<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PROVA NOTLARI &#187; Oyun Eleştirileri</title>
	<atom:link href="http://www.enginalkan.com/weblog/category/oyun-elestirileri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.enginalkan.com/weblog</link>
	<description>Engin Alkan Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jun 2010 11:45:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>HEKATE&#8217; NİN ŞARKISI</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/hekate-nin-sarkisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/hekate-nin-sarkisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 10:37:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro Çalışmaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[IKSV tarafından düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 10 Mayıs Pazartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen Açılış Töreni'nin ardından Krater Yapım'ın Hekate'nin Şarkısı başlıklı oyunu ile başlıyor.

Selim Atakan'ın Shakespeare' in metin ve şiirleri üzerine yaptığı bestelerden oluşan bu müzikli gösterinin yönetmeni Engin Alkan. Macbeth oyunundan yola çıkılarak kurgulanan yapımda karanlığın ve kötülüğün cadıları bu kez doğdukları doğu kültürlerinin ortak belleğinde yer alan ana tanrıça kimlikleriyle karşımıza çıkıyor. İnsanlığın ortak eril ve dişil karşıtlıkları üzerinden erk ve iktidar kavramlarının binlerce yıllık yolculuğuna dikkati çeken Hekate’ nin Şarkısı Talat S. Halman, Sabahattin Eyüboğlu ve Can Yücel çevirileriyle zenginleşiyor..."
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #993300;"><em>IKSV tarafından düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 10 Mayıs Pazartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu&#8217;nda düzenlenen Açılış Töreni&#8217;nin ardından Krater Yapım&#8217;ın Hekate&#8217;nin Şarkısı başlıklı oyunu ile başladı.</em></span></p>
<p><em><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/hekateAfis.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-240" title="hekateAfis" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/hekateAfis-214x300.jpg" alt="" width="305" height="427" /></a><br />
</em></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Bir  çocukluk şiirinden </em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong><em>Sevim Kutluay’ a:</em></strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #993300;"><strong><em>…Dikilmiş rüzgâra, kuytuda  duracağına</em></strong></span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #993300;"><strong><em>Beden çökmüş, dağılmış sertliğin  pala bıyıklarında</em></strong></span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #993300;"><strong><em>Doğa annem neredesin?..</em></strong></span></p>
<p style="text-align: left;">Erkek veya kadın bir bedene doğarız. Ama dişil ve eril olanı  bedenlerimiz belirlemezler.   Bizi asıl biçimleyen içine doğulan  kültürlere özgü algılamalardır. Birine erkek, kadın veya başka bir şey  dediğimiz an onu tüm varoluşsal nitelikleriyle bir kategorinin içerisine  sokarız. Oysa kadın-erkek ilişkileri ve hatta cinsellik egemen söylemin  yarattığı güç ilişkilerinin bir türevi değil midir? Güç ve iktidar  söylemlerindeki dişil ve eril vurguları hangi tuzaklarla giyiniriz peki?</p>
<p style="text-align: left;">Düşünürüm, otoritenin egemen söylemine karşı bir zafer kazanmak  mümkün müdür acaba? Foucault  “Bizim söyleme olan karşıtlığımız dahi  egemen söyleme göre belirlenir” diyor. Haklı olabilir mi? Aklımızın  esaretinden kurtuluşumuzun hiçbir yolu yok mudur? Yüzleşmek zorunda  olduğumuz, insan olmanın sonsuz acı tadı mı?</p>
<p style="text-align: left;">Kim bilir belki de  özgürleşebilmemizin esası kendimiz hakkında oluşturduğumuz  tanımlamalarda değil, bizi kuşatan tanımlamalara başkaldırmaktadır.</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: right;"><strong>ENGİN  ALKAN</strong><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/hekateAfis.jpg"><br />
</a></p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE5.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-277" title="HEKATE5" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE5-300x92.jpg" alt="" width="300" height="92" /></a></p>
<h1><span style="color: #000000;">HEKATE&#8217;NİN ŞARKISI</span></h1>
<p><span style="color: #000000;">ŞİİRLER: WILLIAM SHAKESPEARE</span></p>
<p><span style="color: #000000;">ÇEVİRENLER: TALAT S. HALMAN,  SABAHATTİN EYÜBOĞLU, CAN YÜCEL</span></p>
<p><span style="color: #000000;">MÜZİK VE PROJE: SELİM ATAKAN</span></p>
<p><span style="color: #000000;">YÖNETEN:  ENGİN ALKAN</span></p>
<p><span style="color: #000000;">YAPIMCI: ZEYNEP ÖZBATUR ATAKAN /KARATER YAPIM</span></p>
<p><span style="color: #000000;">SAHNE  TASARIMI: GAMZE KUŞ</span></p>
<p><span style="color: #000000;">GİYSİ TASARIMI: DUYGU TÜRKEKUL</span></p>
<p><span style="color: #000000;">IŞIK  TASARIMI: MAHMUT ÖZDEMİR</span></p>
<p><span style="color: #000000;">MAKYAJ TASARIMI: SEHER SANDER,</span></p>
<p>TANITIM KOSTÜMLERİ: MEHTAP ELAİDİ</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"><br />
</span></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"><strong>OYNAYANLAR:</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;">HEKATE:  AYÇA VARLIER</span></p>
<p><span style="color: #000000;">MAC BETHAT: EMRE ÇELİK</span></p>
<p><span style="color: #000000;">I. CADI: BANU KUNT</span></p>
<p><span style="color: #000000;">II.CADI:  BEGÜM GÜNCELER</span></p>
<p><span style="color: #000000;">KERBEROS: BÜLENT TEKAKPINAR</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>ORKESTRA</strong></span><br />
SELİM ATAKAN( ŞEF, PİYANO)<br />
HAKAN ELBİR (AKERDEON)<br />
ÖZLEM NOYAN (FLÜT)<br />
DENİZ DOĞANGÜN (VİYOLONSEL)<br />
SALTIK TUKUR (BAS)<br />
USKAN ÇELEBİ (PERKÜSYON) </span></p>
<p><span style="color: #000000;">YÖNETMEN YARDIMCISI: VOLKAN KELEŞ</span></p>
<p><span style="color: #000000;">PROJE KOORDİNATÖRÜ: ASLI ATASOY<br />
</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;"><strong>ASİSTANLAR:</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Fatih Gençkal,Cansev  Erdemir, Suat Yazıcı</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><br />
</span></p>
<h1><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE1.jpg"><img class="size-medium wp-image-274 alignleft" title="HEKATE1" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE1-300x207.jpg" alt="" width="300" height="207" /></a><strong> </strong></h1>
<h1><strong>TANITIM DOSYASINDAN</strong>:</h1>
<p>Shakespeare’ in Macbeth oyunun üzerine gerçekleştirilmiş bir müzikal uyarlama olan Hekate’ nin Şarkısı, <strong>Selim Atakan</strong> tarafından bestelenmiş, büyük çoğunluğu sonelerden seçilmiş Shakespeare’ e ait dizelerden oluşmaktadır. Yönetmenliğini <strong>Engin Alkan’ </strong>ın gerçekleştirdiği  müzikal gösteride bedensel devinimlerin, dansın ve tiyatronun iç içe geçmiş saydam ifadelerinin eşlik ettiği şiirler Cadı Hekate ve Macbeth karakterlerinin ekseninde ifade olunan bir kurguyla seyirciye iletilmektedir.</p>
<p>Macbeth tragedyasında Hekate kimliğinde simgelenen karanlığın, büyücülüğün ve kötülüğün cadı figürleri Hekate’ nin Şarkısı’nda bu kez doğdukları doğu kültürlerinin ortak belleğinde yer alan ana tanrıça kimlikleriyle ele alınmışlardır. Shakespeare’ in metnine de kaynaklık eden Cadı Hekate aslen binlerce yıldır Akdeniz kültür havzasında varlık gösteren anaerkil ana tanrıça figürünün zamanla kötücül bir büyücüye dönüşmüş formudur.</p>
<p>Aynı zamanda Tanrıça Hekate Anadolu pagan kültürü orijinli bir tanrıçadır. Kültü ve miti daha sonra Antik Yunan’ a yayılmış,  giderek Hıristiyanlık düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşıp karanlıkların, sihir ve cinlerin, şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliğine bürünmüştür. Bu ilginç değişimde anaerkil toplum değerlerinin<strong> </strong>ataerkil değerlere dönüşmesinin payı oldukça açıktır. Bu bağlamda Hekate’ nin Şarkısı seyircisini insanlığın ortak eril ve dişil karşıtlıkları üzerinden erk ve iktidar kavramlarının binlerce yıllık yolculuğuna tanıklık etmeye çağırmaktadır.</p>
<p>Yönetmenliğini <strong>Engin Alkan’ </strong>ın gerçekleştirdiği; bedensel devinimlerin, dansın, tiyatronun ve müziğin iç içe geçmiş saydam sınırlarında, canlı bir orkestranın eşlik ettiği gösteri <strong>Ayça Varlıer, Emre Çelik, Banu Kunt, Begüm Günceler, Bülent Tekakpınar</strong> tarafından sunulmaktadır.</p>
<p><strong>KURGU</strong></p>
<p>Macbeth’ in üç cadısı kaynayan kazanlarının başında hummalı bir çaba içindedirler. O bildik tekerlemeleriyle oyun başlar; “Kayna kazanım kayna! Yan ateşim yan!”Kazan kaynar, Hekate<strong>’</strong> nin bedeninden Macbeth dünyaya gelir. Cadılarımız Macbeth’ i güçle yoğururlar, ona iktidar verirler, özgüvenle cilalarlar, tıpkı diğer bütün analar gibi.Kahramanımız giderek buyurganlaşan bir erk figürüne dönüşmeye başlar. Yaratıcısı Hekate’ ye büyük hayal kırıklığı yaşatan bir gerilim içindedir. Kız kardeşler el verip onu dönüştürmeye çabalasalar da Macbeth durumu kendi varlığına yönelik tehdit olarak algılar ve doğduğu rahmi ele geçirmek üzere davranır.</p>
