ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU
ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU
Seçkin Selvi
Tiyatromuzda Sermet Çağan’ın ‘Ayak Bacak Fabrikasından (1963) sonraki ilk epik oyunlardan biri olan “Keşanlı Ali Destanı, biçimsel yeniliğinin yanı sıra içeriği açısından da çok önemli bir yapıttır. Oyunun geçtiği “Sineklidağ” her ne kadar belirli bir yere oturtulmayıp gecekondular genellemesi içinde yansıtılsa da, 1950’ler Ankara’sının Altındağı’dır. Gerçekten de şehre tepeden bakan Altındağ, İstanbul’dan da önce büyükşehire ilk göç alan yerdir; çünkü Demokrat Parti iktidarından itibaren başlayan bu göç dalgasının ilk vurduğu yer, o zamanlar suyun başı olan Ankara’ydı. Anadolu göçünün İstanbul’un taşının toprağının altın olduğunu tam kavrayamadığı, daha doğrusu görkemiyle hayli ürkütücü gelen İstanbul’ a kıyasla çorak Ankara’yı kendisine daha yakın bulduğu bir dönemdir bu. Haldun Taner, “Keşanlı Ali Destanı’nda işte bu naif varoş halkının, popülist iktidarların oy havuzuna dönüşümünü ve bu konumdan kaynaklanan gücün bilincine varış sürecini aktarır. Üstelik bunu, suçsuz Ali’yi destan kahramanına dönüştüren bireysel öyküyle mahalle halkının sosyal gelişim öyküsünü paralel anlatımla daha da pekiştirir.
Bu süreç bugün de bütün büyük kentlerimizde çok daha kapsamlı bir biçimde sürdüğü, çarıklı kurnazlığından organize suç mafyalarına dönüştüğü ve gelenler kent yaşamına asimile olmak yerine kendi yaşam biçimlerini kentlilere dayattığı için “Keşanlı Ali Destanı” günümüz gerçeğinden uzak düşmeyen, demode olmayan bir oyundur. Hiç kuşkusuz, günümüz gerçekleriyle oyunun yazıldığı dönemin görece naif gerçekleri arasında hayli fark var. Örneğin, o dönemde Zilha’nın sınıf atlaması ancak bir başka kadına benzemesiyle mümkün olabilirken, bugün Zilha halkın bağrına bastığı bir televizyon yıldızı olurdu pekala. O yüzden günümüz seyircisi durumu kavramakta zorlanabilirse de, Şehir Tiyatroları yine de tutarlı bir seçim yapmış diyebiliriz. Yönetmen Yücel Erten de, episod başlıklarını üst yazıyla vermek dahil, özgün biçime ve metne olabildiğince sadık kalmış.
Ancak, başta Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nun Keşanlı’ sı ve Şehir Tiyatrosundaki ilk sahnelenişi olmak üzere oyunun 42 yıl içindeki çeşitli profesyonel ve amatör gösterimlerini izlemiş bir seyirci olarak, bu yeni versiyonu çok doyurucu bulmadım.
Her şeyden önce, ‘ Keşanlı Ali’, Anadolu Ateşi, Sultans of the Dance gibi tanıtım amaçlı, turistik bir yapım değil bir oyun olduğu için halk danslarına gereksiz ağırlıkta yer verilmesini yadırgadım. Toplu sahnelerin fotoğraf karelerine yakınlığını da rahatsız edici buldum. Bu yaklaşım, oyunun özündeki yaşayan yapıyı donduruyor ve donuklaştırıyor. Bu donuklaşmanın bir başka önemli nedeni de, oyun kişilerinin fazlaca karikatürize edilmiş olması. Oyunun seyirciyi zaman zaman hüzünlendiren, yer yer güldüren yapısı, bu durumda inandırıcı olmayan gülünç tipler geçidine dönüşüyor. Örneğin, Keşanlı Ali’nin Trakya ağzıyla, üstelik abartılı bir taklit biçimsizliğinde konuşmasına ne gerek vardı? Seyirciye bir bakıma sevimli gelmesi gereken Ali, Engin Alkan’ın yorumunda, yalnızca şive açısından değil, hareketleriyle de komiklik yapmak adına gülünç oluyor. Yeteneğini, güçlü oyunculuğunu şimdiye kadar çok farklı karakterlerde kanıtlamış olan Hikmet Körmükçü ise, ya benim izlediğim temsile özgü geçici bir sorun yüzünden, ya da bir başka nedenle hela bakıcısı Şerif Abla’da her zamanki performans düzeyini yakalayamıyor. Bunun başlıca nedeni, sanırım müziğin oyuncu seslerini bastırması. Orkestra sahnenin gerisinde olmasına karşın (belki de sahne ağzına doğru genişlemenin etkisiyle, sırf geride olması yüzünden) müzik baskın çıkarak koro şarkıların da, solistlerin de duyulmasında sorun yaratıyor. Oysa oyundaki şarkılar, özellikle de Şerif Abla’nın şarkıları, episod geçişlerini olduğu kadar olay gelişimini de aktardığı için sözlerin anlaşılması çok önemlidir. Meriç Benlioğlu’nun fizik olarak uygun sayılabilecek Zilha’sı da şive yüzünden anlaşılma özürlü. Diğer oyuncuların hemen hepsi de, ekip oyunculuğunun gereklerini yerine getirmektense, ayakkabıyı havada giymek türünden gereksiz kişisel marifetlerini sergilemeyi seçmişler.
“Keşanlı Ali Destanı”nın sahnelenmesi, genç izleyicilerin bu önemli yerli oyun hakkında fikir edinmeleri açısından yine de olumlu.

