<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PROVA NOTLARI &#187; Eleştiriler ve Görüşler</title>
	<atom:link href="http://www.enginalkan.com/weblog/category/elestiriler-gorusler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.enginalkan.com/weblog</link>
	<description>Engin Alkan Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jun 2010 11:45:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>HEKATE&#8217; NİN ŞARKISI</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/hekate-nin-sarkisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/hekate-nin-sarkisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 10:37:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[IKSV tarafından düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 10 Mayıs Pazartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen Açılış Töreni'nin ardından Krater Yapım'ın Hekate'nin Şarkısı başlıklı oyunu ile başlıyor.

Selim Atakan'ın Shakespeare' in metin ve şiirleri üzerine yaptığı bestelerden oluşan bu müzikli gösterinin yönetmeni Engin Alkan. Macbeth oyunundan yola çıkılarak kurgulanan yapımda karanlığın ve kötülüğün cadıları bu kez doğdukları doğu kültürlerinin ortak belleğinde yer alan ana tanrıça kimlikleriyle karşımıza çıkıyor. İnsanlığın ortak eril ve dişil karşıtlıkları üzerinden erk ve iktidar kavramlarının binlerce yıllık yolculuğuna dikkati çeken Hekate’ nin Şarkısı Talat S. Halman, Sabahattin Eyüboğlu ve Can Yücel çevirileriyle zenginleşiyor..."
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993300;"><em>IKSV tarafından düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 10 Mayıs Pazartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu&#8217;nda düzenlenen Açılış Töreni&#8217;nin ardından Krater Yapım&#8217;ın Hekate&#8217;nin Şarkısı başlıklı oyunu ile başladı.</em></span></p>
<p><em><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/hekateAfis.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-240" title="hekateAfis" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/hekateAfis-214x300.jpg" alt="" width="305" height="427" /></a><br />
</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir  çocukluk şiirinden </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Sevim Kutluay’ a:</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #993300;"><strong><em>…Dikilmiş rüzgâra, kuytuda  duracağına</em></strong></span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #993300;"><strong><em>Beden çökmüş, dağılmış sertliğin  pala bıyıklarında</em></strong></span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #993300;"><strong><em>Doğa annem neredesin?..</em></strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Erkek veya kadın bir bedene doğarız. Ama dişil ve eril olanı  bedenlerimiz belirlemezler.   Bizi asıl biçimleyen içine doğulan  kültürlere özgü algılamalardır. Birine erkek, kadın veya başka bir şey  dediğimiz an onu tüm varoluşsal nitelikleriyle bir kategorinin içerisine  sokarız. Oysa kadın-erkek ilişkileri ve hatta cinsellik egemen söylemin  yarattığı güç ilişkilerinin bir türevi değil midir? Güç ve iktidar  söylemlerindeki dişil ve eril vurguları hangi tuzaklarla giyiniriz peki?</p>
<p style="text-align: left;">Düşünürüm, otoritenin egemen söylemine karşı bir zafer kazanmak  mümkün müdür acaba? Foucault  “Bizim söyleme olan karşıtlığımız dahi  egemen söyleme göre belirlenir” diyor. Haklı olabilir mi? Aklımızın  esaretinden kurtuluşumuzun hiçbir yolu yok mudur? Yüzleşmek zorunda  olduğumuz, insan olmanın sonsuz acı tadı mı?</p>
<p style="text-align: left;">Kim bilir belki de  özgürleşebilmemizin esası kendimiz hakkında oluşturduğumuz  tanımlamalarda değil, bizi kuşatan tanımlamalara başkaldırmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: right;"><strong>ENGİN  ALKAN</strong><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/hekateAfis.jpg"><br />
</a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-277" title="HEKATE5" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE5-300x92.jpg" alt="" width="300" height="92" /></a></p>
<h1><span style="color: #000000;">HEKATE&#8217;NİN ŞARKISI</span></h1>
<p><span style="color: #000000;">ŞİİRLER: WILLIAM SHAKESPEARE</span></p>
<p><span style="color: #000000;">ÇEVİRENLER: TALAT S. HALMAN,  SABAHATTİN EYÜBOĞLU, CAN YÜCEL</span></p>
<p><span style="color: #000000;">MÜZİK VE PROJE: SELİM ATAKAN</span></p>
<p><span style="color: #000000;">YÖNETEN:  ENGİN ALKAN</span></p>
<p><span style="color: #000000;">YAPIMCI: ZEYNEP ÖZBATUR ATAKAN /KARATER YAPIM</span></p>
<p><span style="color: #000000;">SAHNE  TASARIMI: GAMZE KUŞ</span></p>
<p><span style="color: #000000;">GİYSİ TASARIMI: DUYGU TÜRKEKUL</span></p>
<p><span style="color: #000000;">IŞIK  TASARIMI: MAHMUT ÖZDEMİR</span></p>
<p><span style="color: #000000;">MAKYAJ TASARIMI: SEHER SANDER,</span></p>
<p>TANITIM KOSTÜMLERİ: MEHTAP ELAİDİ</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"><br />
</span></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"><strong>OYNAYANLAR:</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;">HEKATE:  AYÇA VARLIER</span></p>
<p><span style="color: #000000;">MAC BETHAT: EMRE ÇELİK</span></p>
<p><span style="color: #000000;">I. CADI: BANU KUNT</span></p>
<p><span style="color: #000000;">II.CADI:  BEGÜM GÜNCELER</span></p>
<p><span style="color: #000000;">KERBEROS: BÜLENT TEKAKPINAR</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>ORKESTRA</strong></span><br />
SELİM ATAKAN( ŞEF, PİYANO)<br />
HAKAN ELBİR (AKERDEON)<br />
ÖZLEM NOYAN (FLÜT)<br />
DENİZ DOĞANGÜN (VİYOLONSEL)<br />
SALTIK TUKUR (BAS)<br />
USKAN ÇELEBİ (PERKÜSYON) </span></p>
<p><span style="color: #000000;">YÖNETMEN YARDIMCISI: VOLKAN KELEŞ</span></p>
<p><span style="color: #000000;">PROJE KOORDİNATÖRÜ: ASLI ATASOY<br />
</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"><strong>ASİSTANLAR:</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Fatih Gençkal,Cansev  Erdemir, Suat Yazıcı</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><br />
</span></p>
<h1><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE1.jpg"><img class="size-medium wp-image-274 alignleft" title="HEKATE1" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE1-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a><strong> </strong></h1>
<h1><strong>TANITIM DOSYASINDAN</strong>:</h1>
<p>Shakespeare’ in Macbeth oyunun üzerine gerçekleştirilmiş bir müzikal uyarlama olan Hekate’ nin Şarkısı, <strong>Selim Atakan</strong> tarafından bestelenmiş, büyük çoğunluğu sonelerden seçilmiş Shakespeare’ e ait dizelerden oluşmaktadır. Yönetmenliğini <strong>Engin Alkan’ </strong>ın gerçekleştirdiği  müzikal gösteride bedensel devinimlerin, dansın ve tiyatronun iç içe geçmiş saydam ifadelerinin eşlik ettiği şiirler Cadı Hekate ve Macbeth karakterlerinin ekseninde ifade olunan bir kurguyla seyirciye iletilmektedir.</p>
<p>Macbeth tragedyasında Hekate kimliğinde simgelenen karanlığın, büyücülüğün ve kötülüğün cadı figürleri Hekate’ nin Şarkısı’nda bu kez doğdukları doğu kültürlerinin ortak belleğinde yer alan ana tanrıça kimlikleriyle ele alınmışlardır. Shakespeare’ in metnine de kaynaklık eden Cadı Hekate aslen binlerce yıldır Akdeniz kültür havzasında varlık gösteren anaerkil ana tanrıça figürünün zamanla kötücül bir büyücüye dönüşmüş formudur.</p>
<p>Aynı zamanda Tanrıça Hekate Anadolu pagan kültürü orijinli bir tanrıçadır. Kültü ve miti daha sonra Antik Yunan’ a yayılmış,  giderek Hıristiyanlık düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşıp karanlıkların, sihir ve cinlerin, şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliğine bürünmüştür. Bu ilginç değişimde anaerkil toplum değerlerinin<strong> </strong>ataerkil değerlere dönüşmesinin payı oldukça açıktır. Bu bağlamda Hekate’ nin Şarkısı seyircisini insanlığın ortak eril ve dişil karşıtlıkları üzerinden erk ve iktidar kavramlarının binlerce yıllık yolculuğuna tanıklık etmeye çağırmaktadır.</p>
<p>Yönetmenliğini <strong>Engin Alkan’ </strong>ın gerçekleştirdiği; bedensel devinimlerin, dansın, tiyatronun ve müziğin iç içe geçmiş saydam sınırlarında, canlı bir orkestranın eşlik ettiği gösteri <strong>Ayça Varlıer, Emre Çelik, Banu Kunt, Begüm Günceler, Bülent Tekakpınar</strong> tarafından sunulmaktadır.</p>
<p><strong>KURGU</strong></p>
<p>Macbeth’ in üç cadısı kaynayan kazanlarının başında hummalı bir çaba içindedirler. O bildik tekerlemeleriyle oyun başlar; “Kayna kazanım kayna! Yan ateşim yan!”Kazan kaynar, Hekate<strong>’</strong> nin bedeninden Macbeth dünyaya gelir. Cadılarımız Macbeth’ i güçle yoğururlar, ona iktidar verirler, özgüvenle cilalarlar, tıpkı diğer bütün analar gibi.Kahramanımız giderek buyurganlaşan bir erk figürüne dönüşmeye başlar. Yaratıcısı Hekate’ ye büyük hayal kırıklığı yaşatan bir gerilim içindedir. Kız kardeşler el verip onu dönüştürmeye çabalasalar da Macbeth durumu kendi varlığına yönelik tehdit olarak algılar ve doğduğu rahmi ele geçirmek üzere davranır.</p>
<p><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE-2.jpg"><img class="size-medium wp-image-276 alignleft" title="HEKATE 2" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE-2-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a></p>
<p><strong>HEKATE VE CADI</strong><strong>LIK</strong><strong> </strong></p>
<p>Shakespeare’ in Macbeth’ i, şimşek ve gök gürültüleri arasında üç cadının nın bir sonraki buluşmalarının Macbeth&#8217; le olmasına karar vermeleriyle başlar. Macbeth ve Banquo bir açıklıkta gezinirlerken cadılar onları bazı kehanetlerle karşılarlar.  Macbeth’ in iktidar hırsını körükleyip yanılmasına neden olan üç kadın yer altı dünyasından fırlamış, şeytanla işbirliği yapan, sihir ve cinlerin karanlık cadıları olarak çizilmiştir.</p>
<p>Birbirini tamamlayan bu üç cadı figürünün başlarında Shakespeare’ in Yunan Mitolojisinden devşirerek kullandığı Baş Cadı Hekate vardır.</p>
<p>Eserimizde Hekate ve diğer iki cadı Shakespeare’ in Macbeth’ inde çizildiği gibi karanlık ve kötücül figürler olarak değil, hayatı kutsayan evrensel uyum ve barışın doğurgan figürleri olarak resmedileceklerdir. Bu çok önemli algı farkının dayandığı temel şudur:  Hekate Akdeniz havzasında varlık gösteren anaerkil ana tanrıça figürünün zamanla kötücül bir büyücüye dönüşmüş formudur.  Hekate Anadolu pagan kültürü orijinli bir tanrıçadır, kültü ve miti daha sonra Yunanistan&#8217;a yayılmıştır. Üç yüzlü olarak bilinmesi ayla özdeşleşmesinden ileri gelir.</p>
<p>Hekate aysız geceleri ya da ayın son dördün evresini simgeler. Ay anaerkil toplumlarda dişilikle oldukça ilgili olduğundan, Hekate&#8217; nin kadınlığın son dönemlerini de simgelediği söylenir.</p>
<p>Hekate&#8217; nin ilk tapınıldığı zamanlardaki yaşam veren, yaşamlarının önemli karar noktalarında insanların doğru karar vermelerine yardımcı olan, ışık saçan, yol gösteren kişiliği, ileriki yüzyıllarda Hıristiyanlık düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşır. Gitgide karanlıkların, sihir ve cinlerin, yer altı dünyasının yaşlı büyücüsü ve şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliğine bürünür. Bunda anaerkil toplum değerlerinin<strong> </strong>ataerkil değerlere dönüşmesinin payı olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Hekate kimi bölgelerde yol ağızlarında her yeri her şeyi görebilmesi için üç bedenli bir heykel olarak canlandırılmıştır. Kimi sanatçılar da onu aynı bedende üç başlı, altı elli olarak, ellerinde meşale, kılıç, hançer, kement, anahtar ve yılan tutarak görüntülemişlerdir.</p>
<p>Hekate’ nin Tanrı’nın <strong>Adem</strong> ile aynı anda yine balçıktan yarattığı <strong>Lilith</strong>’ in dönüşmüş formu olduğu düşünülmektedir. Lilith güzel, güzel olduğu kadarıyla şuh ve başına buyruktur. Kendini Adem’ le birlikte topraktan yaratıldıklarından eşit sayar ve ona tabi olmayı şiddetle reddeder, Adem’ i terk eder.</p>