<p><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE-2.jpg"><img class="size-medium wp-image-276 alignleft" title="HEKATE 2" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE-2-300x218.jpg" alt="" width="300" height="218" /></a></p>
<p><strong>HEKATE VE CADI</strong><strong>LIK</strong><strong> </strong></p>
<p>Shakespeare’ in Macbeth’ i, şimşek ve gök gürültüleri arasında üç cadının nın bir sonraki buluşmalarının Macbeth&#8217; le olmasına karar vermeleriyle başlar. Macbeth ve Banquo bir açıklıkta gezinirlerken cadılar onları bazı kehanetlerle karşılarlar.  Macbeth’ in iktidar hırsını körükleyip yanılmasına neden olan üç kadın yer altı dünyasından fırlamış, şeytanla işbirliği yapan, sihir ve cinlerin karanlık cadıları olarak çizilmiştir.</p>
<p>Birbirini tamamlayan bu üç cadı figürünün başlarında Shakespeare’ in Yunan Mitolojisinden devşirerek kullandığı Baş Cadı Hekate vardır.</p>
<p>Eserimizde Hekate ve diğer iki cadı Shakespeare’ in Macbeth’ inde çizildiği gibi karanlık ve kötücül figürler olarak değil, hayatı kutsayan evrensel uyum ve barışın doğurgan figürleri olarak resmedileceklerdir. Bu çok önemli algı farkının dayandığı temel şudur:  Hekate Akdeniz havzasında varlık gösteren anaerkil ana tanrıça figürünün zamanla kötücül bir büyücüye dönüşmüş formudur.  Hekate Anadolu pagan kültürü orijinli bir tanrıçadır, kültü ve miti daha sonra Yunanistan&#8217;a yayılmıştır. Üç yüzlü olarak bilinmesi ayla özdeşleşmesinden ileri gelir.</p>
<p>Hekate aysız geceleri ya da ayın son dördün evresini simgeler. Ay anaerkil toplumlarda dişilikle oldukça ilgili olduğundan, Hekate&#8217; nin kadınlığın son dönemlerini de simgelediği söylenir.</p>
<p>Hekate&#8217; nin ilk tapınıldığı zamanlardaki yaşam veren, yaşamlarının önemli karar noktalarında insanların doğru karar vermelerine yardımcı olan, ışık saçan, yol gösteren kişiliği, ileriki yüzyıllarda Hıristiyanlık düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşır. Gitgide karanlıkların, sihir ve cinlerin, yer altı dünyasının yaşlı büyücüsü ve şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliğine bürünür. Bunda anaerkil toplum değerlerinin<strong> </strong>ataerkil değerlere dönüşmesinin payı olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Hekate kimi bölgelerde yol ağızlarında her yeri her şeyi görebilmesi için üç bedenli bir heykel olarak canlandırılmıştır. Kimi sanatçılar da onu aynı bedende üç başlı, altı elli olarak, ellerinde meşale, kılıç, hançer, kement, anahtar ve yılan tutarak görüntülemişlerdir.</p>
<p>Hekate’ nin Tanrı’nın <strong>Adem</strong> ile aynı anda yine balçıktan yarattığı <strong>Lilith</strong>’ in dönüşmüş formu olduğu düşünülmektedir. Lilith güzel, güzel olduğu kadarıyla şuh ve başına buyruktur. Kendini Adem’ le birlikte topraktan yaratıldıklarından eşit sayar ve ona tabi olmayı şiddetle reddeder, Adem’ i terk eder.</p>
<p>Mezopotamya’da tanrı ve tanrıçaların hükmettiği dönemlere baktığımızda; Lilith, Sümerlerde rüzgâr tanrıçası “<strong>Lilitu</strong>” olarak karşımıza çıkarken, Babillerde tanrıça <strong>İşhtar</strong>’ın güzelliği, zekâsı ve şuhluğu aynı zamanda yine Babil’in kötülük tanrıçası <strong>Lamatsu’</strong>yla benzerlik gösterir. Güzellik ve kadınsal iç dürtü, kıskançlık ve kin olarak birleşmiş, erkeğine boyun eğmeme hatta isyankârlık, tek bir tanrıçada birleşerek Filistinliler vasıtasıyla antik Yunan’ın tanrılar dünyasına girmiş ve burada karşımıza “<strong>Hekate</strong>” olarak çıkmıştır. Hekate, bir taraftan insanların yardımcısı olup adına adaklar adanan bir tanrıçayken diğer yandan büyünün ve sihrin, karanlık tarafın, insanlara musallat olan cinlerin ve erkek nefsinde olmaması düşünülen kötülüklerin sorumlusu olarak tutulmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Meryem</strong> ve <strong>Artemis-Diana </strong>arasındaki bağlantıları da dikkat çekicidir:  Her iki kadın figürü de bakiredir fakat doğum yapmışlardır, her ikisinin de &#8220;Cennet&#8217;in Kraliçesi&#8221;, &#8220;Tanrı&#8217;nın Annesi&#8221;, &#8220;Kutsal Bakire&#8221; gibi ortak isimleri vardır. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve <strong>Artemis&#8217;i </strong>evi olarak kabul edilebilecek en büyük Artemis Tapınağı ve Meryem&#8217;in evi aynı yerde, <strong>Efes</strong>&#8216;tedir. Kilise tarafından M.S. 431&#8242;e kadar kutsallığı kabul edilmeyen <strong>Meryem</strong>&#8216;in Konstantin tarafından düzenlenen konsülden sonra kutsal kabul edilmesi ve Artemis-Diana&#8217;nın özelliklerinin kendisine atfedilmesi tesadüf değildir.</p>
<p><strong>MACBETH  “HAYATIN OĞLU”</strong></p>
<p>Milattan sonra 11. yüzyılın başları, Britanya adası. Bu tarihlerden önce ve çok sonraları da olacağı gibi, kanlar içinde, ihanetlerle, kibirle dopdolu, en yakınlarındakileri ve dahi çok uzaktakileri, akrabalarını, kardeşlerini ve hatta babalarını gırtlaklayan, iktidar ve güç için kendi benlikleri dahil her şeyini vermeye hazır erkeklerin dünyasında bir erkek: <strong>Mac Bethad</strong>, Orta İrlanda’ daki anlamıyla  <strong>“hayatın oğlu”</strong> ve Shakespeare’ in ona verdiği ölümsüz adla Macbeth… <strong> </strong></p>
<p>Kadınlarsa bu dünyada bir cinsel kimlikleri varsa şayet ancak büyülerinden sakınılması gereken cadılar ya da cinsiyetsiz annelerden ibaret… Kötü kehanetlerin dipsiz kaynakları, ana tanrıça kültünün cadı kraliçe Hekate’ ye dönüşüp bir daha hiç geri gelmeyeceğinin kanıtları…</p>
<p>Macbeth tragedyası, İngiltere tarihindeki en kanlı iktidar savaşlarından birini sahneye getirir. Kör iktidar tutkusunu gerçekleştirebilmek için iktidara giden yolda önce kralı, sonra olayın tanıklarını, daha sonra da kuşkulandığı her insanın kanını dökmekten çekinmeyen Macbeth, sonunda döktüğü kan gölünde boğulur; kör iktidar hırsının bedelini kendi yaşamıyla öder.</p>
<p>Macbeth, gerçeğe hükmetmeye çalışırken kötülüğe giden yolda attığı her adımla azap çeken, ahlaki değerlerden ne denli uzaklaştığını bile bile yoluna devam eden bir kahramanın trajedisidir. Belki bu yüzden edebiyat tarihi boyunca hep evrensel ve ahlaki değerler açısını ele alınmıştır.</p>
<p><strong>“İktidar”</strong> sözcük olarak: &#8220;bir şeyler yapabilme doğal gücü ya da yeteneği;&#8221; &#8220;Etkide, ya da eylemde bulunma imkânı veren hukuki, siyasi ya da ahlaki güç;&#8221; &#8220;Devlet yönetimini elinde bulunduranların, bir toplumu yönetenlerin siyasi, hukuki ve fiili gücü;&#8221; &#8220;Yönetenlerin, yönetme yetkisini elinde bulunduranların kendileri, hükümet&#8221;, &#8220;bir toplulukta veya kuruluşta idareyi elde bulundurma&#8221; gibi anlamlara gelmektedir.</p>
<p>İktidar kavramı hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkmaktadır</p>
<p>Aile, topluluk, toplum, devlet, iş kısacası insanlar arasındaki her türlü ilişkinin düzenlenmesi dolaylı veya doğrudan &#8220;iktidar&#8221;<strong> </strong>kavramıyla bağlantılıdır. Diğer bir anlatımla, insanlar arasında iktidarı ilgilendirmeyen hiçbir düzenleme biçiminden söz edilemez.  Zira her düzenleme aynı zamanda bir <strong>&#8220;güç&#8221;</strong> unsuru içermektedir. Kavram olarak: güçler arasındaki mücadelede üstün gelen gücün diğer güçler üzerinde belirleyici olması; &#8220;toplumu, insanları yönetme gücünü, bir davranışı yönlendirme kabiliyetini elinde bulundurma&#8221; imkanına sahip olma hali demektir. Her iktidarın öncelikli amacı kendini yaşatmaktır. Diğer bir ifade ile hiçbir iktidar, kendi varlığına yönelen hiç bir &#8220;oluşuma&#8221; yaşama hakkı tanımaz.</p>
<p>Modern dünyada ataerkilliğin hâkimiyeti neredeyse tartışılmazdır. Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir.. Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur.  Zaman içinde gelişen uygarlık,  çoğu yapılanmasını din, milliyetçilik, ırkçılık, ataerkillik vasıtasıyla insanoğlunun en vahşi içgüdüleri üzerine kurmuştur. Avcılık ve toplayıcılık toplumundan tarım toplumuna geçişten sonra ortaya çıkan ürün fazlası, doyumsuz insanın gözünü kamaştırmıştır. Hep daha fazlasını istemeye meyilli insanoğlu, savaşıp karşındakinin sahip olduğuna el koymayı, çaba gösterip o şekilde elde etmekten daha kolay bir çözüm yolu olduğunu keşfetmiş ve öldürmeyi, gerekirse öldürülmeyi, dinsel+milliyetçi dogmalar, ırkçı zırvalamalarla savunmuştur.</p>
<p>Ataerkil düzen, yöneten-yönetilen ilişkileri bağlamında ele alındığında, siyasal iktidarı ele geçirmek için “iktidar” yeteneğine sahip olunması gereğini savunmuştur. Ataerkil toplumlarda iktidar yeteneği sadece erkeğin değerleriyle belirlenmiş olmasından dolayı, iktidar ancak erkeklere özgü bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır ve ataerkillik, kendine tehdit unsuru gördüğü her şeyi şiddete boğmuştur.</p>
