda üç pencere kavramı ve karakterizasyon çalışmalarıyla oyuncuların bütünü parçalara ayırmasını ve sonra yeniden birleştirmesini sağlamaya çalışıyordum ve son sınıfa gelindiğinde uygulama çalışmaları başlıyordu. Okuldan mezun olan her oyuncunun en az iki farklı oyunla seyircinin karşısında bir sezon oynamasını amaçlıyordum, bundan cep harçlıklarını da çıkaracaklardı. Başardık da. MSM Oyuncuları, Türkiye’de hiçbir okulda benzeri olmayan bir uygulama alanına dönüşmüştü. İlk yıl toplam seyircimiz 7 bini bulmuştu. Ancak özellikle son sınıfların müfredatında değişiklikler yapılması gerekiyordu, haftada 36 saat ders gören ve en az dört beş dersten ödevi olan bir öğrenci sahneye çıkmak ve prova yapmak için, uykusundan, derslerinden ve sabrından çalıyordu. Müfredatlar bu uygulama sahnesi açılmadan düzenlenmişti ve yeni koşullara uyum sağlaması gerekiyordu. Son sınıfların sadece uygulama dersleri alması konusunda ısrar ettim, bu değişikliği tek başıma gerçekleştirmem okulu alabora ederdi, sessizce geçiştirildim. Ne garip ben istifa ettikten bir yıl sonra bu gerçekleşmiş, birilerinin özgün fikri olarak.
Giderek öğrencilerin ilk yıllarda % 100 olan desteği erimeye başlamıştı. Evet derslerim hala en ilgi çekici derslerdi, öğrencilerin büyük çoğunluğu için önemim tartışılmazdı ne var ki uygulama çalışmaları önceden de öngörüldüğü üzere öğrencilerin üzerine çok fazla yük oluşturmuş ve şimdi tıpkı öğretmenler gibi öğrenciler de katlandıkları fedakarlığın faturasını bana kesmeye başlamışlardı. Sürekli prova yapmak, oyun oynamak, dekor taşımak, turnelerde koşuşturmak, ödevler, araştırmalar, dersler özel hayata neredeyse vakit yoktu. Dahası tv sektörü gelişmiş dizi furyaları başlamış, bir iki ay önce cebinde sigarası yokken okula özel arabalarıyla gelmeye başlayan kimi öğrencilerin şansına sahip olma isteği yavaş yavaş eğitimi tali bir noktaya getiriyordu, okulun varmak istediği amacı da. Öğrencilerin bir aktör olarak ömür boyu karşılarına çıkacak ikilemleri çok erken girmişti hayatlarına. Dışarıdaki işleri için izin isteyen, gerektiğinde yalan söyleyen ya da işleri reddederek okuluna devam eden kimi öğrenci için gerçek bir engeldim, her ne kadar sevilsem de.
Öğrencilerin bir kısmı dışarıda devam eden hayat karşısında oyuncu olmaya çalışarak ödedikleri bedeli, klanlaşarak kendi seçmedikleri öğrencileri dışlayarak, kurduğumuz sahneyi kapalı devre bir dergaha çevirme yolunda fatura etmeye başlamışlardı. Klanları dağıtmakla işe başladım, bir iki mezunu ekipten çıkardım. Sahnemiz enteresan bir yerde bulunuyordu şimdi yeniden düzenlenen Rüştü Saraçoğlu stadının bahçesinde Birleşik Fenerbahçeliler Vakfı’ nın alt katındaydı. Vakfın korumalarından bir iki ağabeyleriyle sıkı fıkı dost oldular bazıları. S i g a r a içiyorlardı, sahnede kuliste, soyunma odalarında, vakıfta, okulun bahçesinde… Fazla koşul yoktu; ya sahnenin kapatılı, sayıları hiç de az olmayan bir gurup öğrenciyi okuldan uzaklaştırılmasını talep etmek ya görmezden gelmek ya da mücadele etmek. Bu durumun afişe olması koşulunda Müjdat Gezen’ in kamuoyu önünde düşeceği durumdan bahsettim, sahnenin kapatılmasına neden olmakla sadece kendilerinin değil kendilerinden sonra gelecek nesillerin de sorumluluğunu aldıklarından dem vurdum, o ağabeyleriyle bizzat konuştum, tehlikeli bir konuşmaydı ama bana hak verdi, hatta söz verdi. Sahnenin tatilde olduğu aylar boyunca akşamları tiyatronun bahçesinde dikilerek söz aldığım ağabeylerine ve onlarla yarenlik etmekten hoşlanan öğrencilerime inatla talebimden vazgeçmeyeceğimi gösterdim.
