İlk Gün
Ve sonunda provalar başladı.
Yedinci kez rol dağılımı baştan yapıldığı halde hala kısa rollerde eksiklikler tamamlanamamış.
Prova saati gelmeden ve prova sırasında edindiğim; izlenim ekipteki azımsanamayacak sayıda oyuncunun proje için pek istekli olmaması, üstelik sürekli yakınarak ekibin enerjisinden çalmaları. Eğer ekibin sinerjisi bu paydadan hareketle oluşacaksa açıkçası pek hayra yormam.Umarım kötümser düşünüyorumdur.
Bir prova başlangıcı için oldukça yoğun ve yorucu bir gündü. Yarımşar sattlik iki ara dışında durmaksızın 7 saat çalıştık. Metni deşifrasyonu ile başlayan prova ilk aranın ardından ilk koral şarkının müzik provasıyla devam etti. Ekibin müzikalitesi fena değil, çift sesler ve kanonlarda epey yol katedildi.
Yücel Erten Yalçın Tura’nın hiç seslendirilmemiş bir solo partisyonu kendisine ulaştırdığı haberini verdi. Profesör’ün seslendireceği bu solo partisyon oyunun 64′teki versiyonu için bestelenmiş, ama sonradan bir nedenle oyundan çıkarılmış ve sonraki yıllarda da varlığından haberdar olunmadığı için hiç seslendirilmemiş. Korepetitör deşifre ederken biraz dinledim, biraz Madam Olga’nın ’sivilizasyon’u havasında, eğlenceli bir şarkı.
Yücel erten şimdilik oyunun konseptine dair pek az açıklamada bulunuyor. Bu gün oyunun modernize edilmesine dair açılan konu üstüne, oyunun atmosferinin 60ların dünyasından kopmayacağını ve yorumun “küçük bir nostalji” etkisi yaratmayı amaçladığını söyledi. Kimi eskimiş sözcüklerin daha güncelleriyle değiştirilmesi önerisine ise, ihtiyatla, dönem dışına çıkılmamak ve üslup sorunu yaratmamak koşuluyla olumlu baktı.
Yücel Erten prova sırasında çalışma sistemiyle ilgili olarak “Ben eğitim haricinde tiyatroda doğaçlamaya inanmam, tiyatroda profesyonellerin çalışma tarzı ‘etüd’dür.” ifadesini kullandı. Duyduğumda hemen irkilmeme neden olan bu ifadesini örneklerle açıklarken, aslında doğaçlama ifadesiyle kastettiğinin ’serbest doğaçlama*’ olduğunu kavradım. “Etüd” ten kastettiği basbayağı ‘koşullu doğaçlama*” ydı. Aslında konunun ilerlediği pek çok noktada kendisine katıldım. Bir tasarımı olmayan yönetmenlerin oturduğu yerden oyunculara “haydi sahneyi doğaçlayın” diyerek aslında bir yöntem olarak pek çok iyi rejisörün ustalıkla kullandığı çalışma biçimini, içini doldurmadan taklit edip, kendi yetersizliklerini ‘modern’ olma fikriyle manipüle eden yönetmenlereydi sözü. Haklıydı. Maalesef kalpazanımız çok…
* Serbest Doğaçlama: herhangi bir koşul belirlenmeksizin,( zaman,mekan,durum,karakter vb.) oyuncuların o anki serbest duyumlarına dayanarak gerçekleştirdikleri doğaçlamalar.
* Koşullu Doğaçlama: Önceden belirlenmiş bir yada birden fazla koşulun değerlendirilerek, iç aksiyonların ve dışa vurum yollarının araştırıldığı doğaçlamalar.
* Fiksasyon içinde doğaçlama: Koşullara ek olarak, fiziksel aksiyonun ve repliklerin sabitlendiği, sadece oyuncunun imajinasyonuyla ve imajların yer değiştirmesiyle oluşacak etkinin amaçlandığı doğaçlamalar. (Önemli bir konu, fırsat bulursam ilerde irdelemeye çalışacağım.)