<p>Tüm bu anlatılanların ışığında Macbeth karakteri erk ve erke fikri üzerinden yaratılmış kolektif bir karakteridir de aslında. Varlığını koruma içgüdüleri ve iktidar hırsıyla sarmalanmış, güce ve şiddete yazgılı tüm benzerleri gibi. Belki de Shakespeare’ in karakterine Macbeth ismini koyarken onu  <strong>“Hayatın Oğlu”</strong> anlamına gelen <strong>Mac Bethat</strong> isminden türetmesi tesadüfi değildir.</p>
<p><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE3.jpg"><img class="size-medium wp-image-278 alignleft" title="HEKATE3" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE3-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<h2>KISA KISA&#8230;</h2>
<p><strong>TANRIÇA HEKATE</strong></p>
<p>Anadolu kökenli bir tanrıça olduğu kabul edilmektedir. Anadolu ve tüm Akdeniz havzasında ana tanrıça figürünün temeli olan Kübele ile olan bağlantısı bir yana tıpkı Kübele gibi Ademin ilk karısı Lilith&#8217;den evrilen ilk tanrıçalar arasında kabul edilir. Sümerlerde rüzgar tanrıçası Lilitu, Babil&#8217;de kötülük tanrıçası Lamatsu ve Mısır&#8217;da Heket aynı soydan gelen diğer Akdeniz Tanrıçalarıdır. Bu tanrıçalar Helen kültünde Artemis&#8217;e dönüşen Hekate Roma mitolojisi ve hatta Hıristiyan kültünde kendine yer bulmuştur. Ataerkil düşünüşün kemikleşmesi sürecinde bereketin, doğurganlığın kadınlığın ve önemli kararların hayat veren ay tanrıçasından büyünün ve kötülüğün tanrıçasına dönüşmüştür.</p>
<p><strong>ÜÇ BAŞLI KÖPEK KERBEROS (CERBERUS)</strong></p>
<p>Kerberos yunan mitolojisinde Styx ırmağını bekleyen ölüler dünyası Hades&#8217;in bekçisi olarak görülür. Görevi ölülerin etlerini yiyerek canlılar dünyasına dönmelerini engellemektir. Aynı Kerberos hem öbür dünyanın kapısını beklemek görevinden dolayı -o dünyanın anahtarı Hekate&#8217;dedir çünkü- hem de üç başlılığından dolayı üçlü bir tanrıça olan Hekate ile birlikte resmedilmiş, birlikte anılmıştır.</p>
<p><strong>MAC BETHAD (MACBETH</strong>)</p>
<p>Shakespeare&#8217;nin ölümsüz eseri Macbeth “Holinshed Günceleri” adlı tarihi bir kaynakta geçen isimleri kullansa da, oyundakinin aksine tarihteki ve güncelerdeki İskoç kralı Macbeth sevilen ve iyi anılan bir hükümdardır. Adının kökeni Orta İrlanda&#8217;da “hayatın oğlu” anlamına gelen “Mac Bethad”a dayanır. Shakespeare&#8217;nin Macbeth&#8217;i iktidara giden yolda erdemlerinden uzaklaşan, tahta tırmandığını sandığı merdivenlerle karanlıklara inen bir “kahraman”dır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>PAGAN KÜLTÜR VE AY İLİŞKİSİ</strong></p>
<p>Ay tanrıça, pagan kültürlerin ortak ürünlerinden en belirgin olanlarından biridir. Günümüzden 100.000 yıl kadar önce, avcı toplayıcı toplumlarda doğurgan ve doğurduğu yavruyu besleyebilen dişi doğal olarak kutsal ve üstün kabul edilmekteydi. Bu dönemde -iklim koşullarının da bu günkünden farklı olduğunu belirtmek gerek- soğuk ve tehlikeli olan geceler ancak dolunay mucizesiyle aydınlanmakta ve bir nebze olsun güvenli hale gelmekteydi. Üstelik ayın bu evresi sırasında kutsal olan kadınlar adet görmekteydi. Atalarımız bu iki döngü arasında bir bağlantı kurmakta geç kalmadılar elbette. Bu bağlantı kadınların “mahrem” günlerinin kutsal sayılmasına, adet kanlarının iyileştirici gücüne inanılmasına sebep verdi. Doğurgan ve kutsal olan kadın ile ay ilişkisi medeniyetin “gelişmesi” ile ay tanrıca kültünü oluşturdu ve en arkaik inançlar sitemleşmeye başladı. Ancak insanlık güneşe tapan erkeklerin iradesi altına girdikten sonra ayın, kadının, ve hatta “aybaşı”nın kötü sayılması kaçınılmaz olmuştu. Çünkü Ataerkil düşünüş kadını ve tüm temsil ettiklerini varlığına karşı bir tehdit olarak algılamaktaydı.</p>
<p><strong>İKTİDAR</strong></p>
<p>Foucault&#8217;a göre iktidar tüm tarihin etrafında döndüğü ana öbeklerden biridir. İktidardakiler ve iktidarda olmayanların savaşımı mikro düzeyden makro düzeye bir geçikenlikler ağıdır. Gündelik hayatın tüm veçhelerinden siyasal sisteme, akademik ortamdan işyeri disiplinine, kadın erkek ilişkilerinden arkadaş ilişkilerine, cinsel münasebetler ve aşka dair söylemlerden siyasal söylemlere kadar her alanda görülen dinamik bir süreçtir. Erk odakları &#8211; ki betimlemekle bitmez &#8211; arasındaki akışkan hareket nihai olarak total bir iktidar bloğu olarak tekil bireyler tarafından algılanır. Lakin kaynağını aradığınız yerde gizlenirken, aramadığınız ve hiç ummadığınız yerde (mesela kendi davranışlarınızda) yeniden karşınıza çıkar. İktidar daima kendisini meşrulaştıran ve kendi hakikatini kuran bir söylemle birlikte vardır. İktidar, kişinin özlük haklarının başka kişilere devredilmesidir ki genelde bu gasp edilmek suretiyle gerçekleşir.</p>
<p><strong>SONELER VE GİZEMLİ SEVGİLİ</strong></p>
<p>Shakespeare&#8217;nin soneleri 400 yıldır en çok tartışılan aşk hikâyesidir. Kahramanları kimlerdir, siyah saçlı kadın kim, ya sarışın delikanlı? Sonelerin tamamı Shakespeare tarafından mı yazılmıştır? Tamamen kurmaca mıdır, yoksa otobiyografik midir? Shakespeare sonelerini 1588 yılında yazmaya başlayıp Thomas Thorpe&#8217;nin yayınladığı 1609 yılında tamamlamıştır. Bu ilk basım Shakespeare&#8217;den izinsiz gerçekleştirildiği ve yayıncının müdahaleleri çok olduğu için edebiyat tarihçileri hala aralarında Shakespeare&#8217; e ait olmayan sonelerin varlığını tartışırlar, ancak bu tartışmalar edebiyat tarihçilerini meşgul ededursun edebiyatseverler için sonelerin tadını değiştirmez, Shakespeare&#8217;nin dehasını gölgelemez.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>CADILIK</strong></p>
<p>Ortaçağ Avrupasında reform hareketleri Hristiyanlığı yeni bir okumayla çağdaşlaştırmaya çalışırken güç kaybeden Katolik kilisesi savunma refleksi olarak reformcuları ve Katolik inancına aykırı gördükleri birçok kişiyi kafirlik suçuyla ölüme mahkum etmişti. Bu suçların en önemlisi cadılık olarak görülürdü. Pagan Avrupa’da Hristiyanlık yayılırken erkek druidler ya Hristiyan rahiplere dönüştürülmüş ya da yok edilmişlerdi. Ancak kadın ruhbanlığını kabul etmeyen kilise -İncil&#8217;de açık olarak kadınların ikincil olduğundan bahsedilmektedir- pagan inanışlarıyla Hristiyan kültünü kaynaştırırken kadın druidleri, ya da cadıları, din dışı ve şeytansı affetmişti. Sonuç olarak 19. yüzyıla kadar devam eden cadı avı batı medeniyetinde ataerkil mekanizmanın yerleşmesi sürecinde, din temelli bir kadın karşıtı hamle olarak kadının kötücülleştirilmesini gerçekleştirmiş, kadınlık nihai olarak şeytan ve kötülük ile ilişkilendirilmiştir.</p>
<p><strong>FEMİNİZM- POSTPAGANİZM-SATANİZM BAĞLANTILARI</strong></p>
<p>Hekate&#8217;nin bir tanrıça olarak geçirdiği dönüşüm, kadının tarih içinde geçirdiği dönüşümle neredeyse birebir örtüşmektedir. Bu sebeple feminist hareket içinde Hekate&#8217;ye sahip çıkanlar ve itibarını yeniden kazandırmak isteyenler ortaya çıkmıştır. Hekate adında uluslarası bir Feminist yayın organı bulunduğu gibi post-pagan feminist dinler Hekate&#8217;yi kutsal saymaktadır. Bunda elbette Hekate&#8217;nin ilk kadın -ve ilk feminist, çünkü kendini Adem ile eşit saymıştır- Lilith ile olan bağlantısı da önemli rol oynar. Satanizm ise, hristiyanlığa karşı geliştirilmiş bir antitez olduğundan hristiyanlığın dışladığı kadını kabul etmiş ve yüceltmiştir, Lilith bağlantısı ve Hekate&#8217;nin geçirdiği dönüşüm sonucu aldığı kötülüğün ve büyünün tanrıçası formu Satanist inanışın da Hekate&#8217;ye sahip çıkmasını sağlamıştır, Hekate Satanizmdeki dişil yüceltmenin de sembolü olmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KUTSAL MEYVE</strong></p>
<p>Bir çok kültürde farklı betimlenen cennet meyvesi, Akdeniz havzasında erik, incir ve zeytin olarak karşımıza çıksa da en belirgin biçimi elmadır. Adem ve Havva’ nın cennet bahçesinden atılmasını sağlayan “Bilgelik Ağacı” nın meyvesi elmadır. Bu elmanın simgelediği bilgelik Yunan mitolojisindeki Pandora’ nın kutusunun içeriğiyle eşdeğerdir ki Pandora da Yunan mitinde yaratılan ilk kadındır ve bu iki mit birbirine derinden bağlıdır. Ancak kadının elmayı erkeğe vermesiyle cennetten kovulmak arasındaki ilişki şöyle de okunabilir; mesele meyvenin verdiği bilgi midir,yoksa erkeğin o bilgiyle ne yaptığı mı?</p>
<p><strong>ANAHTAR</strong></p>
<p>Anahtar ilk olarak eski mısırda karşımıza çıkan bir objedir. Eski mısırda ilk mitolojik anahtar olan gankh’ ın ortaya çıkması da bununla ilgilidir şüphesiz. Antik çağlarda bu günkü kadar yaygın kullanımı olmayan anahtar ancak önemli ve zengin kimselerin edinebildiği bir araçtı, öyle ki bu anahtarları taşımaktan başka görevi olmayan köleler bulunur, anahtar sahibi olmak statü göstergesi sayılırdı. O günlerden bu güne anahtar toplumsal bilinçaltında mahremiyet, sır, bilgi, güç ve zenginliğin en net simgelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Hekate&#8217;nin en bilinen sembollerinden biri olan anahtar ise öte dünyanın kapılarını açar ve öte dünyaya ait yani yaşamın ötesine ait olan bilgiyi temsil ederdi.</p>
<p><strong>POSTAL</strong></p>