Yolun sonu
Okuldaki son yılımda sigara ve klanlar mevzuunda hayli yol almış olsak da asıl sorunumuzu telafi edemiyordum. Son sınıf öğrencilerimin çoğu dışarıdaki ranta dahil olmak istiyorlardı. Birkaç ay sonra okul bitecekti ve kendilerini belirsiz gelecekleri karşısında güvencede hissetmek istiyorlardı, tipik mezuniyet psikolojisi aslında. Saltanat’ı çalışıyorduk, bu onların mezuniyet oyunuydu. “Açlıktan kan tükürdüklerini”, “ ev kiralarını ödeyemediklerini” “okulda çay içecek paralarının olmadığını” ve artık “usandıklarını” belirterek oyunu bırakmak istediklerini söyledi bazıları, bir ikisi dışında bütün sınıf sessiz kaldı duruma. Bunun bir okul oyunu olduğunu, son sınıf sahne dersimin içeriğinin oyun çıkarmak olduğunu, oyunu bırakmanın dersi bırakmakla aynı anlama geleceğini ve bu durumda kendilerine not veremeyeceğim için doğrudan bütünlemeye kalacaklarını söyledim. Seçim yapılmıştı. Derslerime girmediler ve aynı oyunu oynamaya gönüllü olan bir alt sınıfla dersleri haricindeki 23 provayla çıkardık.
Final sınavlarına geldiğimde hayatımın en zor günlerinden birini yaşayacakmışım meğer. Benim içlerinde en güvendiğim öğrencilerimin olduğu son sınıfım bütünlemeye kalmaktansa benden rahatsızlığını ayyuka çıkaran bir başka öğretmeni üzerime salmayı uygun görmüşler. En acısı yalan söyleyerek. Meğer onlar dersi bırakmamış ben atmışım, şimdi de kişisel kızgınlıklarım yüzünden onları sınıfta bırakmak istiyormuşum.
Sahneye dizildiler, “öyle mi oldu?” dedim, korkunç bir andı, bir daha ömürleri boyunca kimsenin gözlerinin içine bakamadıkları bir an yaşamalarını istemem. Sessizlik… Yalnızca biri giderayak “hayır öyle olmadı” diyebildi. Dışarıda içlerinden bir öğrencimi çekip sordum “neden?” diye “böyle olacağını bilmiyorduk, affet” diyebildi, gözleri gerçekten mi yaşarmıştı acaba yoksa benden öğrendiği tekniklerden birini mi uyguluyordu?
Sonuç; yol bitmişti. Gitmem gerekiyordu. Dersler öğrenciler içindir, benim kimseye verilecek dersim kalmamıştı, onlardan bir kez daha öğreniyordum hayatı. Öğrencilerime yalan söyleten, onları bu gencecik yaşta yozlaştıran şeye teslim olmam gerekiyordu.. Meğer yıllardır bu anı pusulamış biri uğulduyordu kulaklarımda “Bu okul dostluk yuvasıdır…” “biz bu okulu sevgiyle kurduk…” “Öğrenciye düşman olunmaz…” Yazık, “ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” derler ya bir anda olanı da görüneni de kavradım, kendi oluşumu da. Kötülüğün sebebi de uyaranı da ben olmamalıydım.
Bir söz vermiştim Saltanat’ı çıkaran sınıfı Diyarbakır festivaline götürecektim. Sessizce gerçekleştirdik turneyi, dekorlar tekrar sahnemize döndüğünde asistanlarıma, kimseye çaktırmadan odamdaki eşyaları arabama yüklemelerini söyledim. İstifa mektubumu faksladım.

