ROPÖRTAJ / MİKSERDEKİ BEYİN

Canlandırdığınız bir karaktere özendiğiniz oldu mu? Olduysa özendiren şey neydi?
Bütünüyle bir özenme halinden söz edemem. Ancak yaratım sürecinde karakterleri etüt ederken belli bir süre rol kişisiyle özdeşleşim kurarak çalışmak gerekir. Bu süreçte bazı karakterleri çalışırken daha fazla lezzet aldığım olmuştur. İdealize edilen bir kişilik özelliğinden, karakterin çekiciliğine, kullandığı enerjilerden, etki alanına pek çok özellik böyle hissetmemde etkili oluyor sanırım.
Bir kadın karaktere hayat verirken zorlandığınız oluyor mu?
Aktör olarak bir kadını gerçeklik duygusunu zedelemeden oynayabilmem imkânsız, olsa olsa parodisini yapabilirim ki yaptığım da olmuştur. Ancak rejisör olarak kadınların dünyalarını anlamak, onların yaratıcı güçlerinin ve düşünce biçimlerinin kanallarını keşfetmek bana hep heyecan vermiştir. Genel olarak, kadınların eylemlerinin erkeklere kıyasla daha filtreli, daha katmanlı bir özden kaynaklandığını düşünürüm. Kadınlar arasındaki süregelen sessiz iletişimi, dayanışmayı ya da rekabeti bilgi düzlemine taşımak zor, evet.
Sizce bir oyunun izleyici de bırakacağı etki sahnedeki dekor la orantılı mı? Hiç dekor olmayan bir sahne sadece kostümle oynanan oyun izleyicide adaptasyonu eksiltir mi?
Bu söylediklerinizin hiçbir kuralı olmadığını söyleyebilirim. Her yönetmen yapıtının izleyici üzerinde bırakacağı etkiyi tayin etmek ister. İyi bir rejisör izleyicisinin aklıyla kavradıklarından çok onun bilinç üstü faaliyetleriyle ilgilenir. Bir sahne dolusu ezilmiş domatesin mi, yoksa bembeyaz bir dantel giysi üzerindeki bir kaç damla ketçap lekesinin mi etkili olacağı sonsuza uzayan sanatsal seçimlerdir. Tek bir doğru yanıtı yoktur.
Bir gün kendi tiyatronuz olursa ilk sahneye koymak isteyeceğiniz oyun ne olur?
Umarım bir gün kendi tiyatrom olur. Sanırım ilk sergileyeceğim oyun tiyatromun seyirci profiline, ekibime, dünyada ve kentimde olup bitenlere, o süreçte diğer tiyatrolarda gösterimde olan oyunlara ve elbette ne kadar param olduğuna göre belirlenecektir. Yine de kaçamak cevap vermemiş olmak için şunu diyebilirim; bu oyun bir kaç ay önce yurt dışında seyredip, kopyaladığım bir oyun olmayacaktır.
Oyunculuk yaparken dikkat ettiğiniz özel bir şey var mı? Varsa yönetmenlik yaparken bu dikkat değişiklikler gösteriyor mu?
Oyunculuk yaparken zamanımın çalınmamasına yönetmenken de kimsenin zamanını çalmamaya özen gösteririm.
.jpg)
Yönetmenliğini yaptığınız bir oyunu sahnelendikten sonra ‘’Keşke’’ dediğiniz şeyler oldu mu?
Oyun yeni sahnelenmeye başladığında keşke’ler yoktur ya da yok denecek kadar azdır. Ama bir kaç sezon oynayan oyunlarım bana o kadar eski ve bayatlamış gelirler ki, her yanlarını değiştirme arzusuyla kendimi zor tutarım.
Rejisini yaptığınız ‘’Bernarda Alba’ nın Evi’’ adlı oyun da seyirciye anlatmak istediğiniz esas tema nedir?
Program dergisinden birkaç cümle aktarıyorum : ”.. Ataerkilliğin farklılıkları monogam bir bakışla yasaklayan yöntemleri karşısında melez olma durumu bir başkaldırıdır. İçgüdüler, cinsellik, sınıfsal, düşünsel ve kültürel farklılıklar, etnik köken, diğeri olmak vb. birbirine üvey duran unsurların bir araya gelerek oluşturdukları dokular, Lorca külliyatının yaşamı kutsayan benzersizliğini gözler önüne serer. Yaşamın karşısındaki güçler, sertlikleri, kuralları, yasakları ve cezalarıyla kendilerini belli ederler. Lorca dünyası zulme uğrayanların, baskı altında kalanların, dışlanmışların ve şiddet karşısındaki zayıfların doğal yandaşlığıyla çağımızın en sahici başkaldırılarına ses verir. Benim için Lorca melezliğe övgüdür. Anladığım, aktardığım… “

Keşanlı Ali Destanın da sergilediğiniz üstün bir performansınız var. Peki ilerde bir gün bu müzikali siz yönetecek olsanız, o karakteri yaşatmış bir oyuncu olarak kendi yerinizde hangi meslektaşınız için ‘’ o oynar’’ dersiniz?
