Anlı-şanlı bir gösteri

[Anlı-şanlı bir gösteri]

Tarih: 18 Ekim 2006 Çarşamba


Kimi yazarlar vardır ki onların geçmişte yazdığı yapıtlarında, bugünü anlamak, toplumsal ve siyasal yapıdaki değişimi takip etmek mümkün olabiliyor. Bu yazarların yapıtlarına bugün dönüp tekrar baktığınızda ülkenin, toplumsal ve kültürel hayatında değişim ve dönüşümü geciktiren ve değişime ayak bağı olan bir gücün ya da güçlerin neler olduğunun da farkına varılabiliniyor.


Bu yazarlardan birisi de hiç kuşkusuz, yazdıklarıyla Türk edebiyatının en verimli ve en önemli hikaye, mizah ve tiyatro yazarı Haldun Taner’dir. Taner yapıtlarında, insanın ve toplumun açmazlarını, kültürel ve ahlaki şekillenişini bir toplumbilimci titizliği ve yetkin bir psikolog tavrı ile ortaya koyma hünerini gösterebilmiş az bulunur bir edebiyat insanıdır.


Tiyatro yapıtları Türkiye’ de en fazla oynanan ve 10’a yakın yabancı dile çevrilen aynı zaman da yurtdışında da sahnelenen Taner’in, yazdığı ve bir Türk Tiyatrosu Klasiği olarak kabul gören “Keşanlı Ali Destanı” teknik olarak metnin dil tutarlılığı, epik tarzın ustaca yapılandırılması, olay örgüsü ve kurgu bağlamında en yetkin tiyatro metnidir.


Yapıtın yazıldığı yıl (1964) hemen Engin Cezzar-Gülriz Sururi Tiyatrosu’nda sahnelenen “Keşanlı Ali Destanı”nda olaylar, müzikal bir anlatımla, dönemin Türkiye’sinin toplumsal ve siyasal koşulları fona alınarak yansılanmaktadır. Yazıldığı yıllarda ve hâlâ bugün öyküsü hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Rivayete göre Taner, oyunun öyküsünü Ankara’nın Altındağ semtinde yaşayan bir Kürt çetesinin başı olan “Kürt Cemali”nin yaşadığı olaylardan esinlenerek oluşturuyor ve dönemin siyasal koşulları gereği oyununa Keşanlı Ali Destanı diye isim koymak zorunda kalıyor.


Ancak bugün için kimin öyküsü olduğunun çok bir anlamı yok ve ortada her yönü ile sağlam bir tiyatro eseri var.


Eser, bugünlerde İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yeniden gösterimde. Usta Yönetmen Yücel Erten’in 22 yıl sonra yeniden sahneye taşıdığı müzikal, genç bir kadro ile kotarılmış. Oyunun müzikleri Yalçın Tura’ya, dansları Nasuh Barın’a, dekor tasarımı Ayhan Doğan’a, kostüm tasarımı ise Ayşen Aktengiz Bayraşlı’ya ait. Dramaturji çalışmasını Dilek Tekintaş’ın yaptığı oyunun kadrosu yaklaşık 50 kişiden oluşuyor.


Yönetmen Yücel Erten oyunu sahnelerken, metin üzerinde hiçbir değişiklik yapmamış ve olduğu gibi sahneye aktarmış, dramaturji çalışmasında oyunun dili ve anlatım tekniği olabildiğince korunarak Taner’in özgün metnine bağlı kalınarak dönemin tüm özellikleri yansılanmaya çalışılmış. Oyunu izlerken, 42 yılda Türkiye’de esasında hiçbir şeyin değişmediğine, içimiz burkularak, tanık oluyoruz. Haldun Taner’in, bir çete liderinin öyküsünü, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal koşullarını fona alarak mükemmel bir kurgu ile yazdığı oyunu, aynı mükemmellikte izliyoruz sahnede. Yücel Erten öyküyü açık biçim bir üslupla olabildiğince görselleştirerek anlatıyor ve ortaya teatral bir gösteri sunuyor. Ancak bu teatrallik öyküye darbe yapmıyor, oyunu izlerken hem öyküyü takip ediyoruz hem de keyifli bir izlenceye tanık oluyoruz. Erten genç fakat enerjik bir kadro ile sahnelenmesi risk ve zor bir oyunu başarı ile sahneye yaşıyor. Bu başarıyı hem oyunculukta yakalamış hem danslarda hem de şarkılarda.