1996-1997 2001-2002 eğitim yılları arasındaki MSM projeleri
TEBEŞİR DAİRESİ Yöneten Engin Alkan
VİŞNE BAHÇESİ Yöneten Engin Alkan
ANTİGONE Yöneten Engin Alkan
SALTANAT Yöneten Engin Alkan
KADINLAR SAVAŞIRSA Yöneten Kemal Kocatürk
Genel S. Yön. Engin Alkan
AKADIN YAYI Yöneten Şebnem Sönmez
Genel S. Yön. Engin Alkan
OZ BÜYÜCÜSÜ Yöneten Sennur Kaya
Genel S. Yön. Engin Alkan
MSM Akşam Okulu
ÇİZGİ Kolaj Yöneten Engin Alkan
DÖNÜŞÜM Kolaj Yöneten Engin Alkan
MSM 10. yıl Tiyatro Bölümü Gösterisi Tasarlayan ve yöneten Engin Alkan
Gerçekleşen Turneler
TEBEŞİR DAİRESİ Denizli Çocuk ve Gençlik Oyunları Festivali
İBŞT Gençlik Günleri
Vefa Lisesi
VİŞNE BAHÇESİ İBŞT Gençlik Günleri
Deniz Harb Okulu
Vefa Lisesi
ANTİGONE İBŞT Gençlik Günleri
Sarıyer Tiyatro Festivali
Denizli Amatör Tiyatrolar Şenliği
Diyarbakır Sanat Festivali
ODTÜ Şenliği
Vefa Lisesi
MSM Tiyatro Okulları Buluşması
Çanakkale Festivali
SALTANAT Çanakkale Festivali
Diyarbakır Festivali
İBŞT Gençlik Günleri
2001 yılına ait bir MSM Oyuncuları pano duyurusu
AFERİN SANA!
- VİŞNE BAHÇESİ EKİBİ: Uzunca bir aradan sonra,kısa zamanda oyunu seyirciye sunuma hazır hale getirdikleri, MSM Oyuncuları ve MSM Fenerbahçe sahnesi’nin hayata geçmesindeki özverili çalışmaları ve sorumluluk duyguları için.
- TANER ERGÖR: Yepihodov’u oynamayı kabul edip,büyük bir duyarlılık ve başarıyla ekibe uyum sağladığı için.
- BERKE ÜZREK: Premiere dört gün kala Yaşa rolü üzerinden yaşanan krizi çözmeyi kabul ettiği ve sahnedeki performansı için.
- ERCÜ TURAN-BERKE ÜZREK İKİLİSİ: Vişne Bahçesi’nin premier hazırlıklarındaki sorumluluk ve çalışkanlıkları için.
- MERAL ANNEMİZ: Özverisi,çalışkanlığı.beceriklilği ve insani ilişkilerindeki sevgisi ve şevkati için.
- ÇAY GENEL MÜDÜRÜ AZİZ: Güler yüzü ve iyi niyetiyle bizi desteklediği için.
- ORHAN EŞKİN, BİLAL ÇATALÇEKİÇ, İLKER AYRIK,MUSTAFA ÜSTÜNDAĞ, MURAT GÜRVARDAR: Bu çocukları eğer deforme etmemeyi becerebilirsek,bu iştahları ve bitmek bilmeyen enerjileriyle dünyanın sonuna kadar gidebiliriz.
- DUYGU,BANU,BAŞAY,REYHAN, FİLİZ VE PETEK MELEKLERİMİZ: Oyunlarımızda seyirci fuayesi ve salondaki canhıraş çalışmaları için.Seyircilerimiz onların koşuşturmalarını seyretmeye geliyor
- DUYGU TAŞKIN: Gardrobuna tecavüz etmemize izin verdiği için
- KORAY KURU: Web sitemizi titizlikle kullanıma hazır tuttuğu için.
- VİŞNE BAHÇESİ EKİBİ: Kulis kurallarını hala gereğince pratiğe geçiremedikleri,dekorun ve aksesuarların kurulumu ve toplanması sırasında hala kaytaranlara izin verdikleri için.
- ÖZLEM TÜRKAD: Vişne Bahçesi’ndeki Yardımcı Yönetmenlik görevini ve sorumluluğunu yerine getirmediği için.
- AHMET SARAÇOĞLU: 26.1.2001. tarihinde oyuna saat 20:15’te geldiği için.
- ORHAN EŞKİN:26.1.2001 tarihinde oyuna 20:45’de geldiği için.
- BERKE ÜZREK: 2 .2. 2001 tarihinde,fotograf çekimi sorumluluğunda olduğu halde,salona fotografçıdan sonra geldiği için.
- MURAT GÜRVARDAR: Hala efekteki hatalarını düzeltmek için teknik prova yapmadığı, cd çekimi için gerekli sorumluluğu almadığı, bu konudaki randevularına ve sözlerine sadık kalmadığı için.
- ENGİN ALKAN: Durmadan ortada dolaşıp, söylendiği için.