<p>Mezopotamya’da tanrı ve tanrıçaların hükmettiği dönemlere baktığımızda; Lilith, Sümerlerde rüzgâr tanrıçası “<strong>Lilitu</strong>” olarak karşımıza çıkarken, Babillerde tanrıça <strong>İşhtar</strong>’ın güzelliği, zekâsı ve şuhluğu aynı zamanda yine Babil’in kötülük tanrıçası <strong>Lamatsu’</strong>yla benzerlik gösterir. Güzellik ve kadınsal iç dürtü, kıskançlık ve kin olarak birleşmiş, erkeğine boyun eğmeme hatta isyankârlık, tek bir tanrıçada birleşerek Filistinliler vasıtasıyla antik Yunan’ın tanrılar dünyasına girmiş ve burada karşımıza “<strong>Hekate</strong>” olarak çıkmıştır. Hekate, bir taraftan insanların yardımcısı olup adına adaklar adanan bir tanrıçayken diğer yandan büyünün ve sihrin, karanlık tarafın, insanlara musallat olan cinlerin ve erkek nefsinde olmaması düşünülen kötülüklerin sorumlusu olarak tutulmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Meryem</strong> ve <strong>Artemis-Diana </strong>arasındaki bağlantıları da dikkat çekicidir:  Her iki kadın figürü de bakiredir fakat doğum yapmışlardır, her ikisinin de &#8220;Cennet&#8217;in Kraliçesi&#8221;, &#8220;Tanrı&#8217;nın Annesi&#8221;, &#8220;Kutsal Bakire&#8221; gibi ortak isimleri vardır. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve <strong>Artemis&#8217;i </strong>evi olarak kabul edilebilecek en büyük Artemis Tapınağı ve Meryem&#8217;in evi aynı yerde, <strong>Efes</strong>&#8216;tedir. Kilise tarafından M.S. 431&#8242;e kadar kutsallığı kabul edilmeyen <strong>Meryem</strong>&#8216;in Konstantin tarafından düzenlenen konsülden sonra kutsal kabul edilmesi ve Artemis-Diana&#8217;nın özelliklerinin kendisine atfedilmesi tesadüf değildir.</p>
<p><strong>MACBETH  “HAYATIN OĞLU”</strong></p>
<p>Milattan sonra 11. yüzyılın başları, Britanya adası. Bu tarihlerden önce ve çok sonraları da olacağı gibi, kanlar içinde, ihanetlerle, kibirle dopdolu, en yakınlarındakileri ve dahi çok uzaktakileri, akrabalarını, kardeşlerini ve hatta babalarını gırtlaklayan, iktidar ve güç için kendi benlikleri dahil her şeyini vermeye hazır erkeklerin dünyasında bir erkek: <strong>Mac Bethad</strong>, Orta İrlanda’ daki anlamıyla  <strong>“hayatın oğlu”</strong> ve Shakespeare’ in ona verdiği ölümsüz adla Macbeth… <strong> </strong></p>
<p>Kadınlarsa bu dünyada bir cinsel kimlikleri varsa şayet ancak büyülerinden sakınılması gereken cadılar ya da cinsiyetsiz annelerden ibaret… Kötü kehanetlerin dipsiz kaynakları, ana tanrıça kültünün cadı kraliçe Hekate’ ye dönüşüp bir daha hiç geri gelmeyeceğinin kanıtları…</p>
<p>Macbeth tragedyası, İngiltere tarihindeki en kanlı iktidar savaşlarından birini sahneye getirir. Kör iktidar tutkusunu gerçekleştirebilmek için iktidara giden yolda önce kralı, sonra olayın tanıklarını, daha sonra da kuşkulandığı her insanın kanını dökmekten çekinmeyen Macbeth, sonunda döktüğü kan gölünde boğulur; kör iktidar hırsının bedelini kendi yaşamıyla öder.</p>
<p>Macbeth, gerçeğe hükmetmeye çalışırken kötülüğe giden yolda attığı her adımla azap çeken, ahlaki değerlerden ne denli uzaklaştığını bile bile yoluna devam eden bir kahramanın trajedisidir. Belki bu yüzden edebiyat tarihi boyunca hep evrensel ve ahlaki değerler açısını ele alınmıştır.</p>
<p><strong>“İktidar”</strong> sözcük olarak: &#8220;bir şeyler yapabilme doğal gücü ya da yeteneği;&#8221; &#8220;Etkide, ya da eylemde bulunma imkânı veren hukuki, siyasi ya da ahlaki güç;&#8221; &#8220;Devlet yönetimini elinde bulunduranların, bir toplumu yönetenlerin siyasi, hukuki ve fiili gücü;&#8221; &#8220;Yönetenlerin, yönetme yetkisini elinde bulunduranların kendileri, hükümet&#8221;, &#8220;bir toplulukta veya kuruluşta idareyi elde bulundurma&#8221; gibi anlamlara gelmektedir.</p>
<p>İktidar kavramı hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkmaktadır</p>
<p>Aile, topluluk, toplum, devlet, iş kısacası insanlar arasındaki her türlü ilişkinin düzenlenmesi dolaylı veya doğrudan &#8220;iktidar&#8221;<strong> </strong>kavramıyla bağlantılıdır. Diğer bir anlatımla, insanlar arasında iktidarı ilgilendirmeyen hiçbir düzenleme biçiminden söz edilemez.  Zira her düzenleme aynı zamanda bir <strong>&#8220;güç&#8221;</strong> unsuru içermektedir. Kavram olarak: güçler arasındaki mücadelede üstün gelen gücün diğer güçler üzerinde belirleyici olması; &#8220;toplumu, insanları yönetme gücünü, bir davranışı yönlendirme kabiliyetini elinde bulundurma&#8221; imkanına sahip olma hali demektir. Her iktidarın öncelikli amacı kendini yaşatmaktır. Diğer bir ifade ile hiçbir iktidar, kendi varlığına yönelen hiç bir &#8220;oluşuma&#8221; yaşama hakkı tanımaz.</p>
<p>Modern dünyada ataerkilliğin hâkimiyeti neredeyse tartışılmazdır. Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir.. Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur.  Zaman içinde gelişen uygarlık,  çoğu yapılanmasını din, milliyetçilik, ırkçılık, ataerkillik vasıtasıyla insanoğlunun en vahşi içgüdüleri üzerine kurmuştur. Avcılık ve toplayıcılık toplumundan tarım toplumuna geçişten sonra ortaya çıkan ürün fazlası, doyumsuz insanın gözünü kamaştırmıştır. Hep daha fazlasını istemeye meyilli insanoğlu, savaşıp karşındakinin sahip olduğuna el koymayı, çaba gösterip o şekilde elde etmekten daha kolay bir çözüm yolu olduğunu keşfetmiş ve öldürmeyi, gerekirse öldürülmeyi, dinsel+milliyetçi dogmalar, ırkçı zırvalamalarla savunmuştur.</p>
<p>Ataerkil düzen, yöneten-yönetilen ilişkileri bağlamında ele alındığında, siyasal iktidarı ele geçirmek için “iktidar” yeteneğine sahip olunması gereğini savunmuştur. Ataerkil toplumlarda iktidar yeteneği sadece erkeğin değerleriyle belirlenmiş olmasından dolayı, iktidar ancak erkeklere özgü bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır ve ataerkillik, kendine tehdit unsuru gördüğü her şeyi şiddete boğmuştur.</p>
<p>Tüm bu anlatılanların ışığında Macbeth karakteri erk ve erke fikri üzerinden yaratılmış kolektif bir karakteridir de aslında. Varlığını koruma içgüdüleri ve iktidar hırsıyla sarmalanmış, güce ve şiddete yazgılı tüm benzerleri gibi. Belki de Shakespeare’ in karakterine Macbeth ismini koyarken onu  <strong>“Hayatın Oğlu”</strong> anlamına gelen <strong>Mac Bethat</strong> isminden türetmesi tesadüfi değildir.</p>
<p><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE3.jpg"><img class="size-medium wp-image-278 alignleft" title="HEKATE3" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE3-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<h2>KISA KISA&#8230;</h2>
<p><strong>TANRIÇA HEKATE</strong></p>
<p>Anadolu kökenli bir tanrıça olduğu kabul edilmektedir. Anadolu ve tüm Akdeniz havzasında ana tanrıça figürünün temeli olan Kübele ile olan bağlantısı bir yana tıpkı Kübele gibi Ademin ilk karısı Lilith&#8217;den evrilen ilk tanrıçalar arasında kabul edilir. Sümerlerde rüzgar tanrıçası Lilitu, Babil&#8217;de kötülük tanrıçası Lamatsu ve Mısır&#8217;da Heket aynı soydan gelen diğer Akdeniz Tanrıçalarıdır. Bu tanrıçalar Helen kültünde Artemis&#8217;e dönüşen Hekate Roma mitolojisi ve hatta Hıristiyan kültünde kendine yer bulmuştur. Ataerkil düşünüşün kemikleşmesi sürecinde bereketin, doğurganlığın kadınlığın ve önemli kararların hayat veren ay tanrıçasından büyünün ve kötülüğün tanrıçasına dönüşmüştür.</p>
<p><strong>ÜÇ BAŞLI KÖPEK KERBEROS (CERBERUS)</strong></p>
<p>Kerberos yunan mitolojisinde Styx ırmağını bekleyen ölüler dünyası Hades&#8217;in bekçisi olarak görülür. Görevi ölülerin etlerini yiyerek canlılar dünyasına dönmelerini engellemektir. Aynı Kerberos hem öbür dünyanın kapısını beklemek görevinden dolayı -o dünyanın anahtarı Hekate&#8217;dedir çünkü- hem de üç başlılığından dolayı üçlü bir tanrıça olan Hekate ile birlikte resmedilmiş, birlikte anılmıştır.</p>
<p><strong>MAC BETHAD (MACBETH</strong>)</p>
<p>Shakespeare&#8217;nin ölümsüz eseri Macbeth “Holinshed Günceleri” adlı tarihi bir kaynakta geçen isimleri kullansa da, oyundakinin aksine tarihteki ve güncelerdeki İskoç kralı Macbeth sevilen ve iyi anılan bir hükümdardır. Adının kökeni Orta İrlanda&#8217;da “hayatın oğlu” anlamına gelen “Mac Bethad”a dayanır. Shakespeare&#8217;nin Macbeth&#8217;i iktidara giden yolda erdemlerinden uzaklaşan, tahta tırmandığını sandığı merdivenlerle karanlıklara inen bir “kahraman”dır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>PAGAN KÜLTÜR VE AY İLİŞKİSİ</strong></p>
<p>Ay tanrıça, pagan kültürlerin ortak ürünlerinden en belirgin olanlarından biridir. Günümüzden 100.000 yıl kadar önce, avcı toplayıcı toplumlarda doğurgan ve doğurduğu yavruyu besleyebilen dişi doğal olarak kutsal ve üstün kabul edilmekteydi. Bu dönemde -iklim koşullarının da bu günkünden farklı olduğunu belirtmek gerek- soğuk ve tehlikeli olan geceler ancak dolunay mucizesiyle aydınlanmakta ve bir nebze olsun güvenli hale gelmekteydi. Üstelik ayın bu evresi sırasında kutsal olan kadınlar adet görmekteydi. Atalarımız bu iki döngü arasında bir bağlantı kurmakta geç kalmadılar elbette. Bu bağlantı kadınların “mahrem” günlerinin kutsal sayılmasına, adet kanlarının iyileştirici gücüne inanılmasına sebep verdi. Doğurgan ve kutsal olan kadın ile ay ilişkisi medeniyetin “gelişmesi” ile ay tanrıca kültünü oluşturdu ve en arkaik inançlar sitemleşmeye başladı. Ancak insanlık güneşe tapan erkeklerin iradesi altına girdikten sonra ayın, kadının, ve hatta “aybaşı”nın kötü sayılması kaçınılmaz olmuştu. Çünkü Ataerkil düşünüş kadını ve tüm temsil ettiklerini varlığına karşı bir tehdit olarak algılamaktaydı.</p>
<p><strong>İKTİDAR</strong></p>
<p>Foucault&#8217;a göre iktidar tüm tarihin etrafında döndüğü ana öbeklerden biridir. İktidardakiler ve iktidarda olmayanların savaşımı mikro düzeyden makro düzeye bir geçikenlikler ağıdır. Gündelik hayatın tüm veçhelerinden siyasal sisteme, akademik ortamdan işyeri disiplinine, kadın erkek ilişkilerinden arkadaş ilişkilerine, cinsel münasebetler ve aşka dair söylemlerden siyasal söylemlere kadar her alanda görülen dinamik bir süreçtir. Erk odakları &#8211; ki betimlemekle bitmez &#8211; arasındaki akışkan hareket nihai olarak total bir iktidar bloğu olarak tekil bireyler tarafından algılanır. Lakin kaynağını aradığınız yerde gizlenirken, aramadığınız ve hiç ummadığınız yerde (mesela kendi davranışlarınızda) yeniden karşınıza çıkar. İktidar daima kendisini meşrulaştıran ve kendi hakikatini kuran bir söylemle birlikte vardır. İktidar, kişinin özlük haklarının başka kişilere devredilmesidir ki genelde bu gasp edilmek suretiyle gerçekleşir.</p>
<p><strong>SONELER VE GİZEMLİ SEVGİLİ</strong></p>
<p>Shakespeare&#8217;nin soneleri 400 yıldır en çok tartışılan aşk hikâyesidir. Kahramanları kimlerdir, siyah saçlı kadın kim, ya sarışın delikanlı? Sonelerin tamamı Shakespeare tarafından mı yazılmıştır? Tamamen kurmaca mıdır, yoksa otobiyografik midir? Shakespeare sonelerini 1588 yılında yazmaya başlayıp Thomas Thorpe&#8217;nin yayınladığı 1609 yılında tamamlamıştır. Bu ilk basım Shakespeare&#8217;den izinsiz gerçekleştirildiği ve yayıncının müdahaleleri çok olduğu için edebiyat tarihçileri hala aralarında Shakespeare&#8217; e ait olmayan sonelerin varlığını tartışırlar, ancak bu tartışmalar edebiyat tarihçilerini meşgul ededursun edebiyatseverler için sonelerin tadını değiştirmez, Shakespeare&#8217;nin dehasını gölgelemez.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CADILIK</strong></p>
<p>Ortaçağ Avrupasında reform hareketleri Hristiyanlığı yeni bir okumayla çağdaşlaştırmaya çalışırken güç kaybeden Katolik kilisesi savunma refleksi olarak reformcuları ve Katolik inancına aykırı gördükleri birçok kişiyi kafirlik suçuyla ölüme mahkum etmişti. Bu suçların en önemlisi cadılık olarak görülürdü. Pagan Avrupa’da Hristiyanlık yayılırken erkek druidler ya Hristiyan rahiplere dönüştürülmüş ya da yok edilmişlerdi. Ancak kadın ruhbanlığını kabul etmeyen kilise -İncil&#8217;de açık olarak kadınların ikincil olduğundan bahsedilmektedir- pagan inanışlarıyla Hristiyan kültünü kaynaştırırken kadın druidleri, ya da cadıları, din dışı ve şeytansı affetmişti. Sonuç olarak 19. yüzyıla kadar devam eden cadı avı batı medeniyetinde ataerkil mekanizmanın yerleşmesi sürecinde, din temelli bir kadın karşıtı hamle olarak kadının kötücülleştirilmesini gerçekleştirmiş, kadınlık nihai olarak şeytan ve kötülük ile ilişkilendirilmiştir.</p>