<p>Yaşam veren kadına karşı erkek iktidarını savaş ve silah yoluyla ele geçirdiği için savaş, asker ve bunlarla ilgili tüm imgeler ataerkil düzenle göbek bağına sahip imgelerdir. Postal ve çizme dünden bu güne askeri ve askeri müdahaleyi en çok çağrıştıran imgelerden biri olagelmiştir. öyle ki yakın tarihimiz “postal” gürültüsüyle kesilen demokrasi denemeleriyle doludur.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>KAYIK</strong></p>
<p>Hristiyan mitolojisinde kutsal olarak addedilen kayık Magdelenalı Meryem&#8217;i Fransa&#8217;ya taşıyan kayık ve yunan mitoloisindeki styx nehrini geçmek için Khranon’ un kullandığı kayıktır. Dante ilahi komedya’ da Kharon ile tanışır ve onun ölüleri acılar nehrinden geçirmekle görevli olduğundan bahseder.</p>
<p><strong>MİTLERİN YOLCULUĞU</strong></p>
<p>Akdeniz coğrafyasında Sümerlerden Babillere, Yunan mitolojisinden Abramik dinlere hemen tüm mitoslar birbirleriyle bağlantılıdır ve aynı soydan gelmektedirler. Söz gelimi kucağında bebek Horus&#8217;u taşıyan İsis, bebek İsa&#8217;yı taşıyan Meryem&#8217;e dönüşür. Bununla birlikte bakireyken çocuk sahibi olan Artemis de Bakire Meryem olur. Kübele Gaia&#8217;nın daha antik ve daha Anadolulu adıdır. Sümerlerin rüzgar tanrıçası Lilitu Lilith&#8217;e dönüşür, Osiris&#8217;in ve Kronos&#8217;un ortak kaderleri iğdiş edilmektir.  Sümer mitleri Tevrat&#8217;ta, roma mitleri İncilde yer bulur kendilerine. Mezopotamya tanrılarının hüküm sürdüğü günlerden bu güne ortak korkularımız ve toplumsal bilinçaltının üretimleri olan mitler dönüşerek, değişerek de olsa kendilerine efsane ve mitoslarda yer bulmaktadır. Bu sebeplerden tek bir mirastan beslenen Akdeniz Medeniyeti&#8217;nin parçaları olan tüm kültürler ortak ataları olan mitlerden beslenir.</p>
<p><a href="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-279" title="HEKATE4" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2010/05/HEKATE4-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a></p>
<h2><strong>PERFORMANS HAKKINDA GÖRÜŞLER:</strong></h2>
<p><a href="http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?Author=50&amp;article=1971">http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?Author=50&amp;article=1971</a></p>
<p><a href="http://mimesis-dergi.org/?p=5083">http://mimesis-dergi.org/?p=5083</a></p>
<p><a href="http://www.bursahaber.com.tr/sahnenin-siiri-makale,126.html">http://www.bursahaber.com.tr/sahnenin-siiri-makale,126.html</a></p>
<p><a href="htthttp://www.timeoutistanbul.com/s77189/tiyatro/selim_atakan_ve_engin_alkan_roportajip://">http://www.timeoutistanbul.com/s77189/tiyatro/selim_atakan_ve_engin_alkan_roportaji</a></p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/Cumartesi/?i=257377">http://yenisafak.com.tr/Cumartesi/?i=257377</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/haber/acilista-emek-ve-akm-tepkisi.htm">http://www.taraf.com.tr/haber/acilista-emek-ve-akm-tepkisi.htm</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/haber/cadilar-aslinda-tanricadir.htm">http://www.taraf.com.tr/haber/cadilar-aslinda-tanricadir.htm</a></p>
<h2><strong>HEKATE&#8217;NİN ŞARKISI WEB</strong></h2>
<p><a href="http://hekateninsarkisi.blogspot.com/" target="_blank">http://hekateninsarkisi.blogspot.com/</a></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/home.php?src=fftb#!/group.php?gid=114938475194160&amp;ref=ts" target="_blank">http://www.facebook.com/hekate</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/hekate-nin-sarkisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LAF-U GÜZAF</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/laf-u-guzaf.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/laf-u-guzaf.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 08:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorisiz]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Efendisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[&#160;

&#8220;..Sahnedeki devinimi, bedensel şeması, &#8220;genel&#231;ekim&#8221; ekseni, tempo-ritim kavrayışı doğru d&#252;r&#252;st ayırt edilemiyor&#8230;
&#8230;Gereksiz edimler i&#231;erisinde (y&#252;z hareketleri ve jestleri) bedene ve bunun sonucunda saptanan devinimler b&#252;t&#252;n&#252;ne ilişkin g&#246;rsel anlatımlılık olarak mimikleri hi&#231; mi hi&#231; yerine oturmuyor&#8230;
&#8230;Onun devinimi kassal d&#252;zeyde. Adımları, jestleri ve birbirine bağlı tutumları canlı senfoni gibi. Değerlendirme aracıyla yani g&#246;zle değil, b&#252;t&#252;n&#252;yle kas sisteminin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img align="top" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/trea_Art_Critic(1).jpg" style="width: 429px; height: 620px;" /></p>
<p><em>&ldquo;..Sahnedeki devinimi, bedensel şeması, &ldquo;genel&ccedil;ekim&rdquo; ekseni, tempo-ritim kavrayışı doğru d&uuml;r&uuml;st ayırt edilemiyor&hellip;<br />
&hellip;Gereksiz edimler i&ccedil;erisinde (y&uuml;z hareketleri ve jestleri) bedene ve bunun sonucunda saptanan devinimler b&uuml;t&uuml;n&uuml;ne ilişkin g&ouml;rsel anlatımlılık olarak mimikleri hi&ccedil; mi hi&ccedil; yerine oturmuyor&hellip;<br />
&hellip;Onun devinimi kassal d&uuml;zeyde. Adımları, jestleri ve birbirine bağlı tutumları canlı senfoni gibi. Değerlendirme aracıyla yani g&ouml;zle değil, b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kas sisteminin kendisi olan yaratımının aracıyla yaratıyor ve d&uuml;zenliyor&hellip;<br />
&hellip;Uğur Polat&rsquo;ta son derece gelişmiş bir kassal bellek seziyorum. Harry&rsquo;nin yaşanmış coşkularının kışkırttığı i&ccedil;sel y&ouml;nelimlerinin derin i&ccedil;sel &ouml;z&uuml;n&uuml; duyumsuyor, duyumsadıklarını bedenini de aksiyona d&acirc;hil ederek seyredene estetik bir buket olarak aktarıyor&hellip;<br />
&hellip;G&ouml;vdesini dışsal ifade &ccedil;izgisi boyunca nasıl &ccedil;alıştırıyor, inanılacak gibi değil!..<br />
&hellip;Deviniminin ger&ccedil;ek algısını g&ouml;rsel d&uuml;zeyde bırakmayarak, m&uuml;kemmel &ccedil;ene yapısından s&uuml;z&uuml;len g&uuml;zel g&uuml;l&uuml;msemesini yudumlatarak seyircisini etkisi altına alıyor&hellip;<br />
&hellip;G&ouml;zlerini kısarak kuşkusunu, a&ccedil;arak merakını, derinden bakarak dikkatini, eğerek &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml; başarıyla ifade ediyor&hellip;<br />
&hellip;Yeteneği yok demeyeceğim, ama &ouml;ncelikle repliklerinde hangi heceleri ya da s&ouml;zc&uuml;k gruplarının &uuml;st&uuml;ne basılması gerektiğini &ouml;ğrenmesini salık vereceğim. T&uuml;rk&ccedil;e s&ouml;zc&uuml;klerde genellikle hafif bir vurgu var zaten, &Ouml;zen&rsquo;in bu vurguları &ccedil;arpıtmasına gerek yok ki! &Ouml;rnek: &ldquo;&hellip; Masamı her zaman donatırım&hellip;&rdquo; S&ouml;zc&uuml;k t&uuml;reten eklere de vurgu y&uuml;klememeli Damla &Ouml;zen. Vurguyu kendine &ccedil;eken iyelik eklerine de dikkat etmeli. Soru eki olan &ldquo;mi&rdquo;yi de vurgulu s&ouml;ylememeli&hellip;&rdquo;<br />
&hellip;V&uuml;cut dili i&ccedil;in &ouml;nemli sayılan organlarını, yani g&ouml;zlerini, ellerini, ağzını, omuzlarını ve bacaklarını gayet iyi ve hi&ccedil; abartmadan kullanıyor&hellip;&rdquo;*</em></p>
<p><strong>Yukarıdaki ifadeler, yakın zamanda okuduğum &Uuml;st&uuml;n Akmen&rsquo; e ait tiyatro eleştirilerinden ve bu ifadelerin sahibi de Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği T&uuml;rkiye Merkezi Başkanı.</strong></p>
<p><strong>&Uuml;st&uuml;n Akmen&rsquo; le uzun uzadıya yeni bir kalem kavgasına girme heveslisi değilim, onun i&ccedil;in diyeceğimi kestirmeden diyorum;</strong></p>
<p><strong>Ey eleştirmen! Oyunculara dediklerinden hi&ccedil;bir şey anlamıyorum. Yazdıklarının tumturaklı rokokoları hi&ccedil;bir şey anlatmıyor. S&ouml;z ettiğin konulardaki bilgisizliğini manip&uuml;le ediyor, ahk&acirc;m kesiyorsun. </strong></p>
<p><strong>İla ki yazacaksan, &ldquo;beğendim&rdquo; , &ldquo;beğenmedim&rdquo; de ve ge&ccedil;, mesleğimize daha az tahribat verirsin.</strong></p>
<p><strong>ENGİN ALKAN</strong></p>
<p><em><span style="font-size: smaller;">*İfadeler, &Uuml;st&uuml;n Akmen&rsquo; in&nbsp; Savaş Bezirganları i&ccedil;in: -Korku ve Sefalet- ile -Savaş ve Barış-, Asuman Dabak Tiyatrosu&#8217;nda Başarılı Bir Komedi: Şahane D&uuml;ğ&uuml;n, İstanbul&#8217;da Tanpınar Uyarlaması: Saatleri Ayarlama Enstit&uuml;s&uuml;, Alın Size Başarılı Bir Garajistanbul Projesi daha: Histanbul,Gen&ccedil; bir kadının evrak-ı metrukesi: 4 Artı 4 yazılarından alıntılanmıştır.</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/laf-u-guzaf.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YALÇIN DOĞAN ELEŞTİRİSİ</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 00:59:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
&#160;

Yal&#231;ın DOĞAN
(H&#220;RRİYET )

Lorca&#8217;nın 70 yıl &#246;nce yazdığı dram T&#252;rkiye&#8217;nin bug&#252;nk&#252; trajedisi
Lorca&#8217;nın yetmiş yıl &#246;nce yazdığı Bernarda Alba&#8217;nın Evi oyunu T&#252;rkiye&#8217;nin bug&#252;nk&#252; trajedisini anlatıyor adeta.