Övgünüz için çok teşekkürler… Eminim Serdar Orçin Ali’ yi çok güzel boyutlandırırdı.
Şehir tiyatrolarının modern tiyatroya karşı yaklaşımı sizce nasıl?
Şehir Tiyatrosu karakteristiğini yaratanın geleneksel olanla modernin kaynaşması olduğunu düşünürüm. Tarihsel süreci içinde de Şehir Tiyatrosu pek de yazılı çizili olmayan bu misyonunu yerine getirmek için üstün bir sağduyu gösterir. Hatta cumhuriyet modernizmin yerleştirilip yaygınlaşmasında geleneğini bertaraf etmeden öncü bir kurum olmasıyla emsalsizdir diyebilirim. Ne var ki 80’lerden bu yana yerel yönetimlerin bitmez tükenmez müdahaleleri sonucunda sürekli yazılıp bozulan sanatsal eğilimleri ve yönetsel çizgisiyle Türk Tiyatrosundaki etkisi giderek azalmaktadır.
Umarım önümüzdeki süreçte on yıllardır bütün yöneticilerin dilinde olan ama bir türlü gerçekleşmeyen deneme sahnelerinin varlığıyla öncü çalışmalar ve akabinde oluşacak repertuarlarla önemli bir ihtiyaca karşılık verecektir.
Seyirci her zaman ya alkışlayan ya da kötü eleştiren taraftır. Peki, siz bu dönem Türk tiyatro seyircisini alkışlıyor musunuz yoksa eleştiriyor musunuz? Neden?
Seyircimizi beğenmemek gibi bir kibrimiz olamaz. Onun ihtiyaçlarını fark edemeyen, doğru iletişim yollarını keşfedemeyen, onun aklını ve beğenisini önemsemeyenler olarak eğer bir sorunumuz varsa biz tiyatrocuları suçlarım.
Bazılarımız, belki son 10-15 yıldır tiyatro eğitimindeki niteliksizlikten dem vurup duruyor. Bu gün bunun sonuçları fena halde yaşanmakta. Kendinden müstakil yetenekler dışında eğitimsiz oyuncularla doldu sahnelerimiz. En önemlisi vizyon oluşturabilecek, tiyatroya yeni seyirci çekebilecek rejisörler yeterince yetişmedi. Tiyatro insanların ilgisini çekmiyor diyorlar, çok inanmıyorum. İnsanların ilgisini çekmeyen sergilenen oyunlar.
Bu mesleği seçtiğiniz için hayatınızda ödün vermenizi gerektiren bir şey oldu mu?
Oyunculuğun tanımı o kadar belirsiz ki, içi tıka rastgele bir sürü şeyle tıka basa dolu, çıfıt çarşısı adeta. Oyunculukta uzmanlaşabilmek için bir ömür harcıyorsunuz ama bu ülkede uzmanlık ve yetenek beş para etmiyor. Geçinebilmek için kamerayla flört ediyorsunuz ama bu nihai bir ilişkiye dönmemeli, dönerse setlerde sabahlamaktan işinizi yapamaz hale geliyorsunuz. Öte yandan, bu tarafta başarının ölçütü reyting ve tanınmak. Tanınmanın ve reyting yapmanın koşulları çok farklı; İnsanların kendilerini paraladıkları pek çok kuralı var, kurala göre oynamak zorundasınız. Bulaşmıyorsunuz. Kaçak dövüşüyorsunuz, vur kaç yapıyorsunuz, falan… Hayal ettiğiniz yolda ısrarla yürümek çok meşakkatli. Ama ne gam… Mesleğim benim için her zaman ödün değil ödül oldu. Hayatın, tanrının bir ödülü… Ne yalan söyleyeyim, yaratmanın, paylaşmanın tutkusuyla kendimden geçerken elime maaşım tutuşturulduğunda hep biraz şaşkın, biraz mahcup, hep üste kendim para ödemeliymişim gibi hissettim.

Giderek gelişen teknolojinin tiyatroya karşı olan kötü etkisi tartışılamaz. Fakat sizce tek sorun teknoloji mi?