<p><strong>FEMİNİZM- POSTPAGANİZM-SATANİZM BAĞLANTILARI</strong></p>
<p>Hekate&#8217;nin bir tanrıça olarak geçirdiği dönüşüm, kadının tarih içinde geçirdiği dönüşümle neredeyse birebir örtüşmektedir. Bu sebeple feminist hareket içinde Hekate&#8217;ye sahip çıkanlar ve itibarını yeniden kazandırmak isteyenler ortaya çıkmıştır. Hekate adında uluslarası bir Feminist yayın organı bulunduğu gibi post-pagan feminist dinler Hekate&#8217;yi kutsal saymaktadır. Bunda elbette Hekate&#8217;nin ilk kadın -ve ilk feminist, çünkü kendini Adem ile eşit saymıştır- Lilith ile olan bağlantısı da önemli rol oynar. Satanizm ise, hristiyanlığa karşı geliştirilmiş bir antitez olduğundan hristiyanlığın dışladığı kadını kabul etmiş ve yüceltmiştir, Lilith bağlantısı ve Hekate&#8217;nin geçirdiği dönüşüm sonucu aldığı kötülüğün ve büyünün tanrıçası formu Satanist inanışın da Hekate&#8217;ye sahip çıkmasını sağlamıştır, Hekate Satanizmdeki dişil yüceltmenin de sembolü olmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KUTSAL MEYVE</strong></p>
<p>Bir çok kültürde farklı betimlenen cennet meyvesi, Akdeniz havzasında erik, incir ve zeytin olarak karşımıza çıksa da en belirgin biçimi elmadır. Adem ve Havva’ nın cennet bahçesinden atılmasını sağlayan “Bilgelik Ağacı” nın meyvesi elmadır. Bu elmanın simgelediği bilgelik Yunan mitolojisindeki Pandora’ nın kutusunun içeriğiyle eşdeğerdir ki Pandora da Yunan mitinde yaratılan ilk kadındır ve bu iki mit birbirine derinden bağlıdır. Ancak kadının elmayı erkeğe vermesiyle cennetten kovulmak arasındaki ilişki şöyle de okunabilir; mesele meyvenin verdiği bilgi midir,yoksa erkeğin o bilgiyle ne yaptığı mı?</p>
<p><strong>ANAHTAR</strong></p>
<p>Anahtar ilk olarak eski mısırda karşımıza çıkan bir objedir. Eski mısırda ilk mitolojik anahtar olan gankh’ ın ortaya çıkması da bununla ilgilidir şüphesiz. Antik çağlarda bu günkü kadar yaygın kullanımı olmayan anahtar ancak önemli ve zengin kimselerin edinebildiği bir araçtı, öyle ki bu anahtarları taşımaktan başka görevi olmayan köleler bulunur, anahtar sahibi olmak statü göstergesi sayılırdı. O günlerden bu güne anahtar toplumsal bilinçaltında mahremiyet, sır, bilgi, güç ve zenginliğin en net simgelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Hekate&#8217;nin en bilinen sembollerinden biri olan anahtar ise öte dünyanın kapılarını açar ve öte dünyaya ait yani yaşamın ötesine ait olan bilgiyi temsil ederdi.</p>
<p><strong>POSTAL</strong></p>
<p>Yaşam veren kadına karşı erkek iktidarını savaş ve silah yoluyla ele geçirdiği için savaş, asker ve bunlarla ilgili tüm imgeler ataerkil düzenle göbek bağına sahip imgelerdir. Postal ve çizme dünden bu güne askeri ve askeri müdahaleyi en çok çağrıştıran imgelerden biri olagelmiştir. öyle ki yakın tarihimiz “postal” gürültüsüyle kesilen demokrasi denemeleriyle doludur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KAYIK</strong></p>
<p>Hristiyan mitolojisinde kutsal olarak addedilen kayık Magdelenalı Meryem&#8217;i Fransa&#8217;ya taşıyan kayık ve yunan mitoloisindeki styx nehrini geçmek için Khranon’ un kullandığı kayıktır. Dante ilahi komedya’ da Kharon ile tanışır ve onun ölüleri acılar nehrinden geçirmekle görevli olduğundan bahseder.</p>
<p><strong>MİTLERİN YOLCULUĞU</strong></p>
<p>Akdeniz coğrafyasında Sümerlerden Babillere, Yunan mitolojisinden Abramik dinlere hemen tüm mitoslar birbirleriyle bağlantılıdır ve aynı soydan gelmektedirler. Söz gelimi kucağında bebek Horus&#8217;u taşıyan İsis, bebek İsa&#8217;yı taşıyan Meryem&#8217;e dönüşür. Bununla birlikte bakireyken çocuk sahibi olan Artemis de Bakire Meryem olur. Kübele Gaia&#8217;nın daha antik ve daha Anadolulu adıdır. Sümerlerin rüzgar tanrıçası Lilitu Lilith&#8217;e dönüşür, Osiris&#8217;in ve Kronos&#8217;un ortak kaderleri iğdiş edilmektir.  Sümer mitleri Tevrat&#8217;ta, roma mitleri İncilde yer bulur kendilerine. Mezopotamya tanrılarının hüküm sürdüğü günlerden bu güne ortak korkularımız ve toplumsal bilinçaltının üretimleri olan mitler dönüşerek, değişerek de olsa kendilerine efsane ve mitoslarda yer bulmaktadır. Bu sebeplerden tek bir mirastan beslenen Akdeniz Medeniyeti&#8217;nin parçaları olan tüm kültürler ortak ataları olan mitlerden beslenir.</p>
<p><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-279" title="HEKATE4" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE4-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<h2><strong>PERFORMANS HAKKINDA GÖRÜŞLER:</strong></h2>
<p><a href="http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?Author=50&amp;article=1971">http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?Author=50&amp;article=1971</a></p>
<p><a href="http://mimesis-dergi.org/?p=5083">http://mimesis-dergi.org/?p=5083</a></p>
<p><a href="http://www.bursahaber.com.tr/sahnenin-siiri-makale,126.html">http://www.bursahaber.com.tr/sahnenin-siiri-makale,126.html</a></p>
<p><a href="htthttp://www.timeoutistanbul.com/s77189/tiyatro/selim_atakan_ve_engin_alkan_roportajip://">http://www.timeoutistanbul.com/s77189/tiyatro/selim_atakan_ve_engin_alkan_roportaji</a></p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/Cumartesi/?i=257377">http://yenisafak.com.tr/Cumartesi/?i=257377</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/haber/acilista-emek-ve-akm-tepkisi.htm">http://www.taraf.com.tr/haber/acilista-emek-ve-akm-tepkisi.htm</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/haber/cadilar-aslinda-tanricadir.htm">http://www.taraf.com.tr/haber/cadilar-aslinda-tanricadir.htm</a></p>
<h2><strong>HEKATE&#8217;NİN ŞARKISI WEB</strong></h2>
<p><a href="http://hekateninsarkisi.blogspot.com/" target="_blank">http://hekateninsarkisi.blogspot.com/</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/home.php?src=fftb#!/group.php?gid=114938475194160&amp;ref=ts" target="_blank">http://www.facebook.com/hekate</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/hekate-nin-sarkisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LAF-U GÜZAF</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/laf-u-guzaf.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/laf-u-guzaf.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 08:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[&#160;

&#8220;..Sahnedeki devinimi, bedensel şeması, &#8220;genel&#231;ekim&#8221; ekseni, tempo-ritim kavrayışı doğru d&#252;r&#252;st ayırt edilemiyor&#8230;
&#8230;Gereksiz edimler i&#231;erisinde (y&#252;z hareketleri ve jestleri) bedene ve bunun sonucunda saptanan devinimler b&#252;t&#252;n&#252;ne ilişkin g&#246;rsel anlatımlılık olarak mimikleri hi&#231; mi hi&#231; yerine oturmuyor&#8230;
&#8230;Onun devinimi kassal d&#252;zeyde. Adımları, jestleri ve birbirine bağlı tutumları canlı senfoni gibi. Değerlendirme aracıyla yani g&#246;zle değil, b&#252;t&#252;n&#252;yle kas sisteminin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img align="top" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/trea_Art_Critic(1).jpg" style="width: 429px; height: 620px;" /></p>
<p><em>&ldquo;..Sahnedeki devinimi, bedensel şeması, &ldquo;genel&ccedil;ekim&rdquo; ekseni, tempo-ritim kavrayışı doğru d&uuml;r&uuml;st ayırt edilemiyor&hellip;<br />
&hellip;Gereksiz edimler i&ccedil;erisinde (y&uuml;z hareketleri ve jestleri) bedene ve bunun sonucunda saptanan devinimler b&uuml;t&uuml;n&uuml;ne ilişkin g&ouml;rsel anlatımlılık olarak mimikleri hi&ccedil; mi hi&ccedil; yerine oturmuyor&hellip;<br />
&hellip;Onun devinimi kassal d&uuml;zeyde. Adımları, jestleri ve birbirine bağlı tutumları canlı senfoni gibi. Değerlendirme aracıyla yani g&ouml;zle değil, b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kas sisteminin kendisi olan yaratımının aracıyla yaratıyor ve d&uuml;zenliyor&hellip;<br />
&hellip;Uğur Polat&rsquo;ta son derece gelişmiş bir kassal bellek seziyorum. Harry&rsquo;nin yaşanmış coşkularının kışkırttığı i&ccedil;sel y&ouml;nelimlerinin derin i&ccedil;sel &ouml;z&uuml;n&uuml; duyumsuyor, duyumsadıklarını bedenini de aksiyona d&acirc;hil ederek seyredene estetik bir buket olarak aktarıyor&hellip;<br />
&hellip;G&ouml;vdesini dışsal ifade &ccedil;izgisi boyunca nasıl &ccedil;alıştırıyor, inanılacak gibi değil!..<br />
&hellip;Deviniminin ger&ccedil;ek algısını g&ouml;rsel d&uuml;zeyde bırakmayarak, m&uuml;kemmel &ccedil;ene yapısından s&uuml;z&uuml;len g&uuml;zel g&uuml;l&uuml;msemesini yudumlatarak seyircisini etkisi altına alıyor&hellip;<br />
&hellip;G&ouml;zlerini kısarak kuşkusunu, a&ccedil;arak merakını, derinden bakarak dikkatini, eğerek &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml; başarıyla ifade ediyor&hellip;<br />
&hellip;Yeteneği yok demeyeceğim, ama &ouml;ncelikle repliklerinde hangi heceleri ya da s&ouml;zc&uuml;k gruplarının &uuml;st&uuml;ne basılması gerektiğini &ouml;ğrenmesini salık vereceğim. T&uuml;rk&ccedil;e s&ouml;zc&uuml;klerde genellikle hafif bir vurgu var zaten, &Ouml;zen&rsquo;in bu vurguları &ccedil;arpıtmasına gerek yok ki! &Ouml;rnek: &ldquo;&hellip; Masamı her zaman donatırım&hellip;&rdquo; S&ouml;zc&uuml;k t&uuml;reten eklere de vurgu y&uuml;klememeli Damla &Ouml;zen. Vurguyu kendine &ccedil;eken iyelik eklerine de dikkat etmeli. Soru eki olan &ldquo;mi&rdquo;yi de vurgulu s&ouml;ylememeli&hellip;&rdquo;<br />
&hellip;V&uuml;cut dili i&ccedil;in &ouml;nemli sayılan organlarını, yani g&ouml;zlerini, ellerini, ağzını, omuzlarını ve bacaklarını gayet iyi ve hi&ccedil; abartmadan kullanıyor&hellip;&rdquo;*</em></p>
<p><strong>Yukarıdaki ifadeler, yakın zamanda okuduğum &Uuml;st&uuml;n Akmen&rsquo; e ait tiyatro eleştirilerinden ve bu ifadelerin sahibi de Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği T&uuml;rkiye Merkezi Başkanı.</strong></p>
<p><strong>&Uuml;st&uuml;n Akmen&rsquo; le uzun uzadıya yeni bir kalem kavgasına girme heveslisi değilim, onun i&ccedil;in diyeceğimi kestirmeden diyorum;</strong></p>
<p><strong>Ey eleştirmen! Oyunculara dediklerinden hi&ccedil;bir şey anlamıyorum. Yazdıklarının tumturaklı rokokoları hi&ccedil;bir şey anlatmıyor. S&ouml;z ettiğin konulardaki bilgisizliğini manip&uuml;le ediyor, ahk&acirc;m kesiyorsun. </strong></p>
<p><strong>İla ki yazacaksan, &ldquo;beğendim&rdquo; , &ldquo;beğenmedim&rdquo; de ve ge&ccedil;, mesleğimize daha az tahribat verirsin.</strong></p>
<p><strong>ENGİN ALKAN</strong></p>
<p><em><span style="font-size: smaller;">*İfadeler, &Uuml;st&uuml;n Akmen&rsquo; in&nbsp; Savaş Bezirganları i&ccedil;in: -Korku ve Sefalet- ile -Savaş ve Barış-, Asuman Dabak Tiyatrosu&#8217;nda Başarılı Bir Komedi: Şahane D&uuml;ğ&uuml;n, İstanbul&#8217;da Tanpınar Uyarlaması: Saatleri Ayarlama Enstit&uuml;s&uuml;, Alın Size Başarılı Bir Garajistanbul Projesi daha: Histanbul,Gen&ccedil; bir kadının evrak-ı metrukesi: 4 Artı 4 yazılarından alıntılanmıştır.</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/laf-u-guzaf.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YENİ ŞAFAK HABERİ</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/yeni-safak-haberi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/yeni-safak-haberi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2008 13:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Bir başka olur İstanbul&#8217;un Efendisi 

YENİ ŞAFAK
&#160;

İstanbul B&#252;y&#252;kşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları&#8217;nın İstanbul Efendisi adlı oyunu &#220;sk&#252;dar Musahipzade Cel&#226;l Sahnesi&#8217;nde perdelerini a&#231;tı. Danslı, m&#252;zikli bir İstanbul hikayesinin anlatıldığı oyunda Osmanlı&#8217;nın renkli k&#252;lt&#252;r&#252; sahneye taşınıyor. 