MSM KONSERVATUVARI 1998-99 YILI DENEME SINIFI ÖĞRENCİLERİ’NE:
Hepimiz için zorlu geçen bir sınavda sergilediğin, seni onlarca adayın arasından sıyıran kişisel yeteneğin ,doğrusu takdire değerdi.Yaşam boyu sürecek amansız bir maratonun ilk ayağını aştın ve MSM Konservatuvarı ,Tiyatro Bölümü, Deneme Sınıfı’nda eğitim görmeye hak kazandın.Tebrikler…
Büyük olasılıkla ,geçtiğimiz sınavda da olduğu gibi, seni başarıya taşıyacak şeyin yeteneğin olduğunu düşünüyorsun,bu çok doğal.Ancak oyunculuk yetenek gibi, sezgi gibi, kendiliğinden sahip olunan unsurları da içine alan bir çok kanalın, sürekli kombine olduğu, karmaşık bir yaratım alanıdır.Elbette ki ,sanat yapmak için yetenek önemli bir avantaj,kimi algılayış biçimlerine göre de vazgeçilemez bir unsurdur.Ama sanat salt yeteneğe dayandırılamaz.Ve çağdaş sanatçı, kimliğini, yeteneğin de önünde duran yaratıcılığıyla oluşturur.Çünkü oyunculuk ,bu günün anlayışıyla , bir uygulama biçimi değil ,bir yaratım alanıdır.Yeteneğini unut! O, gerektiği zaman, yanıbaşında beliriverecektir, nasıl olsa.
Eğitmenin olarak,
Yıl sonundaki sınavdan korkma! Kendi gelişiminin takipçisi ol,sınavı yeri geğldiği zaman düşün ,öyle ya;baştan kaybedecek olsaydın,şimdi burada olamazdın.
Derslerde mümkün olduğu kadar çok not tutmaya çalış,hafızana ne kadar güvensen de, çok geçmeden seni yarı yolda bırakacaktır. Üşengeçliğin,tembelliğin, endişenin ve korkunun sana engel olmasına izin verme,aktif ol.Senden zeka,yaratıcılık dinamizm ve motivasyon bekliyorum.Yıl boyu gözleyeceğim derslerdeki aktiviten,tutumun,hazırlıkların,eleştiri ve tartışmalara katılımın, dersleri anlamaya çalışma gayretin ve devamlılığın,hakkındaki kanaatim açısından çok önemli olacaktır.
Tiyatro birlikte yapılan,kollektif bir sanatttır.Kendi içine doğru çıkacağın yolculukta,seninle aynı koşulları paylaşan arkadaşlarını ve partnerlerini acıtma.Disiplin ve sorumluluk sahibi olmalısın.Birlikte çalışacağın partnerlerini zor durumda bırakacak tutum ve kararlardan kaçın. Unutma,kimse kimsenin lüksü değildir,hayatı birbirimiz için kolaylaştırmak zorundayız.Oyunculuk, bilgisini insan ve davranışlarından alan bir sanattır.İnsanı anlamak, hemen yanı başımızda başlar.Aşağılama,küçük görme,alay,dalga geçme, yargılama,saldırganlık , itham ve benzeri davranışlardan kaçın,derslerimde bunlara asla izin vermem.
Derslerim sırasında mutlaka rahat ve hareketlerini kısıtlamayacak giysiler giy.Takılar,aksuarlar vb. işini zorlaştıracaktır.Sen sahnede güzelleşeceksin ve bunun yolunu bulacaksın.
Tutacağın notların dışında benim dersimi ait bir defterin olsun.Senden her dersin sonunda,dersin değerlendirmesini yapmanı istiyorum;O gün kafan neyle meşguldü,ne öğrendin ya da öğrenemedin,ders nasıldı,sen derste nasıldın,sahnede yaşadığın sorunların ne olduğunu düşünüyorsun,bunlara bulabildiğin ya da öngördüğün çözümler neler,benimle ya da partnerinle ne yaşıyorsun,hedeflediğin sürecin neresindesin,ne yapmak istiyorsun yada yapmak istemiyorsun,neyi yapamıyorsun,kendini nasıl hissediyorsun,düşlerin ya da hayal kırıklıkların ne vb.kısaca,deftere her şeyi yazabilirsin.Ne yazacağına ,ancak sen karar vereceksin.Ama ne olursa olsun, her dersten sonra,bir dahaki derse kadar yazacak bir şey bulmalı ve yazmalısın.Zaman zaman bu defteri senden alıp, okuduktan sonra iade edeceğim.Yazdıklarının benim dışımda kimse tarafından okunmayacağına söz veririm.
Nasihatlerim bir avazda bunlar.Arka sayfada bana dair bir tanıtım yazısı bulacaksın.Hayallerini gerçekleştirmen dileğiyle…Hoşgeldin!