&#220;rken toplum baskı altında boğucu bir &#231;aresizlik i&#231;inde. O &#231;aresizlik şimdi lav p&#252;sk&#252;rt&#252;yor, yanardağ patlıyor. Yanardağ patladığında, herkes altında kalıyor. Yasaklara karşı &#231;ıkarak, yeni yasaklar getirenler en başta.
- Bırakın ka&#231;sın.
- Hayır, &#246;ld&#252;rs&#252;nler.
- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img width="70" height="102" align="left" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/image/91b.jpg" /></p>
<p><b>Yal&ccedil;ın DOĞAN</b></p>
<p><b>(H&Uuml;RRİYET )</b></p>
<p><b><span style="font-size: large;"><br />
Lorca&rsquo;nın 70 yıl &ouml;nce yazdığı dram T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;nk&uuml; trajedisi</span></b></p>
<p>Lorca&rsquo;nın yetmiş yıl &ouml;nce yazdığı Bernarda Alba&rsquo;nın Evi oyunu T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;nk&uuml; trajedisini anlatıyor adeta.</p>
<p>&Uuml;rken toplum baskı altında boğucu bir &ccedil;aresizlik i&ccedil;inde. O &ccedil;aresizlik şimdi lav p&uuml;sk&uuml;rt&uuml;yor, yanardağ patlıyor. Yanardağ patladığında, herkes altında kalıyor. Yasaklara karşı &ccedil;ıkarak, yeni yasaklar getirenler en başta.</p>
<p>- Bırakın ka&ccedil;sın.</p>
<p>- Hayır, &ouml;ld&uuml;rs&uuml;nler.</p>
<p>- Bu kadar &ccedil;ok mu seviyorsun bu adamı?</p>
<p>- Hem de &ccedil;ok. G&ouml;zlerine baktık&ccedil;a, kanı ağır ağır i&ccedil;ime işliyor.</p>
<p>Saksılarda sardunyalar. Bir &ccedil;eşme, kırık d&ouml;k&uuml;k bir at arabası. Akdeniz g&uuml;neşiyle aydınlanan bir End&uuml;l&uuml;s evinin avlusu. Bernarda Alba&rsquo;nın Evi.</p>
<p>Eşinin &ouml;l&uuml;m&uuml; &uuml;zerine, Bernarda evde sekiz yıllık yas ilan ediyor. Evde yaşları yirmi ile kırk arasında değişen beş kızıyla birlikte yaşıyor. Sekiz yıl kızlar dışarıya adım atmayacak, pencereler kapalı kalacak, d&uuml;nyaya duvar &ouml;r&uuml;lecek.</p>
<p>Ev değil, hapishane. Boğucu bir baskı. &quot;Oturun evde oya işleyin.&quot; Kızlarıyla &ouml;v&uuml;n&uuml;yor, &quot;erkek eli değmedi onlara&quot;. Oysa, kızların arzusu tam tersi.</p>
<p>&Uuml;stelik, bu arada en yaşlı ve &ccedil;irkin kız, mirastan en b&uuml;y&uuml;k pay ona kalıyor, k&ouml;y&uuml;n en yakışıklı erkeği, 25 yaşındaki Pepe El Romano ile nişanlanıyor.</p>
<p>El Romano eve bir giriyor, fl&ouml;rt etmediği kız kalmıyor. En g&uuml;zel ve en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kız Adela ile ise, duvarlar yıkılıyor, fl&ouml;rt ateşli aşka d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Hapishanede yasak aşk. Ablasının nişanlısıyla aşk saatleri.</p>
<p>Faşistlerin kurşunlarıyla can veren İspanyol şair ve yazar Federico Garcia Lorca&rsquo;nın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden &ouml;nce yazdığı son eser, Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo;ni ge&ccedil;enlerde İstanbul&rsquo;da, Kağıthane Sadabat Sahnesi&rsquo;nde izliyorum.</p>
<p><b>KUSURSUZ Y&Ouml;NETİM</b></p>
<p>Engin Alkan&rsquo;ın kusursuz y&ouml;netiminde Ay&ccedil;a Telırmak, Bernarda rol&uuml;nde, El&ccedil;in Altındağ, gen&ccedil; ve g&uuml;zel kız Angustias rol&uuml;nde ve diğer kızlar harika bir oyun sergiliyor. Dekor, kost&uuml;m, ışık, eserin T&uuml;rk&ccedil;esi eksiksiz.</p>
<p>Sevginin, hayata bağlılığın, gen&ccedil;liğin fışkırabileceği bir ev, Bernarda diktasında cehenneme d&ouml;n&uuml;yor. O cehennemde bir yasak aşk. Bernarda&rsquo;nın elinden eksik etmediği baston, katı yasalar yerine, acımasızlığın simgesi.</p>
<p>Ne var ki, aşk ne baston dinliyor, ne cehennem. En yasak duygu, &ccedil;&ouml;lde boy atıyor.</p>
<p>Koyduğu amansız yasağın &ccedil;iğnenmesiyle &ccedil;ılgına d&ouml;nen Bernarda&rsquo;nın g&ouml;z&uuml; hi&ccedil;bir şey g&ouml;rm&uuml;yor. Hatta, diğer kız kardeşler, onca kıskan&ccedil;lıklarına rağmen, en k&uuml;&ccedil;&uuml;klerinin ka&ccedil;masına ortam hazırlarken, Bernarda namusun ancak &ouml;l&uuml;mle temizleneceğine inanıyor. &Ccedil;ok &uuml;z&uuml;lse bile.</p>
<p>Angustias intihar ediyor.</p>
<p>Gitarı ve piyanosuyla besteler de yapan Lorca, ressam Salvador Dali ve film y&ouml;netmeni Luis Bunuel&rsquo;in yakın dostu, İspanyol edebiyatının d&uuml;nyaya armağan ettiği en b&uuml;y&uuml;k, en devrimci yazarlardan biri. Benim &ccedil;ok sevdiğim yazarlardan.</p>
<p>1936 yılında, İspanya İ&ccedil;savaşı sırasında faşistlerin onu kurşuna dizerek &ouml;ld&uuml;rmesi, Lorca&rsquo;yı daha da &ouml;l&uuml;ms&uuml;z kılıyor. Lorca, h&uuml;z&uuml;n ve direniş ve başkaldırıyla &ouml;zdeş.</p>
<p><b>BOĞUCU BİR &Ccedil;ARESİZLİK</b></p>
<p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin boğucu g&uuml;nlerinde b&ouml;yle bir oyunu izlemek, yasaklarla bir yere varılmayacağını bir kez daha g&ouml;steriyor. Hele de, o baskıyı yaşamış ilk elden anlatılırsa.</p>
<p>Ancak, baskı iki taraflı. Bernarda&rsquo;nın baskısı bir yanda. &quot;Yasakları kaldırmak gerek&quot; diyenlerin baskısı &ouml;te yanda. &quot;Yasakları kaldıralım&quot; derken, sadece kendisi i&ccedil;in a&ccedil;ılan &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k pencereleri aslında başkalarına yeni yasaklar getiriyor.</p>
<p>&Uuml;rken toplum baskı altında boğucu bir &ccedil;aresizlik i&ccedil;inde. O &ccedil;aresizlik şimdi lav p&uuml;sk&uuml;rt&uuml;yor, yanardağ patlıyor.</p>
<p>Yanardağ patladığında, herkes altında kalıyor. Yasaklara karşı &ccedil;ıkarak, yeni yasaklar getirenler en başta. Masum bir aşka kapılan gen&ccedil; kız en &ouml;nce.</p>
<p>Angustias &ccedil;aresizle kıvranıyor, intiharı se&ccedil;iyor. Toplum g&ouml;z&uuml; &ouml;n&uuml;ndeki intiharla, aslında Bernarda&rsquo;nın dolaylı cinayetiyle, kendine yeni bir yol arıyor.</p>
<p>Lorca&rsquo;nın yetmiş yıl &ouml;nce yazdığı dram, T&uuml;rkiye&rsquo;nin bug&uuml;nk&uuml; trajedisi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/yalcin-dogan-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşam Kaya Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 11:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
&#160;
17 MART 2008
Faşist Franko&#8217; dan 
Bernarda Alba&#8217; nın Evine
&#34;Bernarda Alba&#8217; nın Evi&#34;
İstanbul Şehir Tiyatroları 

 İstanbul B&#252;y&#252;kşehir Belediye Tiyatrosu, son d&#246;nemde sahne yıkımları ve değişen y&#246;netim sistemi ile g&#252;ndemde. İstanbul kentinin en b&#252;y&#252;k tiyatro oluşumu, 2007/08 sezonunda oyunlarıyla değil ama maalesef oluşan kargaşa ile g&#252;ndeme geliyor. Bu kargaşayı &#231;ıkaran kişilerin ama&#231;ları hedefine ulaşıyor. İstanbul Şehir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal;"><b><span style="">17 MART 2008</span></b><span style=""></p>
<p></span><span color:="" sans-serif="" impact="" style="font-size: 10.5pt;">Faşist Franko&#8217; dan <br />
Bernarda Alba&#8217; nın Evine<br />
&quot;Bernarda Alba&#8217; nın Evi&quot;<br />
İstanbul Şehir Tiyatroları <br />
</span><span style=""></p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>İ</b></span><span style="">stanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Tiyatrosu, son d&ouml;nemde sahne yıkımları ve değişen y&ouml;netim sistemi ile g&uuml;ndemde. İstanbul kentinin en b&uuml;y&uuml;k tiyatro oluşumu, 2007/08 sezonunda oyunlarıyla değil ama maalesef oluşan kargaşa ile g&uuml;ndeme geliyor. Bu kargaşayı &ccedil;ıkaran kişilerin ama&ccedil;ları hedefine ulaşıyor. İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217; nun sonu pek parlak g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Yanlış oyun se&ccedil;imleri, y&ouml;neten takımın s&uuml;rekli tiyatroya ket vurması oyuncuların da moralini bozmuş durumda. Sahnede oynanan oyunun i&ccedil;ine başka d&uuml;ş&uuml;nceler girince, olmuyor, oyunun mayası tutmuyor. &ldquo;Bernarda Alba&#8217; nın Evi&rdquo; bu durumdan az da olsa sıyrılmışa benziyor. </p>