&#160;

&#220;sk&#252;dar Musahipzade Cel&#226;l Sahnesi bir Musahipzade oyunuyla perdelerini a&#231;tı. Usta y&#246;netmen Engin Alkan&#8217;ın sahneye taşıdığı İstanbul Efendisi adlı oyun Osmanlı&#8217;nın Lale Devrinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<h4><span style="font-size: large;"><big><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 51, 0);">Bir başka olur</span></span></big></span><o:p></o:p><span style="font-size: large;"><big> İstanbul&#8217;un Efendisi </big></span><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><font size="5"><span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 51, 0);"><br />
</span></font></span></h4>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><span style="font-weight: bold;">YENİ ŞAFAK</span></span></p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; text-align: left;" class="MsoNormal"><img width="305" height="202" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/ie-selin 312.JPG" /></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları&#8217;nın İstanbul Efendisi adlı oyunu &Uuml;sk&uuml;dar Musahipzade Cel&acirc;l Sahnesi&#8217;nde perdelerini a&ccedil;tı. Danslı, m&uuml;zikli bir İstanbul hikayesinin anlatıldığı oyunda Osmanlı&#8217;nın renkli k&uuml;lt&uuml;r&uuml; sahneye taşınıyor. </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><o:p></o:p></p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">&Uuml;sk&uuml;dar Musahipzade Cel&acirc;l Sahnesi bir Musahipzade oyunuyla perdelerini a&ccedil;tı. Usta y&ouml;netmen Engin Alkan&#8217;ın sahneye taşıdığı İstanbul Efendisi adlı oyun Osmanlı&#8217;nın Lale Devrinden sonraki g&uuml;ndelik yaşantısını ve sosyal ilişkilerini anlatıyor. İstanbul Efendisi&#8217;nde ne d&ouml;nemin yapısını tamamen yerme, ne de y&uuml;celtme s&ouml;z konusu. Eski gelenekler, haremlik selamlık hayat, giyinme ve konuşma bi&ccedil;imleri iyi ve k&ouml;t&uuml; y&ouml;nleriyle oyunda hayat buluyor. <o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">PERİLERE DANIŞAN KADI</span></strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Engin Alkan ve ekibi de oyunu bu doğrultuda sahneye taşımış. Seyirciye, orkestra ve oyuncuların performansıyla m&uuml;ziğin dansla i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;tiği g&ouml;rsel bir ziyafetin sunulduğu oyunun konusu ise ş&ouml;yle: İstanbul Efendisi Savleti Efendi, kadıların donatıldığı &ccedil;ok sayıda idari yetkiye sahip bir &quot;baş kadı&quot; olarak, devlet otoritesinin yerel d&uuml;zeydeki temsilcisidir. Savleti Efendi oğlunun eğitimiyle ilgilenen, kızını &ccedil;ok seven bir baba aynı zamanda d&uuml;r&uuml;st bir kadıdır. Savleti&#8217;nin en b&uuml;y&uuml;k kusuru ise hurafelere bağlı olmasıdır. Kişisel işlerinde batıl itikatlara g&ouml;re davransa da devlet işlerinde karar verirken hurafelere dayandığı ve g&ouml;revini k&ouml;t&uuml;ye kullandığı g&ouml;r&uuml;lmez. Ancak kızı Esma&#8217;yı evlendirirken yıldızlara bur&ccedil;lara danışır, kızının g&ouml;nl&uuml;ne y&ouml;n vermek i&ccedil;in cinlere perilere bel bağlar ve onun rızasını alma gereği duymaz. Esma ise &ccedil;arşı esnafı Muhsin Efendi&#8217;nin oğlu Safi &Ccedil;elebi&#8217;ye aşıktır. </span>&nbsp;</p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">G&Ouml;NL&Uuml;M SEHER YELİ GİBİ</span></strong><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;"><o:p></o:p></span></p>
<p style="line-height: normal;" class="MsoNormal"><span style="font-family: &quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;;">Osmanlı&#8217;nın renkli yaşantısını yansıtan oyunda, başkadı Savleti Efendi&#8217;nin &ccedil;arşıyı denetleme sahnelerinde &ccedil;ıkan Ermeni Terzi Agop, Yahudi Bakkal Yuvan, Rumelili Nalbant Durmuş, Kastamonulu Saka Bekir gibi tipler d&ouml;nemdeki k&uuml;lt&uuml;rel &ccedil;eşitliliği g&ouml;stermek a&ccedil;ısından &ouml;nem taşıyor. Gen&ccedil; oyuncularla tecr&uuml;besine şapka &ccedil;ıkartılacak oyuncuları bir araya getiren İstanbul Efendisi dansları, m&uuml;ziği ve oyuncuların performansıyla unutulmaz bir İstanbul hik&acirc;yesine hayat veriyor. <o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/yeni-safak-haberi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sertaç Ayvaz Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/sertac-ayvaz-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/sertac-ayvaz-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2008 06:40:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[  
&#220;&#199; OYUN TAVSİYESİ  
Bayram tatilini İstanbul&#8217;da ge&#231;irdik. Boş durmadık, bayramı sahnede oyunlarıyla kutlayan tiyatro emek&#231;ilerine katıldık, birka&#231; oyun izledik. Tiyatro sezonunun başladığı bu g&#252;nlerde sizlere bir par&#231;a rehberlik yapalım, izlenimleri yazalım istedik. Eleştiri yazıları değil okuyacaklarınız&#8230; Değerlendirme ve tavsiye yazıları diyelim&#8230;Ve kişisel g&#246;r&#252;şlerim olduğundan k&#246;şemde yer vermek istediğimi de ekleyeyim.  İyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img align="middle" style="width: 511px; height: 338px;" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/115.JPG" alt="" />  </p>
<p><span style="font-size: large;"><strong>&Uuml;&Ccedil; OYUN TAVSİYESİ</strong></span>  </p>
<p>Bayram tatilini İstanbul&rsquo;da ge&ccedil;irdik. Boş durmadık, bayramı sahnede oyunlarıyla kutlayan tiyatro emek&ccedil;ilerine katıldık, birka&ccedil; oyun izledik. Tiyatro sezonunun başladığı bu g&uuml;nlerde sizlere bir par&ccedil;a rehberlik yapalım, izlenimleri yazalım istedik. Eleştiri yazıları değil okuyacaklarınız&hellip; Değerlendirme ve tavsiye yazıları diyelim&hellip;Ve kişisel g&ouml;r&uuml;şlerim olduğundan k&ouml;şemde yer vermek istediğimi de ekleyeyim.  İyi seyirler.  </p>
<p><strong>B&Uuml;Y&Uuml;Y&Uuml;NCE NE OLACAKSIN ( &Ccedil;.O.)</strong>  </p>
<p>İstanbul Şehir Tiyatroları bu sezon, &ccedil;ocuk ve gen&ccedil; tiyatrosu i&ccedil;in &ouml;nemli adımlar atıyor. Ge&ccedil;enlerde izlediğim bir genel provanın bu adımların niteliğini ortaya koyması anlamında &ouml;nemli olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.  </p>
<p>Turgut Denizer&rsquo; in yazıp y&ouml;nettiği &ldquo;B&uuml;y&uuml;nce Ne Olacaksın?&rdquo; adlı oyun, 11 Ekim 2008&rsquo;den itibaren &Uuml;sk&uuml;dar Kerem Yılmazer sahnesinde seyircisinin karşısına &ccedil;ıkacak.  </p>
<p>Akılda kalıcı bir g&ouml;rsel malzemeyle sunulmuş, kısa ama &ccedil;arpıcı sahnelerle b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; yakalamış bir oyun. &Ccedil;ocuğa, &ccedil;ocukluğu dolayısıyla yabancı / başkası gibi davranmayan onu birey olarak kabul eden bir anlayışın &uuml;r&uuml;n&uuml; olan oyunu bence ka&ccedil;ırmayın. Her birimizin okul yıllarında kafa patlattığı yarına dair en &ouml;nemli sorunun cevabını hem &ccedil;ocukların hem de velilerin sorgulaması i&ccedil;in harika bir fırsat yakalayacak .  </p>
<p><strong>TESTOSTERON</strong> </p>
<p>Bir başka tavsiye de Oyun At&ouml;lyesi ekibinin sahnelediği Testosteron&hellip;Yedi başarılı erkek oyuncu, y&ouml;netmenleri Kemal Aydoğan y&ouml;netiminde, Andrzej Saramonowıcz&#8217;in ilgin&ccedil; metnini&nbsp; sahnede coşku i&ccedil;inde sahnelemekteler.&Ouml;yle b&ouml;yle bir enerji değil sahnedeki&hellip;Gen&ccedil;ler yarının tiyatrosunu nasıl sahiplendiklerini g&ouml;stermek istercesine t&uuml;m mimik, jest, s&ouml;z ve t&uuml;m oyunculuk yetileriyle sahnede var oluyorlar. Erkek d&uuml;nyasının olduk&ccedil;a başarılı aktarıldığı metin bu sebeple erkeklere ayna tutmayı, karşı cinsin mekanizmasını merak eden kadınları aydınlatmayı da başarıyor.Oyunun m&uuml;zikleri Tolga &Ccedil;ebi&rsquo;ye ait.  </p>
<p>Bu oyunun 18 yaş &uuml;st&uuml; izleyiciye uygun olduğunu da anımsatalım.  </p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İSTANBUL EFENDİSİ</strong>  </p>
<p><strong>M&uuml;sahipzade Celal Sahnesi&rsquo;n bir M&uuml;sahipzade Celal oyunuyla a&ccedil;ıldı. Rejis&ouml;rl&uuml;k alanında y&uuml;kselen grafiğiyle Engin Alkan ve ekibinin performansı dikkat &ccedil;ekici. Alkan &ouml;zellikle toplu sahnelerin y&ouml;netimiyle ve cin fikirleriyle oyunu izlenir kılmayı başaran en &ouml;nemli unsur olmuş. İzlenir diyorum &ccedil;&uuml;nk&uuml; oyunun dilini g&uuml;ncellemeyi tercih etmemiş ve kısaltmalar konusunda tutumlu davranmış. Bunlar, iki bu&ccedil;uk saati aşan oyunun seyrini zorlaştırsa da koltukların oyun sonuna dek doluluğunu sağlamak projenin bu metniyle ger&ccedil;ekten başarı.</strong>  </p>
<p><strong>Oyun sonunda , oyuncuların resimlerinin bulunduğu pano &ouml;n&uuml;nde bir yığılma yaşandı.Y&uuml;ksek ihtimalle siz de aynı duyguyla resimler &ouml;n&uuml;nde kalabalık oluşturacak, o oyuncunun ismini &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışacaksınız.Ben s&ouml;yleyeyim.O gen&ccedil; oyuncunun adı &Ccedil;ağlar &Ccedil;orumlu! Oyun, g&ouml;sterime yeni girmiş olsa da hemen kendi yıldızını yaratıvermiş. İstanbul Efendisi, gen&ccedil; oyuncularla, tecr&uuml;besine şapka &ccedil;ıkartılacak ustaların kaynaşmasına da olanak vermiş. Hepimizin aşina olduğu şarkıların, t&uuml;rk&uuml;lerin yorumlanışının farklılığını da dile getirmeli</strong>  </p>
<p><strong>İstanbul Efendisi, zamanla daha da oturacak ve tadına tat katacak. Fırsatını bulup izlemelisiniz.</strong>  </p>
<p>Serta&ccedil; Ayvaz / 5 Ekim 2008 / www.herkesetiyatro.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/sertac-ayvaz-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Troia&#8217;yı ve Ödülleri Beklerken/ Vecdi sayar</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 16:54:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Toplumsal gerilimin giderek tırmandığı bir ortamda, sanat bir kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor; konser salonlarında, tiyatrolarda, sinema salonlarında hayata inancımızı tazeliyoruz. Ankara&#8217;da M&#252;zik Festivali, İstanbul&#8217;da Film Festivali başlıyor bug&#252;n. Hafta i&#231;inde de, g&#246;rkemli bir g&#246;steri İstanbullulara merhaba diyecek: Mustafa Erdoğan &#8216;ın yıllardır hazırlandığı &#34; Troia &#34; ya da &#8216; 3000 yıllık mistik bir d&#252;ş&#252;n yeniden hayat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img width="82" height="97" align="right" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/vecdisayar_01(1).jpg" />Toplumsal gerilimin giderek tırmandığı bir ortamda, sanat bir kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor; konser salonlarında, tiyatrolarda, sinema salonlarında hayata inancımızı tazeliyoruz. Ankara&#8217;da M&uuml;zik Festivali, İstanbul&#8217;da Film Festivali başlıyor bug&uuml;n. Hafta i&ccedil;inde de, g&ouml;rkemli bir g&ouml;steri İstanbullulara merhaba diyecek: Mustafa Erdoğan &#8216;ın yıllardır hazırlandığı &quot; Troia &quot; ya da &#8216; 3000 yıllık mistik bir d&uuml;ş&uuml;n yeniden hayat bulması &#8216;&#8230; <br />