Teknoloji ve beraberinde oluşan toplumsal yabancılaşma tiyatroyu daha da gerekli hale getiriyor. Bizim görmeye ömrümüz yeter mi, sanmıyorum ama gelecekte tarihte de olduğu gibi, tiyatronun efsunladığı göz göze, can cana ilişki yeni toplumların yaratılmasında ön ayak olacak. Tiyatronun kendi yaratım süreçlerinin dışındaki en büyük sorunu politikacıların bakış açılarından kaynaklanmaktadır. Bu durumu aşmak için kültür organlarının ve sivil oluşumların birbirlerine omuz vermeleri şarttır. Ne var ki tiyatro hep biraz üvey evlat muamelesi görür.
İnsanlara, hayata olan bakışınızı nasıl bir cümleyle ifade edersiniz?
Ana kucağı, topyekûn aradığımız bu. Öleceğimizi biliyoruz ve korkudan ödümüz patlıyor. Yaşamı tanıdık kılmak için, huzurlu ve bildik, ne kendimizde ne başkasında faklı olana tahammülümüz yok. Başkasında yaktığımız yangınlarla aynı yerlerimizden tutuşuyoruz. Oysa bedenlerimizde kısacık bir misafirlik bizimkisi; hayatı kolaylaştırmalı, bu yükü hafifletmeli.
Tiyatro dışında bizlerin bilmediği başka bir sanat dalıyla uğraşınız var mı?
Ara sıra resim çizerim.
Engin Alkan nasıl bir adamdır?
Ben de bilemedim ki. Bir sürü tezahürden bir siluet çıkamıyor. Tam buyum diyorum, bir bakıyorum alakam yok, sanki kendimle inatlaşırmışım gibi…
Oyunculuğa başladığınız günden bugüne değin mesleğinize karşı küstüğünüz zamanlar oldu mu?
Mesleğime küsmedim. Ama mesleğimi sürdürürken işime engel olanlara karşı duygusal tepkiler verebiliyorum. Bazen cahil bir eleştirmen, bazen küçük bir entrika, bazen önemsiz bir saygısızlık bile küsme, öfke, sövme – işte akla ne geliyorsa-kocaman tepkiler vermeme neden olabiliyor.

Dünya klasikleri ve modern tiyatro oyunları son yıllarda şehir tiyatroları repertuarında yer almıyor. Şehir tiyatrolarındaki kimlik ve kabuk değişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Klasikler hakkında sizinle aynı görüşte değilim. Şehir Tiyatroları yönetimleri ölçülü sayıda klasiklere mutlaka yer veriyorlar benim bildiğim. Modern eserler konusunda haklısınız. Sanırım Türk Tiyatrosundaki çok haklı bir kimlik arayışı biraz yanlış bir tepkiye dönüştü. Bir dönem neredeyse yerli oyunlar, repertuar kotası dolsun diye göstermelik olarak sahnelenirdi.-Tanrım ne canavarlık! – Bu anlayışa tepki olarak çeviri oyunlara bir mesafeyle yaklaşıldı ve biraz abartıya kaçıldı sanırım
“Bu süreçte yerel yönetimlerin politik tercihleri repertuara yansımış mıdır?” diye soruyorsanız. Kesinlikle yansımıştır, aksi düşünülemez. Ama tabi ki bu öyle kaba saba, bağıra çağıra bir müdahale biçiminde değildir. İlişkilerin daha çok aldım – verdim esasına dayalı sezinlendirmeler biçiminde geliştiğini düşünmüşümdür. Genellikle yönetimlerin oto-sansürü gibi tezahür eden muhafazakâr bir duyarlılıktan söz edebilirim.
Hem Reji hem de oyunculuk yaptığınız çalışmalarda oyunun sahnelendiği süreçte değişikler yapıyor musunuz?
Bir oyuncu değiştiğinde ya da seyirci koşulları farklılaştığında mümkün olabiliyor. Söz gelimi ‘Ben Anadolu’ pek çok yurt dışı turne gerçekleştirdi, o turnelerde oyunun bir 1 saat 15 dakika süren tek perdelik kısa bir versiyonunu oynuyorduk. Ya da, İtalyan sahne dışında bir alanda, diyelim antik bir kalede oynarken pek çok ayarlama yapabiliyorduk.
Oynamaya gelince, oynarken rolü sürekli doğaçlarım ve neredeyse hiçbir akşam diğerinin aynı olmaz. Ama bu farklar seyircinin algılayabileceği türden farklar değildir. Bunlar özünde benim mekanikleşme karşısında rolü canlı tutmak için aldığım önlemlerdir.
Son dönemde tiyatro oyun yazarları arasında beğendiğiniz isimler?
Pek son dönem sayılmaz ama Özen Yula’ yı beğeniyorum. Murat İpek sanırım kısa vadede adından söz ettirebilecek bir yazar olma yolunda.
Ropörtaj: www.mikserdekibeyin.com