<p><b>Y&ouml;neten ve Teknik Ekip</b><br />
</span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>O</b></span><span style="">yunu sahneye Engin Alkan koymuş. Y&ouml;neten anlamında iyi bir iş &ccedil;ıkarmış. Sahne grafiğini iyi tespit etmiş Sayın Alkan. Kadınlara y&ouml;nelik bağnazca d&uuml;ş&uuml;ncenin ne denli iğren&ccedil; olduğu konusuna dikkat &ccedil;ekmiş. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z T&uuml;rkiye&#8217;sinin kadına olan yaklaşımını da sahneden g&ouml;stermiş. Oyuncu bayanların rol se&ccedil;imleri de &ccedil;ok doğru olmuş. Bedensel hareketlilikte bir takım sorunlar mevcut. Oyunun belli b&ouml;l&uuml;mlerinde giyilen gecelikler bayan oyuncuların oturup kalkmasını g&ouml;lgeliyor. Oyuncu, izleyenleri d&uuml;ş&uuml;nerek oyun i&ccedil;inde bir takım yavaş ve aksak hareketlerde bulunabiliyor. Doğal hareketlilik sahnede bir anda yok olabiliyor. Hale Toledo &ccedil;evirisine de yazacaklarım var. Oyunun diyalog b&ouml;l&uuml;mleri nedendir bilinmez şiir gibi konuşmalarla ge&ccedil;iyor. Tamam 1930&#8242; lu yılların kadınlara uyguladığı baskıcı despotizm ve trajik bir &ouml;yk&uuml; var ortada. Ama illa ki trajedi denilince neden &#8216;şiirsel&#8217; konuşmalar ortaya &ccedil;ıkar? &Ccedil;eviriyi yaparken diyalogların akıcılığına biraz daha dikkat etmek en mantıklı olanı&hellip; </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>A</b></span><span style="">yhan Doğan, uyguladığı dekor ile muhteşem bir &ccedil;ıkarmış. Elbette bu dekoru ışıksız d&uuml;ş&uuml;nmemek lazım. Işıkla dekorun bu denli i&ccedil; i&ccedil;e girdiği bir g&ouml;steri izlemek izleyenleri de b&uuml;y&uuml;l&uuml;yor. Işıkta &Ouml;zcan &Ccedil;elik dekorla iyi birer ikili oluşturmuşlar. Bah&ccedil;e b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n gece oluşan n&uuml;ansında her iki kişinin kıvrak zekasını izliyoruz. Kost&uuml;mde Nihal Kaplangı konuya uygun d&ouml;nem elbiseleri se&ccedil;miş. İyi g&uuml;zel de o geceliklerin halini hi&ccedil; mi hi&ccedil; beğenmedim. Beyaz, kefen gibi gecelikler herkesin &uuml;zerinde. Gen&ccedil; ve yaşlı olma bağımında gecelik &ccedil;eşitliliği oluşturulsa hi&ccedil;te fena olmazmış. </p>
<p><b>Oyunun Konusu </b><br />
</span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>İ</b></span><span style="">spanyol edebiyatının &ouml;nde gelen temsilcilerinden Federico Garcia Lorca&#8217;nın 72 yıl &ouml;nce yazdığı metin, ayrıca yazarın &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmeden &ouml;nce yazdığı son oyunu olma &ouml;zelliğini taşımaktadır. Bernarda Alba&#8217; nın evinde cenaze t&ouml;reniyle başlayan oyunda; Despot Bernarda Alba (Ay&ccedil;a Telırmak), Akli Dengesi Yerinde Olmayan Annesi Maria Josefa (Bercis Fes&ccedil;i) ve değişik yaşlardaki beş kızıyla yaşadığı evde sekiz yıllık yas ilan eder. Bu zaman zarfında kendisi dahil kimseler evden dışarıya adım atamayacaktır. Pencereden dahi dışarıya bakmak yasaktır. Evde bulunan kızlar 8 sene boyunca erkeksiz ve bakire bir hayat ge&ccedil;ireceklerdir. </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>F</b></span><span style="">akat evdeki kızlardan, 39 yaşındaki Angustias&#8217;a bir talip &ccedil;ıkar. Kasabanın yakışıklı erkeği 25 yaşındaki Pepe El Romano&#8217;nun yaşlı ve kalacak mirasla zengin olacak kişiyle nişan yapması, evdeki &ccedil;ıkmazları daha da karmaşık hale d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;r. Kardeşler arasında kıskan&ccedil;lık boy g&ouml;sterir. Pepe El Romano i&ccedil;in kız kardeşler birbirlerine d&uuml;şerler. </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>Y</b></span><span style="">azar Lorca, İspanyolların en kanlı d&ouml;nemi olan Faşist Franko Rejimi&#8217; ni Bernarda Alba&#8217; nın &uuml;zerine y&uuml;kleyerek sahneye taşımış. Bernarda&#8217; nın kızlarına yaptığı despotizm d&ouml;nemin koyu Katolik baskıcı din hegemonyasını ve Franko&#8217; nun halkı yıldırma hamlelerini simgeliyor. Sevgili Engin Alkan&#8217;ı kutluyorum, bu denli bir konuyu sıraladığım durumları kotararak sahneye taşımış. </p>
<p><b>Oyuncular</b><br />
</span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>A</b></span><span style="">y&ccedil;a Telırmak, Bernarda Alba rol&uuml; ile karşımızda. &Ouml;ncelikle duruşu ile karakterine hayat veriyor. O despot anne tavırları daha sahnedeki duruşunda beliriyor Sayın Telırmak&#8217; ın. Anne rol&uuml; i&ccedil;in biraz &#8216;gen&ccedil;&#8217; g&ouml;r&uuml;nse de, tavırları ve davranışları ile rol&uuml;n&uuml; kurtarıyor. Bercis Fes&ccedil;i, Maria Josefa&#8217; nın ka&ccedil;ık ruh halini iyi incelemiş. Rol&uuml;n&uuml;n psikodinamik yapısını g&uuml;zel tespit etmiş. H&uuml;lya Arslan&#8217; nın &#8216;hizmet&ccedil;i&#8217; rol&uuml; &ccedil;ok m&uuml;him. 2 lokma yemeği yemek i&ccedil;in kendinden ge&ccedil;ercesine yemeğe saldırması, d&ouml;nemin sosyal sınıf sıkıntısını &ouml;n plana &ccedil;ıkarıyor. Sevil Akı, &Ouml;zlem T&uuml;rkad, Ayşen &Ccedil;etiner, El&ccedil;in Altındağ, Aslı Nimet Altaylar i&ccedil;in yazacaklarım hemen hemen aynı. Askeri baskıya, t&ouml;re baskısına ve aile i&ccedil;i şiddete maruz kalan kadınların b&uuml;t&uuml;n ruh halini sahneye taşıyorlar. Sadece şunu s&ouml;ylemek istiyorum; akşamın karanlığında evin bah&ccedil;e kısmında neden &uuml;zerlerini &ouml;rtme telaşına giriyorlar? </p>
<p></span><span color:="" serif="" tur="" roman="" new="" times="" style="font-size: 13.5pt;"> <b>E</b></span><span style="">ngin Alkan iyi bir iş &ccedil;ıkarmış. Fakat oyuncuların oyuna adaptasyon sorunları var. Bunu da İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217; nun son d&ouml;nemde yaşadığı kaosa bağlıyorum. &Ouml;nce Sevgili Engin&#8217; i sonra ekibin tamamını kutluyorum. Oyun Şehir Tiyatroları&#8217;nda devam ediyor. Bu sezon i&ccedil;inde mutlaka izlenmeli. İyi seyirler&hellip;</p>
<p><b><i>Dip Not</i></b><i> <br />
Marx&#8217; ın &#8216;yabancılaşma&#8217; teorisini mutlaka irdeleyin. İrdeleyin ki i&ccedil;inden ge&ccedil;tiğimiz d&ouml;nemin baskıcı, despot yapısını anlayın. Bir kez de olsa &#8216;kapitalist s&ouml;m&uuml;r&uuml;&#8217; n&uuml;n dışından bakın olaylara</i></span><span sans-serif="" tur="" arial="" style="font-size: 10pt;"><o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/yasam-kaya-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nde yas var</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evinde-yas-var.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evinde-yas-var.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jan 2008 22:45:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nde yas var
H&#220;SEYİN SORGUN 31 Aralık 2007, Pazartesi / Zaman Gazetesi
Bernarda Alba&#8217;nın Evi &#246;rnektir bu s&#246;ylediklerime. İspanyol edebiyatının g&#252;&#231;l&#252; kalemi Federico Garcia Lorca&#8217;nın yazdığı son oyun Bernarda Alba&#8217;nın Evi, kadınların d&#252;nyasında bir yolculuğa &#231;ıkarıyor seyirciyi. Oyun, İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217;nda Engin Alkan rejisiyle sahneleniyor.