Mustafa Erdoğan, bu g&ouml;steri ile &quot; Anadolu Ateşi &quot;ni aşan bir başarıya imza atıyor. Bu kez yalnızca koreograf olarak değil, yazar ve y&ouml;netmen olarak da &ouml;vg&uuml;y&uuml; hak ediyor Erdoğan. Dans&ccedil;ılar, tek kelime ile m&uuml;kemmel. Beh&ccedil;et Malikler &#8216;in dekor tasarımı ve Serdar Başbuğ &#8216;un kost&uuml;m tasarımı da, yapıtın estetik b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ne ciddi katkı sağlıyor. &quot; Troia &quot;yı izlemek i&ccedil;in T&uuml;rkiye&#8217;nin d&ouml;rt bir yanındaki sanatseverlerin İstanbul&#8217;a gelmeleri gerekecek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, turne yapması neredeyse olanaksız bir prod&uuml;ksiyon bu. Hi&ccedil; kuşkusuz, yıllarca sahnede kalacak ve 2010 yılında Avrupa K&uuml;lt&uuml;r Başkenti İstanbul&#8217;u ziyaret edecek yabancılara en g&uuml;zel armağanlardan biri olacak. <br />
Yerelden evrensele k&ouml;pr&uuml;ler kuran sanat &uuml;r&uuml;nlerinin, &uuml;lkemizi d&uuml;nyaya tanıtan en etkili ara&ccedil; olduğunu s&ouml;yler dururuz. &quot; Troia &quot; gibi, bu coğrafyanın tarihini ve zengin k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; yansıtan g&ouml;rkemli bir prod&uuml;ksiyon bu bağlamda &ouml;nemli bir işlev &uuml;stleniyor. Uluslararası platformlarda başarı kazanan yazarlarımızın, y&ouml;netmenlerimizin, m&uuml;zisyenlerimizin yanında artık koreograflarımızın da yer alacağını şimdiden s&ouml;yleyebiliriz. <br />
Son zamanlarda b&uuml;y&uuml;k bir keyifle izlediğim bir başka yapıt, koreografisini Beyhan Murphy &#8216;nin yaptığı &quot;H&uuml;sn &uuml; Aşk&#8217;a Dair&quot; , kendi k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zden kaynaklanan, evrensel sanatın olanaklarından ustaca yararlanan bir bale. Tıpkı, Selman Ada &#8216;nın &quot; Ali Baba ve 40 Haramiler &quot; operası gibi. Bu iki yapıtı sahneleyen İstanbul Devlet Opera ve Balesi&#8217;ni ve sanat&ccedil;ılarını kutluyorum. <br />
****<br />
<b> Keyifle, gururla izlediğim sahne yapıtlarından biri de, İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları&#8217;nın sahnelediği, ulusal tiyatromuzun başyapıtlarından Haldun Taner &#8216;in &quot; Keşanlı Ali Destanı &quot;. İki yıldır kapalı gişe devam eden bu m&uuml;zikali nihayet ge&ccedil;en hafta sonu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi&#8217;ndeki son oyunda izleyebildim. En g&uuml;zel anılarını bu sahnede yaşamış oyuncular g&ouml;zyaşları i&ccedil;inde tiyatrolarına veda ediyorlardı. Bir yıl sonra, aynı yerde, daha donanımlı bir salonda yeniden başlamak umudunu koruyarak. Hikmet K&ouml;rm&uuml;k&ccedil;&uuml; , Engin Alkan , Meri&ccedil; Benlioğlu , M&uuml;nir Kutluğ , Rozet Hubeş , Serdar Or&ccedil;in gibi isimlerin &ouml;ne &ccedil;ıktığı kadroyu Y&uuml;cel Erten coşkulu ve doğru bir yorumla y&ouml;netmişti. </b>Şehir Tiyatroları, &quot; &Ouml;l&uuml;ms&uuml;z &Ouml;yk&uuml; &quot;, &quot; Bayazıt &quot;, &quot; Titanik Orkestrası &quot;, &quot; Saygılı Yosma &quot; gibi g&uuml;zel oyunlar i&ccedil;eren repertuvarına bir yenisini ekledi ge&ccedil;en hafta: &quot; Tekrar &Ccedil;al Sam &quot;. Ragıp Yavuz &#8216;un rejisi ve Sevtap &Ccedil;apan , Arda Aydın , Sezai Aydın , Sevin&ccedil; Erbulak gibi usta oyuncuların performansları ile Woody Allen &#8216;in esprisini yakalayan keyifli bir seyirlik. <br />
****<br />
Tiyatro d&uuml;nyamız, bu ay i&ccedil;inde sonu&ccedil;lanacak iki &ouml;nemli &ouml;d&uuml;l&uuml;n &#8211; Sadri Alışık ve Afife &Ouml;d&uuml;lleri- aday listelerinin a&ccedil;ı<b>klanması ile &ccedil;alkalandı ge&ccedil;en g&uuml;nlerde. Listelerde, hemfikir olduğumuz pek &ccedil;ok isim ve yapıt yer alıyor, ama ciddi eksikler de var sanki. Ge&ccedil;en yıl &quot; Keşanlı&quot;daki &ccedil;alışması &ouml;d&uuml;llendirilmeyen Y&uuml;cel Erten&#8217;in yazgısı bu yıl da değişmiyor. Ne Erten&#8217;in, ne de bu mevsim İstanbul Devlet Tiyatroları&#8217;nda sahnelediği, &Ccedil;ek yazar Oldrich Danek &#8216;in &quot; Savaş İkinci Perdede &Ccedil;ıkacak &quot;ın adı aday listelerinde yer alıyor. ( Lyons &Ouml;d&uuml;lleri&#8217;nde En İyi Yapım se&ccedil;ilmesini saymazsak ). Oysa, hi&ccedil; kuşkusuz bu mevsimin en iyi oyunlarından biri. </b>Hakan Meri&ccedil;liler, Alpay İzbırak , Şenay G&uuml;rler gibi usta oyuncuların, &Ccedil;iğdem Erken gibi başarılı bir bestecinin katkıları Erten&#8217;in g&uuml;&ccedil;l&uuml; yorumunu destekliyor ( M&uuml;zik dalındaki adaylar arasında &Ccedil;iğdem Erken&#8217;in adının yer almaması, listelerin bir başka eksiği bence ). <br />
Afife ve Sadri Alışık &Ouml;d&uuml;lleri aday listelerinde, &#8216;En İyi Yapım&#8217; dalında İBŞT&#8217;nin &quot;Bayazıt&quot; ( y&ouml;n: Başar Sabuncu ), Tiyatro Pera&#8217;nın &quot;Venedik Taciri&quot; ( y&ouml;n: Nesrin Kazankaya ) ve Dostlar Tiyatrosu&#8217;nun &quot; Sivas&#8217;93 &quot; ( y&ouml;n: Genco Erkal ); &#8216; En İyi Y&ouml;netmen &#8216; dalında Mehmet Ergen ( &quot;Şeylerin Şekli&quot; &#8211; Akbank Yeni Kuşak Tiyatro ), Arif Akkaya ( &quot;Bana Bir Picasso Gerek&quot; &#8211; Duru Tiyatro ) ve oyunculuk dallarındaki t&uuml;m adaylara katılmamak elde değil ( iki &ouml;d&uuml;l&uuml;n aday listeleri birbirini tamamlıyor sanki ); gene de bazı isimleri g&ouml;zlerimizin aradığını s&ouml;ylemeliyim. &quot; 39 Basamak &quot;ın y&ouml;netmeni Mehmet Birkiye , &quot; Dalga &quot;nın y&ouml;netmeni Şakir G&uuml;rzumar , &quot; Ben Anadolu &quot;nun unutulmaz Yıldız Kenter &#8216;i ilk aklıma gelenler&#8230; İki &Ouml;d&uuml;l j&uuml;risinin de, En İyi Yapım ve Y&ouml;netmen dallarında aday g&ouml;sterdiği Tiyatro Dot&#8217;un &quot; K&uuml;rk&uuml; Merk&uuml;r &quot;&uuml;n&uuml; ( y&ouml;n: Murat Daltaban ) hen&uuml;z izleyemedim ne yazık ki&#8230; <br />
Son olarak, K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın &ouml;zel tiyatro desteklerinin nihayet hayata ge&ccedil;irilmiş olmasından ve listede Semaver Kumpanya, Tiyatro Oyunevi, Tiyatro Pera, Duru Tiyatro gibi eski yılların &#8216;cezalı&#8217; tiyatrolarının yer almasından duyduğum mutluluğu belirtmek isterim.</p>
<p><b>VECDİ SAYAR</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YALÇIN DOĞAN ELEŞTİRİSİ</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 00:59:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
&#160;

Yal&#231;ın DOĞAN
(H&#220;RRİYET )

Lorca&#8217;nın 70 yıl &#246;nce yazdığı dram T&#252;rkiye&#8217;nin bug&#252;nk&#252; trajedisi
Lorca&#8217;nın yetmiş yıl &#246;nce yazdığı Bernarda Alba&#8217;nın Evi oyunu T&#252;rkiye&#8217;nin bug&#252;nk&#252; trajedisini anlatıyor adeta.
&#220;rken toplum baskı altında boğucu bir &#231;aresizlik i&#231;inde. O &#231;aresizlik şimdi lav p&#252;sk&#252;rt&#252;yor, yanardağ patlıyor. Yanardağ patladığında, herkes altında kalıyor. Yasaklara karşı &#231;ıkarak, yeni yasaklar getirenler en başta.
- Bırakın ka&#231;sın.
- Hayır, &#246;ld&#252;rs&#252;nler.
- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img width="70" height="102" align="left" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/image/91b.jpg" /></p>
<p><b>Yal&ccedil;ın DOĞAN</b></p>
<p><b>(H&Uuml;RRİYET )</b></p>
<p><b><span style="font-size: large;"><br />
Lorca&rsquo;nın 70 yıl &ouml;nce yazdığı dram T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;nk&uuml; trajedisi</span></b></p>
<p>Lorca&rsquo;nın yetmiş yıl &ouml;nce yazdığı Bernarda Alba&rsquo;nın Evi oyunu T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;nk&uuml; trajedisini anlatıyor adeta.</p>
<p>&Uuml;rken toplum baskı altında boğucu bir &ccedil;aresizlik i&ccedil;inde. O &ccedil;aresizlik şimdi lav p&uuml;sk&uuml;rt&uuml;yor, yanardağ patlıyor. Yanardağ patladığında, herkes altında kalıyor. Yasaklara karşı &ccedil;ıkarak, yeni yasaklar getirenler en başta.</p>
<p>- Bırakın ka&ccedil;sın.</p>
<p>- Hayır, &ouml;ld&uuml;rs&uuml;nler.</p>
<p>- Bu kadar &ccedil;ok mu seviyorsun bu adamı?</p>
<p>- Hem de &ccedil;ok. G&ouml;zlerine baktık&ccedil;a, kanı ağır ağır i&ccedil;ime işliyor.</p>
<p>Saksılarda sardunyalar. Bir &ccedil;eşme, kırık d&ouml;k&uuml;k bir at arabası. Akdeniz g&uuml;neşiyle aydınlanan bir End&uuml;l&uuml;s evinin avlusu. Bernarda Alba&rsquo;nın Evi.</p>
<p>Eşinin &ouml;l&uuml;m&uuml; &uuml;zerine, Bernarda evde sekiz yıllık yas ilan ediyor. Evde yaşları yirmi ile kırk arasında değişen beş kızıyla birlikte yaşıyor. Sekiz yıl kızlar dışarıya adım atmayacak, pencereler kapalı kalacak, d&uuml;nyaya duvar &ouml;r&uuml;lecek.</p>
<p>Ev değil, hapishane. Boğucu bir baskı. &quot;Oturun evde oya işleyin.&quot; Kızlarıyla &ouml;v&uuml;n&uuml;yor, &quot;erkek eli değmedi onlara&quot;. Oysa, kızların arzusu tam tersi.</p>
<p>&Uuml;stelik, bu arada en yaşlı ve &ccedil;irkin kız, mirastan en b&uuml;y&uuml;k pay ona kalıyor, k&ouml;y&uuml;n en yakışıklı erkeği, 25 yaşındaki Pepe El Romano ile nişanlanıyor.</p>
<p>El Romano eve bir giriyor, fl&ouml;rt etmediği kız kalmıyor. En g&uuml;zel ve en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız Adela ile ise, duvarlar yıkılıyor, fl&ouml;rt ateşli aşka d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Hapishanede yasak aşk. Ablasının nişanlısıyla aşk saatleri.</p>
<p>Faşistlerin kurşunlarıyla can veren İspanyol şair ve yazar Federico Garcia Lorca&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden &ouml;nce yazdığı son eser, Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo;ni ge&ccedil;enlerde İstanbul&rsquo;da, Kağıthane Sadabat Sahnesi&rsquo;nde izliyorum.</p>
<p><b>KUSURSUZ Y&Ouml;NETİM</b></p>
<p>Engin Alkan&rsquo;ın kusursuz y&ouml;netiminde Ay&ccedil;a Telırmak, Bernarda rol&uuml;nde, El&ccedil;in Altındağ, gen&ccedil; ve g&uuml;zel kız Angustias rol&uuml;nde ve diğer kızlar harika bir oyun sergiliyor. Dekor, kost&uuml;m, ışık, eserin T&uuml;rk&ccedil;esi eksiksiz.</p>
<p>Sevginin, hayata bağlılığın, gen&ccedil;liğin fışkırabileceği bir ev, Bernarda diktasında cehenneme d&ouml;n&uuml;yor. O cehennemde bir yasak aşk. Bernarda&rsquo;nın elinden eksik etmediği baston, katı yasalar yerine, acımasızlığın simgesi.</p>
<p>Ne var ki, aşk ne baston dinliyor, ne cehennem. En yasak duygu, &ccedil;&ouml;lde boy atıyor.</p>
<p>Koyduğu amansız yasağın &ccedil;iğnenmesiyle &ccedil;ılgına d&ouml;nen Bernarda&rsquo;nın g&ouml;z&uuml; hi&ccedil;bir şey g&ouml;rm&uuml;yor. Hatta, diğer kız kardeşler, onca kıskan&ccedil;lıklarına rağmen, en k&uuml;&ccedil;&uuml;klerinin ka&ccedil;masına ortam hazırlarken, Bernarda namusun ancak &ouml;l&uuml;mle temizleneceğine inanıyor. &Ccedil;ok &uuml;z&uuml;lse bile.</p>
<p>Angustias intihar ediyor.</p>
<p>Gitarı ve piyanosuyla besteler de yapan Lorca, ressam Salvador Dali ve film y&ouml;netmeni Luis Bunuel&rsquo;in yakın dostu, İspanyol edebiyatının d&uuml;nyaya armağan ettiği en b&uuml;y&uuml;k, en devrimci yazarlardan biri. Benim &ccedil;ok sevdiğim yazarlardan.</p>
