Hayati Asılyazıcı Eleştirisi

Keşanlı Ali Destanı

Hayati Asılyazıcı



İSTANBUL Şehir Tiyatroları, 2006-2007 döneminin ilk tur oyunları arasında Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyunu da yer alıyor. “Keşanlı Ali Destanı” (1964) ilk oynanışından bu yana (bilindiği gibi, Dünya Prömiyeri’ni Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda yapmıştı, 1964) Devlet Tiyatroları’nda ilk kez Yücel Erten sahneye koydu. 1973’te Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu yineledi aynı oyunu. 1967’de Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nda oynandı. Yücel Erten’in sahneye koyduğu “Keşanlı Ali Destanı”, İstanbul’daki gösteriminde izledik. Gülriz Sururi-Engin Cezzar ikilisinin “Zilha” ve “Keşanlı Ali” rollerini Nurseli İdiz-Rüştü Asyalı paylaşıyordu. Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Ferhan Şensoy sahneye koydu.

Bu dönem “Keşanlı Ali Destanı”nı Yücel Erten yönetti. Bütün yapımlarda Yalçın Tura’nın müziği kullanıldı. Tura’nın müziği, Taner’in metni ile çok başarılı biçimde örtüşmüştür. Bu kez, Tura’nın ilk yapımlarında hiç kullanılmayan müziğinden bir parça, hangi bölüme ekli olduğunu oyunu izlerken çıkaramadım ama ilk kez bu bilinmeyen ama “Keşanlı Ali Destanı” ile ilgili bütün bir parçası olması içeriği elbetteki zenginleştirmiştir.


Haldun Taner (1915-7 Mayıs 1986), 1950 kuşağının öykü ve oyun yazarı olarak ünlendi. Ayrıca çeşitli türlerde yazılar yazdı. Bu kuşağın yazarları dört temel özelliği öne çıkarmıştır. Bireysellikten toplumsal sorunlara eğilmeleri en önemli özelliklerinden biridir. Bu yazarlar arasında Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Nazım Kurşunlu, Haldun Taner, Orhan Asena, Çetin Altan, Turgut Özakman.


Haldun Taner, olaylar ve durumlardan toplum sorunlarını çıkarmak gibi; oyun yazarlığımızda yenilik sayılan arayışlara yönelmişlerdir. Bu konunun ilk örneğini, Reşat Nuri Güntekin’in “Değirmen” adlı romanından Turgut Özakman’ın tiyatroya uyarlama örneğinin bugüne kadar aşılmayan örneği “Sarıpınar
1914” adlı oyundur. Orhan Asena’nın “Sağırlar Söğüşmesi” (1968) vatandaş ile devlet arasındaki kopmuşluğu işler. Haldun Taner’e dönersek; “Günün Adamı”, düzensizliği bir makam odasından eleştirir. “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” (1964), ülkemizdeki yoksul vatandaşların nasıl sömürüldüğünü ve ezildiğini traji-komik biçimde verir. Yine “Keşanlı Ali Destanı” (1964), devlet otoritesinin zayıflığını, hukuk düzeninin yozlaştığını, ekonomik ortamın güvensizliği, politikacıların aldattığı halkın çıkarcılar tarafından nasıl sömürüldüğünü ‘epik biçem’de anlatan müzikli bir oyundur.

YORUM VE OYUN

Yücel Erten, çok yönlü bir yönetmen. Tragedyadan komedyaya, klasiklerden modern oyunlara kadar, her tür oyunu iyi yorumlamakta, bugüne kadar başarılı olmuş bir yönetmendir. Ayrıca, epik tiyatro ile ilişkisi daha boyutludur denebilir. “Keşanlı Ali Destanı”, Haldun Taner’in epik biçemde yazdığı ilk oyunudur. Ülkemizde Brecht’in oyunlarını en çok sahneye koyan yönetmendir. Almanya’da özellikle Berlin’deki Berliner Ensemble’nın nerdeyse bütünüyle repertuvarı kaldırıldığı haberlerini alıyoruz. Bertolt Brecht’in adına kurulan, ölümüne kadar yönettiği, ölümünden sonra eşi ünlü sahne sanatçısı Helena Weigel’in aynı görevi üstlendiği tiyatronun bugünkü durumu böyle mi olmalıydı?

Yönetmenin çalışmasını, yaptığı yorumu destekleyen; Ayhan Doğan’ın dekoru, Ayşen Aktengiz’in giysi, Fatih Mehmet Har-oğlu’nun ışık tasarımlarıyla katkıları başarıyı artırıyordu. Oyunun ortak katkısı Yalçın Tura ile özdeşleşmesi ilk gösterimden bu yana sürmektedir. Müzik yönetmenliğini Çiğdem Erken, Nasuh Barın koregrafisiyle oyuna katkısı başarılıydı.


Oyuncular takım olarak (kolektif) bakımından üst düzeye taşıyor. Bütün oyuncuların başarıdaki katkıları “Keşanlı Ali Destanı”nı uzun zaman afişte tutacak. Ne ki, bir de başlıca roller, başrollerin getirdiği karakter betimlemeleri var. “Şerif Abla”da Hikmet Körmükçü’nün, ne kadar etkili ve yetkin oyuncu olduğunu gördük. Diyebilirim ki, Şehir Tiyatroları’nda çocuk oyunlarından başlayarak hemen bütün oyunlarını neredeyse anımsıyorum. Her rolde, canlandırdığı her karakterde çok başarılı kompozisyonlar çizdi. “Şerif Abla”da olduğu gibi.


“Keşanlı Ali” de Engin Alkan, dört değişik “Keşanlı Ali”den farklı bir konumda olma gereğini duymuş olacak ki, Trakya illerimizin dialektiğini kullanarak çok başarılı bir kompozisyon çizdi. İzlediğim dört değişik “Keşanlı Ali” rolünde ‘ortak noktalar’ vardı. Bu dört ayrı oyuncunun “Keşanlı”yı çizimlerinde temel karakterin betimlenmesinde aykırılık yoktu. Yorumlarda farklılık vardı. Bu yorum farklılığı, yönetmen ve oyuncunun kendiliğinden yola çıkarak yaptığı çizimdi. Engin Alkaya, değişik karakterleri, ruhuyla, plastik yorumuyla çizmede ve beden dili ve tonlamayla yeni yorum getiriyor, “Keşanlı Ali” karakterine. “Danton”dan, “Keşanlı Ali”ye geçişin anlam ve kavramını bilinçli biçimde yapıyor.


“Zilha” rolü için de dört ayrı oyuncudan izlediğime göre, her oyuncunun ayrıcalıklı yorumu ve plastik oyunculuğu olduğunu görmüştüm. Yücel Erten’in “Ulusal Kanal”daki “Sahne Sanatları” programında belirttiği gibi on iki “Zilha” arasında seçilen Nevvare Meriç Benlioğlu’nun ses ve fizik üstünlüğü olduğu yanıtı çıkıyordu. Doğaldır, şan eğitiminden tiyatro bölümüne geçerek eğitimini tamamlamış Benlioğlu. Fizik ve oyunculuğuyla başarılı bir kompozisyon çizdi. Çok kalabalık oyuncuların her biri ayrı ayrı karakterleri kolektif olarak başarıyla canlandırıyorlar.

(27/11/2006)

← Önceki SayfaSonraki Sayfa →