Bernarda Alba (Ay&#231;a Telırmak), ikinci kocasını da toprağa g&#246;m&#252;p, yas tutanları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nde yas var</p>
<p align="justify">H&Uuml;SEYİN SORGUN 31 Aralık 2007, Pazartesi / Zaman Gazetesi</p>
<p align="justify">Bernarda Alba&#8217;nın Evi &ouml;rnektir bu s&ouml;ylediklerime. İspanyol edebiyatının g&uuml;&ccedil;l&uuml; kalemi Federico Garcia Lorca&#8217;nın yazdığı son oyun Bernarda Alba&#8217;nın Evi, kadınların d&uuml;nyasında bir yolculuğa &ccedil;ıkarıyor seyirciyi. Oyun, İstanbul Şehir Tiyatrosu&#8217;nda Engin Alkan rejisiyle sahneleniyor.</p>
<p align="justify">Bernarda Alba (Ay&ccedil;a Telırmak), ikinci kocasını da toprağa g&ouml;m&uuml;p, yas tutanları savuşturduktan sonra hane halkına ilan eder yas geleneğini: &quot;Sekiz yıllık yas s&uuml;resince, sokaktan hava sızmayacak i&ccedil;eri. Kapılar, pencereler tuğlayla &ouml;r&uuml;lm&uuml;ş gibi davranacağız. Babamın evinde de b&ouml;yle olmuştur.&quot; İlk eşinden bir, ikinci eşinden d&ouml;rt kızı, iki hizmet&ccedil;isi ve annesi ile birlikte yaşayan Bernarda Alba, varlıklı, gururlu ve sert bir kadındır. O, yas ilan edip bunu s&uuml;rd&uuml;rmekte kararlı g&ouml;r&uuml;n&uuml;rken, evlenme &ccedil;ağındaki kızları i&ccedil;in durum hi&ccedil; de kanıksanacak t&uuml;rden değildir.</p>
<p align="justify">Bernarda&#8217;nın kocasının neden &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bilmeyiz. Bildiğimiz bir şey vardır ki, avlunun dışında hayat hi&ccedil; de iyiye gitmemektedir. Ve Bernarda kocasının yokluğunda, beş kızının namusunu korumanın ağırlığını &uuml;zerinde hissetmektedir. Evin sınırlarını avlu duvarlarıyla &ccedil;izmesinin nedeni budur. Ancak dışarıdaki değişim i&ccedil;eride gelgitler meydana getirmekte gecikmez. Kurallara ilk isyan seksenine dayanmış yaşı ve yarı meczup haliyle annesi Maria Josefa&#8217;dan (Bercis Fes&ccedil;i) gelir. Bu &ouml;ylesine &ouml;nemsenecek bir durum değildir, k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı Adela&#8217;nın (Aslı Altaylar) durumunun yanında. İlk eşinden olma b&uuml;y&uuml;k kızı Angustias (El&ccedil;in Altındağ), Pepe adlı gen&ccedil;le nişanlanırken, bu gen&ccedil; adam bir&ccedil;ok y&uuml;rekte başkaca gelgitlerin izlerini bırakacaktır. Ne k&uuml;&ccedil;&uuml;k kardeşi Adela&#8217;yı y&uuml;reğinden ge&ccedil;enleri dile d&ouml;kt&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in ayıplayan Martirio (&Ouml;zlem T&uuml;rkad), ne umursamaz tavırlarına rağmen Amelia (Ayşen &Ccedil;etiner), ne de &ccedil;oktan vazge&ccedil;miş g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;ne rağmen Magdelena (Neslihan &Ouml;zt&uuml;rk) kayıtsız değildir olan bitene.</p>
<p align="justify">Bu yolculukta Bernarda&#8217;nın da g&ouml;zlerini a&ccedil;maya &ccedil;alışan sırdaşı La Poncia (Sevil Akı) olacaktır. Ancak gecenin karanlığı &ccedil;&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;nde ger&ccedil;eklerin başka &ccedil;ehreye b&uuml;r&uuml;nmesi doğaldır. Avlunun dışından gelen dilenci kadın (Oya Palay), aslında dışarıdaki hayatın bir suretini verir. Arada bir duyulan sesler ve bir kadının namus y&uuml;z&uuml;nden katledilmesi de dışarıya dair bilgiler arasındadır.</p>
<p align="justify">Bernarda Alba&#8217;nın Evi, kocasını kaybetmiş bir kadının, babalarını kaybetmiş beş kız kardeşin ve hepi topu on kadının ortak &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; sahneye taşıyor. Lorca&#8217;nın anlattığı &ouml;yk&uuml;, Engin Alkan&#8217;ın ustalıklı rejisi ve oyuncuların en ince detaylarına kadar canlandırdığı kadın karakterler ile sıcak bir anlatı olarak akıp gidiyor. Bir masal atmosferinde başlayan oyun, yalın bir ger&ccedil;ekle sonlanırken, &ouml;zenle hazırlanmış gelinlik kefene d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Korkuların g&ouml;lgelediği kadın yaşamlarından izd&uuml;ş&uuml;mlerle ilerleyen Bernarda Alba&#8217;nın Evi ikinci bir yasla sarsılırken, geriye duygusal gelgitlerin &ouml;rselediği yorgun kadınları miras bırakıyor. Bir de avlunun i&ccedil;ine sızıp dengeleri alt&uuml;st eden Pepe&#8217;yi&#8230;</p>
<p align="justify">Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;nden bir ışık sızıyor dışarı&#8230; Asırlık korkuları &uuml;rk&uuml;ten ve insan sıcaklığını hissettiren bir ışık&#8230; Pepe, bu ışığın izini s&uuml;r&uuml;yor&#8230;</p>
<p align="justify">Sahi onun &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; kimden dinlemeli?</p>
<p align="justify">Belki de b&uuml;t&uuml;n kadınlardan!..</p>
<p align="justify">H&Uuml;SEYİN SORGUN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-albanin-evinde-yas-var.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bernarda’nın kanlı zinciri</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda%e2%80%99nin-kanli-zinciri.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda%e2%80%99nin-kanli-zinciri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jan 2008 22:41:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[01/01/2008 Metin Boran-m.boran@mynet.com Evrensel Gazetesi
Bernarda&#8217;nın kanlı zinciri
Faşist Franco&#8217;nun paramiliter g&#252;&#231;leri olan Falanjistlerce &#246;ld&#252;r&#252;ld&#252;ğ&#252;nde hayatının baharındaydı Federico Garcia Lorca. 1936 yılında mahkemesiz ve sorgusuz bir bi&#231;imde infaz edildiğinde otuz yedi yaşındaydı, ardında onlarca şiir ve tiyatro eseri bırakarak cennete g&#246;&#231; etti. Lorca k&#246;kl&#252; Ispanyol edebiyatının gen&#231; bir yetenek olarak yegane s&#252;rd&#252;r&#252;mc&#252;s&#252; oldu yaşadığı yıllarda (1999-1937). Yapıtlarında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">01/01/2008 Metin Boran-m.boran@mynet.com Evrensel Gazetesi</p>
<p align="justify">Bernarda&rsquo;nın kanlı zinciri</p>
<p align="justify">Faşist Franco&rsquo;nun paramiliter g&uuml;&ccedil;leri olan Falanjistlerce &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde hayatının baharındaydı Federico Garcia Lorca. 1936 yılında mahkemesiz ve sorgusuz bir bi&ccedil;imde infaz edildiğinde otuz yedi yaşındaydı, ardında onlarca şiir ve tiyatro eseri bırakarak cennete g&ouml;&ccedil; etti. Lorca k&ouml;kl&uuml; Ispanyol edebiyatının gen&ccedil; bir yetenek olarak yegane s&uuml;rd&uuml;r&uuml;mc&uuml;s&uuml; oldu yaşadığı yıllarda (1999-1937). Yapıtlarında İspanyol halk edebiyatının geleneksel motifleri olan halk masalları, efsaneler ve deyişleri şiirsel bir dille ustaca kullanarak modern İspanyol tiyatrosunda haklı ve &ouml;nemli bir yer edindi..</p>
<p align="justify">Lorca başta kadın sorunsalı olmak &uuml;zere aşk, evlilik, cinsellik, t&ouml;re, kıskan&ccedil;lık temalarında oyunlar kurgulayarak yaşadığı yıllarda hayatı farklı bir d&uuml;zlemde algılayan ve yaşayan, yaşadığı gibi yazabilen tutarlı bir devrimci olarak &uuml;retimlerde bulundu. Sanat yaşamına şiirle başlayan ve ilk d&ouml;nemlerde yazdığı şiirleri Roman cero Gitarno (&Ccedil;ingene Baladları) adıyla yayınlayan Lorca, daha sonra tiyatroya y&ouml;neldi ve Marina Pineda, Eskicinin Tazesi, Kız Kurusu G&uuml;l Hanım, bir &uuml;&ccedil;leme olarak yazdığı Kanlı D&uuml;ğ&uuml;n, Yerma ve Bernarda Alba&rsquo;nın Evi gibi &ouml;nemli yapıtları d&uuml;nya tiyatro literat&uuml;r&uuml;ne kazandırdı.</p>
<p align="justify">İstanbul Şehir Tiyatroları bu &uuml;&ccedil;lemenin sonuncusu olan Bernarda Alba&rsquo;nın Evi adlı oyunu, Hale Toledo&rsquo;nun &ccedil;evirisi ve Engin Alkan&rsquo;ın sahne yorumu ve uygulamasıyla seyirciyle buluşturdu. Dekor tasarımını Ayhan Doğan&rsquo;ın kost&uuml;m tasarımını Nihal Kaplangı&rsquo;nın yaptığı oyunun ışıkları ise &Ouml;zcan &Ccedil;elik&rsquo;e ait.</p>
<p align="justify">Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo;nde yazar, ikinci kocasını hen&uuml;z g&ouml;mm&uuml;ş, otoriter, onurlu ve t&ouml;relerle kendini var etmeye adamış Bernarda ve yaşları yirmi ile kırk arsında beş kızının trajik &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; anlatıyor.</p>
<p align="justify">Bernarda ikinci kocasını &ouml;l&uuml;m&uuml; ile kızlarını evde toplar ve 8 yıllık yas boyunca nasıl yaşayacakları ve hangi kurallara riayet edeceklerini sert ve otoriter bir tavırla kızlarına s&ouml;yler. Kızlar evden dışarıya &ccedil;ıkamamakta ancak evin avlusuna hava almak i&ccedil;in &ccedil;ıkabilmekte, sokağı da sadece kendi odalarının pencerelerinden g&ouml;rmektedirler. Evin en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı Adele, &ldquo;Benim derim de sizinki gibi olsun istemiyorum. Yarın yeşil fistanımı giyeceğim ve sokağa &ccedil;ıkacağım&rdquo; diyerek bu &lsquo;manastır&rsquo; yaşamına ilk itiraz eden ve bu asiliğini canıyla &ouml;deyen bir isyankar olarak karşımıza &ccedil;ıkar.</p>
<p align="justify">Kadının t&ouml;re ve aşk kıskacında &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n elinden alınması ve d&uuml;ş&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; dramatik durumunun tarafsız, ger&ccedil;eğe yatkın ve nesnel anlatımı olan Bernarda Alba&rsquo;nın Evi, ele aldığı konunun yetkince anlatımı, dramatik kurgusu ve i&ccedil; gerilimi ile Lorca&rsquo;nın en sağlam oyunu olarak kabul g&ouml;rm&uuml;ş, evrensel anlamda bir başyapıttır.</p>
<p align="justify">Y&ouml;netmen Engin Alkan, oyunun sahne yorumunda farklı bir &ccedil;eviri ile işe koyulmuş ve şimdiye kadar bilinen Turan Oflazoğlu &ccedil;evirisini &ouml;teleyerek Hale Toledo&rsquo;nun &ccedil;evirisini tercih etmiş. Ancak başta s&ouml;ylenmeli, &ccedil;eviri dilsel kırılmalar i&ccedil;eriyor. &Ouml;rneğin bulundukları yerleşim yerine kimi yerde k&ouml;y, kimi yer de kasaba deniliyor. Bir başka yerde tanrı, bir başka yerde Allah deniliyor vs.</p>
<p align="justify">Ancak Engin Alkan&rsquo;ın Lorca&rsquo;ya yaklaşımını d&uuml;r&uuml;st ve iyi niyetli bir girişim olarak sahnedeki yorumundan &ccedil;ıkarmak m&uuml;mk&uuml;n. Alkan yorumunda &uuml;&ccedil; perdelik oyunu iki perdeye indirerek, anlatımı g&uuml;&ccedil;lendirmiş ve konuyu daha &ouml;zl&uuml; ve daha anlaşılır bir reji yorumuyla sahneye taşımış. Yorumunu, t&ouml;re ya da başka gerek&ccedil;elerle bastırılan duygular ve kuşatılmış hayatların trajik sonu&ccedil;ları &uuml;zerine kuran Alkan, yorumuyla bug&uuml;n&uuml;n ger&ccedil;ekliğine de &ouml;zel bir vurgu yapıyor ve trajik olanı neden sonu&ccedil; bağlamında tartışmaya a&ccedil;ıyor.</p>
<p align="justify">Oyunda bir başka &ouml;nemli unsur da teknik tasarımın başarısı, dekor, kost&uuml;m ve efektler oyunun g&ouml;rsel anlatımını g&uuml;&ccedil;lendirdiği gibi aynı zaman da oyun kişilerinin (&ouml;zellikle kızların) ruhsal ve duygusal durumlarını yansılaması anlamında &ouml;zel bir vurgu i&ccedil;eriyor. Engin Alkan oyunu baştan sona yanı başında kilise bulunan varlıklı olduğu her halinden belli olan evin avlusunda devindiriyor. Sahne tasarımının bu yorumla d&uuml;zenlenmesi ve aksiyonun avluda anlatımı hem dinsel ve t&ouml;resel esareti hem de kapatılmışlığın ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ks&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;n trajik vurgusu imleniyor. Ayrıca oyunda kullanılan m&uuml;zik ve efektler sahnede olağan&uuml;st&uuml; bir atmosfer yaratıyor.</p>
<p align="justify">Oyunculuklarda ise kimi sorunlar olmasına karşın genel olarak, tragedyanın b&uuml;t&uuml;n&uuml;n&uuml;n anlatımında ses, tavır ve duygu değişimi &ouml;zel bir &ccedil;abadan s&ouml;z edebilmek m&uuml;mk&uuml;n. Oyuncuların Lorca&rsquo;yı algılayış ve anlatımlarının doğru ve tutarlı bir &ccedil;izgide giderken kimi rollerde duygusal derinliğin yeterince a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarılamadığı gibi bir izlenim ediniliyor.</p>
<p align="justify">Sonu&ccedil; olarak Lorca&rsquo;nın ve kadın doğası, kıskan&ccedil;lık, bastırılmaya &ccedil;alışılan cinsel d&uuml;rt&uuml;ler gibi insana dair psikolojik değerlerle tamamladığı ger&ccedil;eğe yatkın, kendi yaşadığı coğrafyanın da k&uuml;lt&uuml;rel değerleriyle harmanladığı tragedyası Engin Alkan&rsquo;ın y&ouml;netiminde amacına ulaşıyor ve g&ouml;rsel olarak başarılı bir seyirlik ortaya &ccedil;ıkıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda%e2%80%99nin-kanli-zinciri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burçak Çöllü Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/burcak-collu-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/burcak-collu-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 22:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/burcak-collu-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[BERNARDA ALBA’NIN EVİ
7-9 Kasım 2007
Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi
Burçak ÇÖLLÜ
İçimde bir hoşnutluk var.