<p>1936 yılında, İspanya İ&ccedil;savaşı sırasında faşistlerin onu kurşuna dizerek &ouml;ld&uuml;rmesi, Lorca&rsquo;yı daha da &ouml;l&uuml;ms&uuml;z kılıyor. Lorca, h&uuml;z&uuml;n ve direniş ve başkaldırıyla &ouml;zdeş.</p>
<p><b>BOĞUCU BİR &Ccedil;ARESİZLİK</b></p>
<p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin boğucu g&uuml;nlerinde b&ouml;yle bir oyunu izlemek, yasaklarla bir yere varılmayacağını bir kez daha g&ouml;steriyor. Hele de, o baskıyı yaşamış ilk elden anlatılırsa.</p>
<p>Ancak, baskı iki taraflı. Bernarda&rsquo;nın baskısı bir yanda. &quot;Yasakları kaldırmak gerek&quot; diyenlerin baskısı &ouml;te yanda. &quot;Yasakları kaldıralım&quot; derken, sadece kendisi i&ccedil;in a&ccedil;ılan &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k pencereleri aslında başkalarına yeni yasaklar getiriyor.</p>
<p>&Uuml;rken toplum baskı altında boğucu bir &ccedil;aresizlik i&ccedil;inde. O &ccedil;aresizlik şimdi lav p&uuml;sk&uuml;rt&uuml;yor, yanardağ patlıyor.</p>
<p>Yanardağ patladığında, herkes altında kalıyor. Yasaklara karşı &ccedil;ıkarak, yeni yasaklar getirenler en başta. Masum bir aşka kapılan gen&ccedil; kız en &ouml;nce.</p>
<p>Angustias &ccedil;aresizle kıvranıyor, intiharı se&ccedil;iyor. Toplum g&ouml;z&uuml; &ouml;n&uuml;ndeki intiharla, aslında Bernarda&rsquo;nın dolaylı cinayetiyle, kendine yeni bir yol arıyor.</p>
<p>Lorca&rsquo;nın yetmiş yıl &ouml;nce yazdığı dram, T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;nk&uuml; trajedisi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşam Kaya Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 11:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
&#160;
17 MART 2008
Faşist Franko&#8217; dan 
Bernarda Alba&#8217; nın Evine
&#34;Bernarda Alba&#8217; nın Evi&#34;
İstanbul Şehir Tiyatroları 

 İstanbul B&#252;y&#252;kşehir Belediye Tiyatrosu, son d&#246;nemde sahne yıkımları ve değişen y&#246;netim sistemi ile g&#252;ndemde. İstanbul kentinin en b&#252;y&#252;k tiyatro oluşumu, 2007/08 sezonunda oyunlarıyla değil ama maalesef oluşan kargaşa ile g&#252;ndeme geliyor. Bu kargaşayı &#231;ıkaran kişilerin ama&#231;ları hedefine ulaşıyor. İstanbul Şehir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><b><span style="">17 MART 2008</span></b><span style=""></p>
<p></span><span color:="" sans-serif="" impact="" style="font-size: 10.5pt;">Faşist Franko&#8217; dan <br />
Bernarda Alba&#8217; nın Evine<br />
&quot;Bernarda Alba&#8217; nın Evi&quot;<br />
İstanbul Şehir Tiyatroları <br />
</span><span style=""></p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>İ</b></span><span style="">stanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Tiyatrosu, son d&ouml;nemde sahne yıkımları ve değişen y&ouml;netim sistemi ile g&uuml;ndemde. İstanbul kentinin en b&uuml;y&uuml;k tiyatro oluşumu, 2007/08 sezonunda oyunlarıyla değil ama maalesef oluşan kargaşa ile g&uuml;ndeme geliyor. Bu kargaşayı &ccedil;ıkaran kişilerin ama&ccedil;ları hedefine ulaşıyor. İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217; nun sonu pek parlak g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Yanlış oyun se&ccedil;imleri, y&ouml;neten takımın s&uuml;rekli tiyatroya ket vurması oyuncuların da moralini bozmuş durumda. Sahnede oynanan oyunun i&ccedil;ine başka d&uuml;ş&uuml;nceler girince, olmuyor, oyunun mayası tutmuyor. &ldquo;Bernarda Alba&#8217; nın Evi&rdquo; bu durumdan az da olsa sıyrılmışa benziyor. </p>
<p><b>Y&ouml;neten ve Teknik Ekip</b><br />
</span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>O</b></span><span style="">yunu sahneye Engin Alkan koymuş. Y&ouml;neten anlamında iyi bir iş &ccedil;ıkarmış. Sahne grafiğini iyi tespit etmiş Sayın Alkan. Kadınlara y&ouml;nelik bağnazca d&uuml;ş&uuml;ncenin ne denli iğren&ccedil; olduğu konusuna dikkat &ccedil;ekmiş. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z T&uuml;rkiye&#8217;sinin kadına olan yaklaşımını da sahneden g&ouml;stermiş. Oyuncu bayanların rol se&ccedil;imleri de &ccedil;ok doğru olmuş. Bedensel hareketlilikte bir takım sorunlar mevcut. Oyunun belli b&ouml;l&uuml;mlerinde giyilen gecelikler bayan oyuncuların oturup kalkmasını g&ouml;lgeliyor. Oyuncu, izleyenleri d&uuml;ş&uuml;nerek oyun i&ccedil;inde bir takım yavaş ve aksak hareketlerde bulunabiliyor. Doğal hareketlilik sahnede bir anda yok olabiliyor. Hale Toledo &ccedil;evirisine de yazacaklarım var. Oyunun diyalog b&ouml;l&uuml;mleri nedendir bilinmez şiir gibi konuşmalarla ge&ccedil;iyor. Tamam 1930&#8242; lu yılların kadınlara uyguladığı baskıcı despotizm ve trajik bir &ouml;yk&uuml; var ortada. Ama illa ki trajedi denilince neden &#8216;şiirsel&#8217; konuşmalar ortaya &ccedil;ıkar? &Ccedil;eviriyi yaparken diyalogların akıcılığına biraz daha dikkat etmek en mantıklı olanı&hellip; </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>A</b></span><span style="">yhan Doğan, uyguladığı dekor ile muhteşem bir &ccedil;ıkarmış. Elbette bu dekoru ışıksız d&uuml;ş&uuml;nmemek lazım. Işıkla dekorun bu denli i&ccedil; i&ccedil;e girdiği bir g&ouml;steri izlemek izleyenleri de b&uuml;y&uuml;l&uuml;yor. Işıkta &Ouml;zcan &Ccedil;elik dekorla iyi birer ikili oluşturmuşlar. Bah&ccedil;e b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n gece oluşan n&uuml;ansında her iki kişinin kıvrak zekasını izliyoruz. Kost&uuml;mde Nihal Kaplangı konuya uygun d&ouml;nem elbiseleri se&ccedil;miş. İyi g&uuml;zel de o geceliklerin halini hi&ccedil; mi hi&ccedil; beğenmedim. Beyaz, kefen gibi gecelikler herkesin &uuml;zerinde. Gen&ccedil; ve yaşlı olma bağımında gecelik &ccedil;eşitliliği oluşturulsa hi&ccedil;te fena olmazmış. </p>
<p><b>Oyunun Konusu </b><br />
</span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>İ</b></span><span style="">spanyol edebiyatının &ouml;nde gelen temsilcilerinden Federico Garcia Lorca&#8217;nın 72 yıl &ouml;nce yazdığı metin, ayrıca yazarın &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmeden &ouml;nce yazdığı son oyunu olma &ouml;zelliğini taşımaktadır. Bernarda Alba&#8217; nın evinde cenaze t&ouml;reniyle başlayan oyunda; Despot Bernarda Alba (Ay&ccedil;a Telırmak), Akli Dengesi Yerinde Olmayan Annesi Maria Josefa (Bercis Fes&ccedil;i) ve değişik yaşlardaki beş kızıyla yaşadığı evde sekiz yıllık yas ilan eder. Bu zaman zarfında kendisi dahil kimseler evden dışarıya adım atamayacaktır. Pencereden dahi dışarıya bakmak yasaktır. Evde bulunan kızlar 8 sene boyunca erkeksiz ve bakire bir hayat ge&ccedil;ireceklerdir. </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>F</b></span><span style="">akat evdeki kızlardan, 39 yaşındaki Angustias&#8217;a bir talip &ccedil;ıkar. Kasabanın yakışıklı erkeği 25 yaşındaki Pepe El Romano&#8217;nun yaşlı ve kalacak mirasla zengin olacak kişiyle nişan yapması, evdeki &ccedil;ıkmazları daha da karmaşık hale d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;r. Kardeşler arasında kıskan&ccedil;lık boy g&ouml;sterir. Pepe El Romano i&ccedil;in kız kardeşler birbirlerine d&uuml;şerler. </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>Y</b></span><span style="">azar Lorca, İspanyolların en kanlı d&ouml;nemi olan Faşist Franko Rejimi&#8217; ni Bernarda Alba&#8217; nın &uuml;zerine y&uuml;kleyerek sahneye taşımış. Bernarda&#8217; nın kızlarına yaptığı despotizm d&ouml;nemin koyu Katolik baskıcı din hegemonyasını ve Franko&#8217; nun halkı yıldırma hamlelerini simgeliyor. Sevgili Engin Alkan&#8217;ı kutluyorum, bu denli bir konuyu sıraladığım durumları kotararak sahneye taşımış. </p>
<p><b>Oyuncular</b><br />
</span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>A</b></span><span style="">y&ccedil;a Telırmak, Bernarda Alba rol&uuml; ile karşımızda. &Ouml;ncelikle duruşu ile karakterine hayat veriyor. O despot anne tavırları daha sahnedeki duruşunda beliriyor Sayın Telırmak&#8217; ın. Anne rol&uuml; i&ccedil;in biraz &#8216;gen&ccedil;&#8217; g&ouml;r&uuml;nse de, tavırları ve davranışları ile rol&uuml;n&uuml; kurtarıyor. Bercis Fes&ccedil;i, Maria Josefa&#8217; nın ka&ccedil;ık ruh halini iyi incelemiş. Rol&uuml;n&uuml;n psikodinamik yapısını g&uuml;zel tespit etmiş. H&uuml;lya Arslan&#8217; nın &#8216;hizmet&ccedil;i&#8217; rol&uuml; &ccedil;ok m&uuml;him. 2 lokma yemeği yemek i&ccedil;in kendinden ge&ccedil;ercesine yemeğe saldırması, d&ouml;nemin sosyal sınıf sıkıntısını &ouml;n plana &ccedil;ıkarıyor. Sevil Akı, &Ouml;zlem T&uuml;rkad, Ayşen &Ccedil;etiner, El&ccedil;in Altındağ, Aslı Nimet Altaylar i&ccedil;in yazacaklarım hemen hemen aynı. Askeri baskıya, t&ouml;re baskısına ve aile i&ccedil;i şiddete maruz kalan kadınların b&uuml;t&uuml;n ruh halini sahneye taşıyorlar. Sadece şunu s&ouml;ylemek istiyorum; akşamın karanlığında evin bah&ccedil;e kısmında neden &uuml;zerlerini &ouml;rtme telaşına giriyorlar? </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>E</b></span><span style="">ngin Alkan iyi bir iş &ccedil;ıkarmış. Fakat oyuncuların oyuna adaptasyon sorunları var. Bunu da İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217; nun son d&ouml;nemde yaşadığı kaosa bağlıyorum. &Ouml;nce Sevgili Engin&#8217; i sonra ekibin tamamını kutluyorum. Oyun Şehir Tiyatroları&#8217;nda devam ediyor. Bu sezon i&ccedil;inde mutlaka izlenmeli. İyi seyirler&hellip;</p>
<p><b><i>Dip Not</i></b><i> <br />
Marx&#8217; ın &#8216;yabancılaşma&#8217; teorisini mutlaka irdeleyin. İrdeleyin ki i&ccedil;inden ge&ccedil;tiğimiz d&ouml;nemin baskıcı, despot yapısını anlayın. Bir kez de olsa &#8216;kapitalist s&ouml;m&uuml;r&uuml;&#8217; n&uuml;n dışından bakın olaylara</i></span><span sans-serif="" tur="" arial="" style="font-size: 10pt;"><o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Bernarda Alba’nın Evi’ni kaçırmayın</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba%e2%80%99nin-evi%e2%80%99ni-kacirmayin.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba%e2%80%99nin-evi%e2%80%99ni-kacirmayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Jan 2008 10:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba%e2%80%99nin-evi%e2%80%99ni-kacirmayin.html</guid>
		<description><![CDATA[
İspanyol yazar Lorca&#8217;nın &#246;ld&#252;r&#252;lmeden &#246;nce yazdığı son oyunu &#8216;Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;, İstanbul Şehir Tiyatroları&#8217;nda sahneleniyor. Oyunda esnemez t&#246;reler, toplumsal ve dini baskılar irdeleniyor
26 Ocak 2008 Cumartesi

KRİTİK / Asu Maro Duvarlardaki saksılardan sakız sardunyalarının sarktığı, ışıklı, i&#231; a&#231;ıcı bir avlu&#8230; Akdeniz g&#252;neşiyle aydınlanan bir End&#252;l&#252;s evi. Bir &#231;eşme, kırık d&#246;k&#252;k bir at arabası var&#8230; &#214;nde de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img width="290" height="140" align="middle" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/26114san1.jpg" /></p>