Keşanlı Ali’yi yansılayan Engin Alkan, Ali’nin tavrını bir bütün olarak sahneye aktarırken bütün enerjisini sonuna kadar ve samimi olarak kullanıyor. Bir efsane figürü olarak Ali’nin yiğitliği, kabadayılığı, cesareti, muhtarlık adaylığında entrika ve dalavereci yanıyla eksiksiz karşımıza çıkartılıyor. Alkan rejinin sahneleme tekniğine uygun olarak rolünü anlayarak ve inandırarak yansılıyor ve takım oyunculuğunun baş figürü olarak rejiye ve metne önemli katkılar sunuyor. Engin Alkan, oyunculuk açısından zor olan, epizotlar arası geçişler de başarılı bir oyunculuk örneği veriyor. Ses tonu, tavrı ve mimikleri ile her sahnenin duygusal derinliği ve görselliğine uyumlu bir oyunculukla, farklı durumları başarı ile sahneye taşıyor.


İzmarit Nuri’de izlediğimiz Murat Garibağaoğlu çevikliği, jest ve mimiklerini kullanmadaki ustalığı ile göz dolduruyor. Garibağaoğlu, tavırlarıyla İzmarit Nuri’yi oyunda baştan sona yüksek bir performansla canlı ve sempatik tutma becerisini gösteriyor ve hareketleri ile oyunun ritmini sürekli üst seviyede tutuyor. Şerif Abla rolünde izlediğimiz Hikmet Körmükçü, özellikle şarkılı ve hareketli sahnelerde üst düzeyde bir enerji ile oynuyor ve sesi ve tavrını uyumlu hale getirerek oyunun önemli bir figürü olduğunu oyunculuğu ile seyirciye fark ettiriyor. Zilha ve Nevvare rollerini üstlenen Meriç Benlioğlu, Zilha ‘da yer yer başarılı olsa da biraz hareketsiz kalıyor sanki. Teke Kazım, Bülent Onaran, Resmiye rollerinde birbirinden farklı figürlerde izlediğimiz Çağlar Yiğitoğulları her bir rolü genç yaşına rağmen başarı ile yansılıyor. Yiğitoğuları bu rolleri ses, beden, tavır ve duygu olarak ayrıştırma becerisini gösterirken aklın ve yüreğin uyumundan süzülen bir oyunculuk örneği ile samimi bir oyunculuk ortaya koyuyor ve göz dolduruyor.


Keşanlı Ali Destanı’nın dekor tasarımı oyunun dönemine ve açık biçim üsluba uygun olarak stilize bir tarzla tasarlanmış ve görsel olarak bir bütünlük oluşturuyor. Müzik ve danslar ise üst düzeyde kotarılarak işitsel ve görsel bir öge olarak ayrı ayrı metnin ve rejinin anlatımını güçlendiriyor.

Dekor, kostüm ve ışığın tasarımı uyumlu bir birliktelik oluşturarak görselliği güçlendirdiği gibi aynı zamanda oyuna, dönemsel, düşünsel ve duygusal bağlamda iyi düşünülmüş katkılar sunuyorlar.


Sonuç olarak; Yönetmen Yücel Erten yılların deneyiminden süzerek oluşturduğu birikimini, mantık, duygu, yürek ve cesaretle bir kez daha buluşturarak kotardığı Keşanlı Ali Destanı, Haldun Taner’in yazarlık düzeyine uygun bir nitelikle Şehir Tiyatroları’nın bu sezon en çok izlenecek ve seyirci toplayacak en önemli oyunu olacak gibi görünüyor.

Metin Boran

http://www.tiyatroevi.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=77

← Önceki SayfaSonraki Sayfa →