<p style="text-align: justify;"><b>İspanyol yazar Lorca&rsquo;nın &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmeden &ouml;nce yazdığı son oyunu &#8216;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo;, İstanbul Şehir Tiyatroları&rsquo;nda sahneleniyor. Oyunda esnemez t&ouml;reler, toplumsal ve dini baskılar irdeleniyor</p>
<p>26 Ocak 2008 Cumartesi</b></p>
<p>
<b>KRİTİK / Asu Maro</b> Duvarlardaki saksılardan sakız sardunyalarının sarktığı, ışıklı, i&ccedil; a&ccedil;ıcı bir avlu&#8230; Akdeniz g&uuml;neşiyle aydınlanan bir End&uuml;l&uuml;s evi. Bir &ccedil;eşme, kırık d&ouml;k&uuml;k bir at arabası var&#8230; &Ouml;nde de upuzun beyaz sa&ccedil;lı, renkli tokalar, incik boncuklarla s&uuml;sl&uuml;, &ldquo;dilek ağacı&rdquo; gibi bir kadın&#8230; Maria Josefa. Oyunun &ldquo;meczubu&rdquo;, aynı zamanda dillendirilemeyen b&uuml;t&uuml;n gizli arzuların s&ouml;zc&uuml;s&uuml;.</p>
<p style="text-align: justify;">
Burası Bernarda Alba&rsquo;nın evi. İspanyol edebiyatının &ouml;nde gelen temsilcilerinden Federico Garcia Lorca&rsquo;nın 72 yıl &ouml;nce &ldquo;inşa ettiği&rdquo; bir ev: Esnemez t&ouml;relerin, toplumsal ve dini baskıların &ldquo;kale&rdquo;si. Lorca&rsquo;nın &ldquo;Kanlı D&uuml;ğ&uuml;n&rdquo; ve &ldquo;Yerma&rdquo;yla başlayan &uuml;nl&uuml; &ldquo;&uuml;&ccedil;leme&rdquo;sinin son halkası ve aynı zamanda faşistlerce &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmeden kısa s&uuml;re &ouml;nce yazdığı son oyunu.</p>
<p>İstanbul Şehir Tiyatroları&rsquo;nda, yetenekli oyuncu ve y&ouml;netmen <b>Engin Alkan</b>&rsquo;ın rejisiyle sahneleniyor &ldquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi.&rdquo; Lorca&rsquo;nın İspanyol k&ouml;yl&uuml; kadınlarının kıstırılmış, trajik yaşamlarını anlatmak &uuml;zere kurguladığı oyunun evrenselliği ve &ouml;l&uuml;ms&uuml;zl&uuml;ğ&uuml; i&ccedil; acıtıcı.</p>
<p><b>Despot abla, &ccedil;atlak anne</b><br />
Evden bir &ouml;l&uuml;n&uuml;n, ailenin tek erkeğinin cenazesinin &ccedil;ıktığı g&uuml;n başlıyor hikaye. Baskıcı ve despot Bernarda Alba (<b>Ay&ccedil;a Telırmak</b>), &ldquo;&ccedil;atlak&rdquo; annesi Maria Josefa (<b>Bercis Fes&ccedil;i</b>), yaşları 20 ile 40 arasında değişen beş kızı ve iki hizmet&ccedil;isiyle yaşadığı evde sekiz yıllık yas ilan ediyor. Bu s&uuml;re boyunca kimse evden &ccedil;ıkmayacak, pencereler, kapılar tuğlayla &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş gibi davranılacak, dışarıdan i&ccedil;eri hava sızmayacak. &ldquo;Oturun &ccedil;eyizlerinizi işleyin, bol vaktiniz olacak&rdquo; diyor ellerine erkek eli değmemiş olmasıyla &ouml;v&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; kızlarına&#8230; O &ccedil;eyizlerle beraber mezara gidecekleri belli değilmiş gibi.</p>
<p>Ancak bu arada Bernarda&rsquo;nın ilk kocasından olma, 39 yaşındaki Angustias&rsquo;a bir talip &ccedil;ıkıyor. K&ouml;y&uuml;n en yakışıklı erkeği olan 25&rsquo;lik Pepe el Romano&rsquo;nun en yaşlı ve hastalıklı ama &ouml;z babasından kalan mirastan &ouml;t&uuml;r&uuml; de en varlıklı kardeşle nişanlanması, zaten zor dengede duran yas evini alt &uuml;st ediyor.</p>
<p><b>Delidir, ne dese yeridir</b><br />
Aralarında pek de şefkatli bir ilişki olmayan kızkardeşlerin her biri diğerine diş bilerken, en gen&ccedil; ve g&uuml;zelleri olan Adela, Pepe&rsquo;ye olan tutkusunun &ldquo;kurbanı&rdquo; oluyor.<br />
&Ccedil;&uuml;nk&uuml;, oyunda &ccedil;eşitli vesilelerle vurgulandığı gibi, arzularına gem vuramayan kadının sonu feci olacaktır.</p>
<p>Bir tek anneanne Maria Josefa haykırabilir kızların bastırılmış duygularını, ama o da &ldquo;delidir&rdquo; zaten, ne dese yeridir&#8230; Susturulamasa da kapatılır, komşuların g&ouml;rmeyeceği şekilde &uuml;zerine kilit vurulur.</p>
<p>&ldquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rdquo;, Franco rejiminin, yaklaşan &ccedil;izme seslerinin boğucu atmosferini bir eve sığdırıyor. Kızları &uuml;zerinde kurduğu diktat&ouml;rl&uuml;kle &ouml;zelde Franco&rsquo;yla, genelde t&uuml;m iktidar sahipleriyle &ouml;zdeşleştiriliyor oyunun ana karakteri Bernarda. T&uuml;m ataerkil değerlerin, &ldquo;Kadının yeri evidir&rdquo; diyen baskıcı t&ouml;relerin, şiddetin temsilcisi.</p>
<p>Oyunu Katolik &ouml;ğelerden m&uuml;mk&uuml;n olduğunca arındırarak bağnazlığın evrenselliğinin altını &ccedil;izmeyi se&ccedil;en Engin Alkan, kasvetli olmasıyla bilinen &ldquo;Bernarda Alba&rdquo;dan alışılmışın dışında dinamik, renkli bir oyun &ccedil;ıkarma yoluna gitmiş. İyi de etmiş, din baskısı-t&ouml;r-askeri rejim kıskacında sıkışmış insanların &ouml;yk&uuml;s&uuml; zaten yeterince boğucu ve &#8216;tanıdık&rsquo;.</p>
<p><b>El değmeden yaşamak</b><br />
Politik mesajların slogana d&ouml;n&uuml;şmeden oyunun i&ccedil;ine &ldquo;yedirilmesi&rdquo; metnin değerinden bir şey kaybettirmediği gibi, etkileyici ve Lorca&rsquo;ya yaraşır olmuş. Oyunun tamamını tek mekana, bir t&uuml;r hapishane olan evin &ldquo;avlusu&rdquo;na taşımış Alkan. B&uuml;t&uuml;n odalar buraya a&ccedil;ılıyor, her şey bu ortak alanda olup bitiyor. Avlu da, evin dışındaki karabasana inat, alabildiğine aydınlık. Ama işte, dışarının &ldquo;havası&rdquo; i&ccedil;eriye de sızıyor &ccedil;aresiz&#8230;</p>
<p>Evi, beklenmedik yeni bir cenazeyle ikinci kez yasa b&uuml;r&uuml;n&uuml;rken, &ldquo;Ağlamak istemiyorum, &ouml;l&uuml;m&uuml; sakin karşılamalıyım&rdquo; diyen Bernarda Alba&rsquo;nın tek derdi, komşuların olan biteni duymaması&#8230; El değmeden yaşar onun kızları, &ouml;yle de &ouml;l&uuml;r&#8230; &ldquo;Susun, susun dedim!&rdquo; diye emrediyo ev ahalisine:<br />
&ldquo;Susun!&rdquo; Susuyorlar.</p>
<p>Ama kırık kolların yen i&ccedil;inde kalmasından usananlara &ldquo;Susmayın!&rdquo; diyen bir ses y&uuml;kseliyor Şehir Tiyatroları sahnelerinden&#8230; Ta 1936 yılından kopup gelen, bir baskının kurtuluşunun bir diğerinde olmadığını s&ouml;yleyen bir ses&#8230; Kulak vermenin vaktidir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba%e2%80%99nin-evi%e2%80%99ni-kacirmayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BERNARDA ALBA&#8217;NIN EVİ &#8211; İzleyici yorumu</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evi-izleyici-yorumu.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evi-izleyici-yorumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jan 2008 10:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evi-izleyici-yorumu.html</guid>
		<description><![CDATA[Erman Bağrı
Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8230; Sadece oyunun ismine bakmak bile birka&#231; done almaya yetiyor belki de. Bir ev ve evin i&#231;inde yaşanacakların g&#246;zler &#246;n&#252;ne serileceği hissini uyandıran bir isim. Ama daha salona adımınızı atarken bu evin sizi saracağını d&#252;ş&#252;nemiyorsunuz işte. İlk bakışta olağan&#252;st&#252; bir dekorla karşı karşıya geliyorsunuz. Hafif ışık altında kaba taslak se&#231;iliyor belki ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: bold;">Erman Bağrı</span></p>
<p>Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&#8230; Sadece oyunun ismine bakmak bile birka&ccedil; done almaya yetiyor belki de. Bir ev ve evin i&ccedil;inde yaşanacakların g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne serileceği hissini uyandıran bir isim. Ama daha salona adımınızı atarken bu evin sizi saracağını d&uuml;ş&uuml;nemiyorsunuz işte. İlk bakışta olağan&uuml;st&uuml; bir dekorla karşı karşıya geliyorsunuz. Hafif ışık altında kaba taslak se&ccedil;iliyor belki ama yine de sizi etkilemeye yetiyor. Yerinizi almaya &ccedil;alışırken bir yandan da salona verilmiş olan konuşmaları dinliyorsunuz diğer t&uuml;m seslerin arasında. Kendinizi uzun s&uuml;re bu sese vermek zor ama eğer başarabilirseniz, ma&ccedil;tan &ouml;nce ısınmasını tamamlamış bir sporcu gibi sıcak başlıyorsunuz oyuna. Oyuncuların seslerinden oyuna dair, az sonra izleyeceğiniz olaylar silsilesine dair ufak doneleri yakalayabiliyorsunuz. T&uuml;m hazırlıklar tamam ve ışıklar a&ccedil;ılıyor..</p>
<p>Işıkların yanışıyla muhteşem dekorun ayrıntılarını se&ccedil;ebilir hale geliyorsunuz. G&ouml;r&uuml;n&uuml;ş olarak b&uuml;y&uuml;k bir evin avlusunu andırıyor. Sağda ufak bir giriş ve hemen yanından başlayan kemerli yapı size b&uuml;y&uuml;k bir ev&rsquo;in i&ccedil;ini izlediğiniz hissini veriyor. Anlıyorsunuz ki t&uuml;m fırtına bu alanda kopacak. Solda &ouml;nde ufak bir &ccedil;eşme ve hemen arkasında da hem g&ouml;r&uuml;nt&uuml; hem de işlevsellik a&ccedil;ısından olduk&ccedil;a g&uuml;zel olan bir at arabasının arka kısmını g&ouml;r&uuml;yorsunuz. Genel olarak bakıldığında dekor son derece işlevsel ve g&ouml;ze hoş geliyor.</p>
<p>
T&uuml;m bu etkinin altında, izlerken kendinizden ge&ccedil;eceğiniz birbirinden muhteşem oyunculuklar sergileniyor. Her bir oyuncu &uuml;stlendiği rol&uuml;n hakkını &ouml;ylesine iyi veriyor ki, en ufak bir aykırılık g&ouml;ze &ccedil;arpmıyor. </p>
<p>Evin tek hakimi Bernarda rol&uuml;nde &ldquo;Ay&ccedil;a TELIRMAK&rdquo; duruşu, ses tonu ve otoriter bakışlarıyla &ouml;ylesine etkileyici ki, insan zaman zaman &ldquo;yazık bu evin i&ccedil;indekilere&rdquo; demekten kendini alamıyor. Yazarın vermek istediği baskıcı kimliği &uuml;zerinde en iyi taşıyan oyuncu olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Oyun boyunca &ccedil;izgisinden en ufak bir sapma g&ouml;stermiyor ve oyunun sonunda kızının &ouml;l&uuml;m&uuml;yle i&ccedil;sel &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml;n doruk noktasına ulaşıyor. Kişisel olarak yakalamayı başardığım en etkileyici ayrıntı ise;Gece sahnesinde, en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı Adela&rsquo;nın, onun bacağına sarılmış konuşurken, Bernarda&rsquo;nın onun başını okşamak isteyip, dış baskıların &uuml;zerinde bıraktığı etki ile bundan vazge&ccedil;ip onu kendinden ayırması oldu. Belki de oyunun en &ouml;nemli anlarından biri buydu. &Ouml;ylesine a&ccedil;ık, &ouml;ylesine duygu y&uuml;kl&uuml;yd&uuml; ki, yazar&rsquo;ın bu anı g&ouml;zleriyle g&ouml;rmesini istedim.</p>
<p>Oyunun en kilit oyuncusu La Poncia rol&uuml;nde karşımıza &quot;Sevil AKI&quot; &ccedil;ıkıyor. Bir insan bu oyunda kadar Poncia olabilirse, o bunun bir fazlası oluyor işte. Oyun boyunca kullandığı birbirinden farklı mimikleri, olağan&uuml;st&uuml; ses tonu ve bakışlarıyla oyunun hem en sempatik karakterine b&uuml;r&uuml;n&uuml;yor hem de oyunun temposundaki değişimleri sağlar bir konuma geliyor. Seyirci onu izlerken kimi zaman g&uuml;l&uuml;yor kimi zaman ise onun tanıklık ettiği acıların etkisini kendi &uuml;zerinde hissederek nefesini tutuyor. Oyun kurgusu i&ccedil;inde &ouml;ylesine farklı değişimler g&ouml;steriyor ki, bunu yapmadaki başarısına hayran olmamak imkansız hale geliyor. Metnin i&ccedil;ine gizlenmiş en vurucu c&uuml;mlelerdeki bakışları ile etkinin katlanarak artmasını sağlıyor. Oyunu b&ouml;ylesine kabullenmiş bir oyunculuk nadir g&ouml;r&uuml;len bir şey olsa gerek. Bunun en b&uuml;y&uuml;k kanıtı ise, oyunun finalinde, selam verilirken g&ouml;z yaşlarını tutamıyor oluşu sanırım. Kendisini &ouml;zellikle gen&ccedil; oyuncu adaylarının şiddetle takip etmesi gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. </p>
<p>Martirio rol&uuml;nde izlediğimiz &quot;&Ouml;zlem T&Uuml;RKAD&quot; da yine rol&uuml;n&uuml;n hakkını sonuna kadar vermeyi başarıyor. Olduk&ccedil;a zor bir v&uuml;cut formu almış olmasına rağmen oyun boyunca performansında en ufak bir d&uuml;ş&uuml;ş yaşamıyor. Yazarın dramatik yapıyı kurarken en &ccedil;ok y&uuml;klendiği karakterlerden biri olan Martirio, &Ouml;zlem T&uuml;rkad&rsquo;ın bakışlarında, s&ouml;yleyişinde ve hatta nefes alıp verişlerinde kendisini &ouml;yle iyi ortaya koyuyor ki, oyunun sonunda t&uuml;m oyuncuları olduğu gibi onu da ayakta alkışlamamak m&uuml;mk&uuml;n değil.</p>
<p>Amelia ve Magdelena rollerini &uuml;stlenmiş olan iki deneyimli oyuncu &quot;Ayşen &Ccedil;ETİNER&quot; ve Neslihan &quot;&Ouml;ZT&Uuml;RK&quot;, evin baskıyı en &ccedil;ok kabullenmiş iki kızını oynarken son derece başarılılar. Oyunun ana baskı noktası Bernarda ile buna başkaldırıyı ger&ccedil;ekleştiren Adela arasındaki k&ouml;pr&uuml;y&uuml; kurduklarını s&ouml;yleyebilirim. Oyun boyunca tempolarını koruyor ve rollerinin hakkını veriyorlar. </p>
<p>&quot;El&ccedil;in ALTINDAĞ&quot;, yalnızca bakışlarıyla dahi Lorca&rsquo;nın yaratmak istediği Angustias karakterini yakalamış g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Diğer kardeşlerinin yarattığı baskıya rağmen mutlu olmaya &ccedil;alışan ve evlenecek olmasının tadını &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışan &uuml;vey abla rol&uuml;nde son derece başarılı. Oyunun sonuna kadar ne duruşundan ne de bakışlarındaki saflıktan &ouml;d&uuml;n veriyor. Oyunun sonunda yaşadığı şokun etkisini de olduk&ccedil;a başarılı bir bi&ccedil;imde seyirciye aktarmayı da başarıyor.</p>
<p>Evin en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı, fırtınaların tam ortasında yer alan Adela rol&uuml;nde &quot;Aslı ALTAYLAR&quot;, bana g&ouml;re rol i&ccedil;in biraz fazla olgun g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Yazarın oyunla vermek istediği toplumsal baskının insanlar &uuml;zerindeki etkisini oyunun en k&uuml;&ccedil;&uuml;k karakterine y&uuml;klemesindeki &ccedil;arpıcılığı daha &ccedil;ocuksu g&ouml;r&uuml;nen bir oyuncunun vermesi gerektiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. &Ccedil;ocuk masumluğunun gen&ccedil; kızlığa yansıyan ilk zamanlarını yaşayan bir oyunculuk bi&ccedil;imi, oyunun finalinde yaratılan etkiyi katlayacaktır diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. T&uuml;m bunlara rağmen Aslı Altaylar, gerek ses kullanımı gerekse bedenini kullanmadaki başarısıyla takdir topluyor. &Ouml;zellikle tam karşı cephesinde duran kardeşi Martirio ile karşı karşıya gelişleri ikisi arasındaki savaşı g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne seriyor. </p>
<p>Oyunun en farklı karakterlerinden biri evin ninesi olan Maria Josefa. Bu rol&uuml;n gereklerini en iyi bi&ccedil;imde yerine getiren oyuncu ise &quot;Bercis FESCİ&quot;. Bakışları, ses tonu ve v&uuml;cuduna aldırdığı formlar ile seyirci &uuml;zerinde son derece olumlu bir etki bırakmayı başarıyor. Akl&icirc; dengesi bozulmuş birini oynamanın zorluğuna rağmen, oyun boyunca aynı etkiyi koruyor ve ge&ccedil;miş ile şimdiki kuşak arasında yaratılan sorunsalın etkilerin rahat&ccedil;a g&ouml;zlemlenebilmesini sağlıyor. </p>
<p>Dilenci Kadın ve Hizmet&ccedil;i rollerinde izlediğimiz &quot;Oya PALAY&quot; ve H&uuml;lya ARSLAN&quot; da diğer oyuncular gibi &uuml;zerlerine d&uuml;şen g&ouml;revi en iyi bi&ccedil;imde yerine getiriyorlar. &Ouml;zellikle Oya Palay&rsquo;ın dışarıda bir kadının lin&ccedil; edilmesine katılıp evin i&ccedil;ine geri gelişiyle yarattığı etki, evin i&ccedil;inde olduğu kadar salondaki seyirciyi de &ccedil;arpıyor. Belki de k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne kabullenilmiş toplumsal kuralların, baskı ve şiddetin en &ouml;nemli g&ouml;stergesi bu kısacık ama bir &ouml;m&uuml;r kadar uzun sahnede ortaya koymayı başarıyor Oya Palay.</p>
<p>Genel olarak oyunun değerlendirmesini yaparsak, başta oyunun y&ouml;netmeni &quot;Engin ALKAN&quot; olmak &uuml;zere t&uuml;m oyuncuların Garcia Lorca&rsquo;nın anlatmak istediklerini &ccedil;ok &ccedil;ok iyi kavradıklarını s&ouml;yleyebilirim. Oyunun işlenişindeki kusursuzluk, oyunculukların olağan&uuml;st&uuml; performansları ile yoğrulup, son derece g&uuml;zel m&uuml;zikler ile de b&uuml;t&uuml;nleştiğinde ortaya seyir zevki y&uuml;ksek, her y&ouml;n&uuml;yle takdir edilmesi gereken bu m&uuml;kemmel oyun ortaya &ccedil;ıkıveriyor. T&uuml;m kadroyu ayakta alkışlıyor ve başarılarının devamını diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evi-izleyici-yorumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eleştiri: Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nde yas var</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/elestiri-bernarda-albanin-evinde-yas-var.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/elestiri-bernarda-albanin-evinde-yas-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jan 2008 12:43:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/elestiri-bernarda-albanin-evinde-yas-var.html</guid>
		<description><![CDATA[Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nde yas var
H&#220;SEYİN SORGUN
31 Aralık 2007, Pazartesi / Zaman Gazetesi
Bernarda Alba&#8217;nın Evi &#246;rnektir bu s&#246;ylediklerime. İspanyol edebiyatının g&#252;&#231;l&#252; kalemi Federico Garcia Lorca&#8217;nın yazdığı son oyun Bernarda Alba&#8217;nın Evi, kadınların d&#252;nyasında bir yolculuğa &#231;ıkarıyor seyirciyi. Oyun, İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217;nda Engin Alkan rejisiyle sahneleniyor.

Bernarda Alba (Ay&#231;a Telırmak), ikinci kocasını da toprağa g&#246;m&#252;p, yas tutanları savuşturduktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: bold;">Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nde yas var</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">H&Uuml;SEYİN SORGUN<br />
31 Aralık 2007, Pazartesi / Zaman Gazetesi</span></p>
<p>Bernarda Alba&#8217;nın Evi &ouml;rnektir bu s&ouml;ylediklerime. İspanyol edebiyatının g&uuml;&ccedil;l&uuml; kalemi Federico Garcia Lorca&#8217;nın yazdığı son oyun Bernarda Alba&#8217;nın Evi, kadınların d&uuml;nyasında bir yolculuğa &ccedil;ıkarıyor seyirciyi. Oyun, İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217;nda Engin Alkan rejisiyle sahneleniyor.</p>
<p>
Bernarda Alba (Ay&ccedil;a Telırmak), ikinci kocasını da toprağa g&ouml;m&uuml;p, yas tutanları savuşturduktan sonra hane halkına ilan eder yas geleneğini: &quot;Sekiz yıllık yas s&uuml;resince, sokaktan hava sızmayacak i&ccedil;eri. Kapılar, pencereler tuğlayla &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş gibi davranacağız. Babamın evinde de b&ouml;yle olmuştur.&quot; İlk eşinden bir, ikinci eşinden d&ouml;rt kızı, iki hizmet&ccedil;isi ve annesi ile birlikte yaşayan Bernarda Alba, varlıklı, gururlu ve sert bir kadındır. O, yas ilan edip bunu s&uuml;rd&uuml;rmekte kararlı g&ouml;r&uuml;n&uuml;rken, evlenme &ccedil;ağındaki kızları i&ccedil;in durum hi&ccedil; de kanıksanacak t&uuml;rden değildir.</p>
<p>
Bernarda&#8217;nın kocasının neden &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bilmeyiz. Bildiğimiz bir şey vardır ki, avlunun dışında hayat hi&ccedil; de iyiye gitmemektedir. Ve Bernarda kocasının yokluğunda, beş kızının namusunu korumanın ağırlığını &uuml;zerinde hissetmektedir. Evin sınırlarını avlu duvarlarıyla &ccedil;izmesinin nedeni budur. Ancak dışarıdaki değişim i&ccedil;eride gelgitler meydana getirmekte gecikmez. Kurallara ilk isyan seksenine dayanmış yaşı ve yarı meczup haliyle annesi Maria Josefa&#8217;dan (Bercis Fes&ccedil;i) gelir. Bu &ouml;ylesine &ouml;nemsenecek bir durum değildir, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı Adela&#8217;nın (Aslı Altaylar) durumunun yanında. İlk eşinden olma b&uuml;y&uuml;k kızı Angustias (El&ccedil;in Altındağ), Pepe adlı gen&ccedil;le nişanlanırken, bu gen&ccedil; adam bir&ccedil;ok y&uuml;rekte başkaca gelgitlerin izlerini bırakacaktır. Ne k&uuml;&ccedil;&uuml;k kardeşi Adela&#8217;yı y&uuml;reğinden ge&ccedil;enleri dile d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in ayıplayan Martirio (&Ouml;zlem T&uuml;rkad), ne umursamaz tavırlarına rağmen Amelia (Ayşen &Ccedil;etiner), ne de &ccedil;oktan vazge&ccedil;miş g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;ne rağmen Magdelena (Neslihan &Ouml;zt&uuml;rk) kayıtsız değildir olan bitene.</p>
<p>Bu yolculukta Bernarda&#8217;nın da g&ouml;zlerini a&ccedil;maya &ccedil;alışan sırdaşı La Poncia (Sevil Akı) olacaktır. Ancak gecenin karanlığı &ccedil;&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;nde ger&ccedil;eklerin başka &ccedil;ehreye b&uuml;r&uuml;nmesi doğaldır. Avlunun dışından gelen dilenci kadın (Oya Palay), aslında dışarıdaki hayatın bir suretini verir. Arada bir duyulan sesler ve bir kadının namus y&uuml;z&uuml;nden katledilmesi de dışarıya dair bilgiler arasındadır.</p>
<p>
Bernarda Alba&#8217;nın Evi, kocasını kaybetmiş bir kadının, babalarını kaybetmiş beş kız kardeşin ve hepi topu on kadının ortak &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; sahneye taşıyor. Lorca&#8217;nın anlattığı &ouml;yk&uuml;, Engin Alkan&#8217;ın ustalıklı rejisi ve oyuncuların en ince detaylarına kadar canlandırdığı kadın karakterler ile sıcak bir anlatı olarak akıp gidiyor. Bir masal atmosferinde başlayan oyun, yalın bir ger&ccedil;ekle sonlanırken, &ouml;zenle hazırlanmış gelinlik kefene d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Korkuların g&ouml;lgelediği kadın yaşamlarından izd&uuml;ş&uuml;mlerle ilerleyen Bernarda Alba&#8217;nın Evi ikinci bir yasla sarsılırken, geriye duygusal gelgitlerin &ouml;rselediği yorgun kadınları miras bırakıyor. Bir de avlunun i&ccedil;ine sızıp dengeleri alt&uuml;st eden Pepe&#8217;yi&#8230;</p>
<p>Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nden bir ışık sızıyor dışarı&#8230; Asırlık korkuları &uuml;rk&uuml;ten ve insan sıcaklığını hissettiren bir ışık&#8230; Pepe, bu ışığın izini s&uuml;r&uuml;yor&#8230;</p>
<p>
Sahi onun &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; kimden dinlemeli?</p>
<p>
Belki de b&uuml;t&uuml;n kadınlardan!..</p>
<p>H&Uuml;SEYİN SORGUN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/elestiri-bernarda-albanin-evinde-yas-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