Zira, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’ nde, Bernarda Alba’ nın Evi’ ni izledim.
Tiyatro seyirciliği maceramın bir numaralı kahramanı olan İBB Şehir Tiyatroları’ yla, geçen sezon sancılı bir ilişkimiz vardı…Bu sancı, biletlerin satışı bir bilet firmasına teslim edilip, o firmadan kaynaklanan aksilikleri yaşamak zorunda bırakılışımızla başladı.
Biletleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">BERNARDA ALBA’NIN EVİ</p>
<p>7-9 Kasım 2007<br />
Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi</p>
<p>Burçak ÇÖLLÜ</p>
<p>İçimde bir hoşnutluk var.<br />
Zira, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’ nde, Bernarda Alba’ nın Evi’ ni izledim.<br />
Tiyatro seyirciliği maceramın bir numaralı kahramanı olan İBB Şehir Tiyatroları’ yla, geçen sezon sancılı bir ilişkimiz vardı…Bu sancı, biletlerin satışı bir bilet firmasına teslim edilip, o firmadan kaynaklanan aksilikleri yaşamak zorunda bırakılışımızla başladı.<br />
Biletleri bir liraya satarak yapılan beceriksizce promosyon ve tiyatronun, tiyatrocuların düşürüldükleri durum, sırf neredeyse bedava diye asla cazip bulmayacağı oyunlara bilet alıp oyunu kendilerine de, oyunculara da zehir eden seyircilerin kulağımıza gelen haberleri var sonra.<br />
Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkıldı yıkılacak diye diken üstünde, bütün bir sezon internette reklamı yapıldığı halde asla oynamayan Saygılı Yosma’ nın oynatılmama sebeplerini düşünüp dururken biz, bir türlü şöyle koltuğumuza kaykılıp zevkten dört köşe olarak izleyebileceğimiz bir oyun bulamayışımız, bulduklarımızı – sanki zaten olması gereken bu değilmiş gibi &#8211; başımıza taç diye konduruşumuz, şahit olduğumuz şaşılası isteksizlikteki oyunculuklar, şaşılası hantallıktaki rejiler, müzikli oyunların müzikal yetersizlikleri derken, Şehir Tiyatroları’ ndan bütünü bütününe kopmayışımız, geçen sezonun yapımlarından Keşanlı Ali Destanı’ nın, Barut Fıçısı’ nın, Titanik Orkestrası’ nın yüzsuyu hürmetine olsa gerek.<br />
Uluslararası Mekan Tiyatro Festivali’ nin de yapılmadığı bir yazı geride bıraktıktan, 2007-2008 sezonu adeta bariz bir tekseslilikle başladıktan sonra, sezonun ikinci ayında, Üsküdar’ da Bernarda Alba’ nın Evi’ ni izledim.<br />
Şimdi içimde bir hoşnutluk var.</p>
<p>Çünkü Engin Alkan, hala Şehir Tiyatroları’ nda. Hala oyun koyuyor sahneye. Hala aydınlık şehidi bir yazarın oyununu; kimsenin yapmadığını yapıp internette açık prova günlükleri yayınlayan bir rejisörün temiz, pürüzsüz ve yaratıcı rejisiyle izlememiz mümkün.<br />
Çünkü, Şehir’ de hala muhteşem oyuncular var. Bernarda Alba olmak için yaratılmışçasına oynayan Ayça Telırmak, bir insan en fazla ne kadar Poncia olabilirse sahnede o kadar Poncia olarak her rolün oyuncusu olduğunu ispat eden Sevil Akı, kanlı canlı bir Amelia yaratan Ayşen Çetiner, Angustias’ ta kusursuz inandırıcılıktaki Elçin Altındağ, kendisine dair ezberimizi Dilenci Kadın’ la bozan Oya Palay&#8230; Ve Martirio rolünde içinden görülmedik, duyulmadık bir cevher çıkaran, kendisini önceden bilmeyenleri duygulandıran, bilenleri ise büyüleyen Özlem Türkad&#8230;</p>
<p>İçimde bir hoşnutluk var çünkü tiyatronun, Şehir Tiyatroları’ nda kaybettiğim o büyüsünü, yine Şehir Tiyatroları’ nda anımsadım.</p>
<p>Bu oyunu gidip görmenizi tavsiye ederim. Belki hayatınızdaki eksikliğin farkında bile değilsiniz, izledikten sonra farkına varacaksınız.</p>
<p>Belki sadece güzel rejinin, güzel dekorun ve ışığın, cüretkâr farklılıktaki kostümün, özenle seçilmiş müziğin, vurucu hikayenin ve üst düzey oyunculuğun tadını çıkaracaksınız.</p>
<p>Belki de, insan ruhunun, insan sıcaklığının, tabulara, bağnazlığa, aile ve çevre baskısına karşı duruşuna yazılmış bu en kalp acıtıcı övgü, size bir şeyler söyleyecek. İnsan üstünde kurulan baskının, sonunda nasıl ters tepebileceğine dair bir söz? Belki de günümüze dair bir kelam?<br />
Belki de değil&#8230;</p>
<p>Başka bir şey için değilse de, Bernarda Alba’ nın Evi’ ni, sadece tiyatroyu sevdiğiniz için izleyin.</p>
<p>www.herkesetiyatro.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/burcak-collu-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bernarda&#8217;nın Edep Cinayeti</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/bernardanin-edep-cinayeti.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/bernardanin-edep-cinayeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 22:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/bernardanin-edep-cinayeti.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Bernarda&#8217;nın Edep Cinayeti&#160;
&#214;mer Kavrut
İ.B.Ş.T&#8217; bu sezonda da son derece g&#252;zel hazırlanmış iddialı bir oyunla karşimızda. &#34;BERNARDA ALBA&#8217;NIN EVİ&#34; Bu oyunu okurken bile ruhunuzu ağır bir trajedi burukluğu kaplıyor. Gizli ger&#231;eği damarlarınıza kadar yaşiyorsunuz. Bu evin i&#231;inde boğuluyorsunuz &#231;&#252;nk&#252;, aşk yok, sevgi yok, neşe yok, her yer siyaha b&#252;r&#252;nm&#252;ş, yasa b&#252;r&#252;nm&#252;ş, s&#246;nm&#252;ş kalpler ve t&#252;kenmiş &#252;mitlerle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">&nbsp;</p>
<p align="justify"><span style="font-size: medium;"><b>Bernarda&#8217;nın Edep Cinayeti&nbsp;</b></span></p>
<p align="justify"><span style="font-size: medium;"><b>&Ouml;mer Kavrut</b></span></p>
<p align="justify">İ.B.Ş.T&#8217; bu sezonda da son derece g&uuml;zel hazırlanmış iddialı bir oyunla karşimızda. &quot;BERNARDA ALBA&#8217;NIN EVİ&quot; Bu oyunu okurken bile ruhunuzu ağır bir trajedi burukluğu kaplıyor. Gizli ger&ccedil;eği damarlarınıza kadar yaşiyorsunuz. Bu evin i&ccedil;inde boğuluyorsunuz &ccedil;&uuml;nk&uuml;, aşk yok, sevgi yok, neşe yok, her yer siyaha b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş, yasa b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş, s&ouml;nm&uuml;ş kalpler ve t&uuml;kenmiş &uuml;mitlerle dolu. Tutkuların yoğunlaşip alevden bir fırtınaya d&ouml;n&uuml;şeceği g&uuml;n&uuml;, an be an takip ediyorsunuz. Aşk&#8217;ın, sevginin insan &uuml;zerindeki yoğunluğuna tanık olurken, erkeğin kadın &uuml;zerindeki, kadının erkek &uuml;zerindeki, aşkın insan &uuml;zerindeki, insanın insan &uuml;zerindeki &ouml;nemini g&ouml;zlerinizle g&ouml;r&uuml;yorsunuz. Oyunun konusu; &quot;G&uuml;&ccedil;l&uuml; ve varlıklı bir kadın olan Bernarda kocasını yeni kaybetmiş evini dış d&uuml;nyaya kapatmıştır ve sekiz yıllık yas ilan eder. Yaşlı annesi, hizmet&ccedil;isi ve yardımcısı Poncia ve beş kızı ile birlikte yaşar. Aileyi despot&ccedil;a, kendi erdem ve istekleri doğrultusunda y&ouml;netir. Ev sanki ev değil, hapishanedir. Baskı altındaki kızlar b&uuml;y&uuml;k sorunlar yaşar &ouml;yle bir sorun ki hepsi tek bir erkeğe muhta&ccedil; olacak kadar, tek bir erkeğe aşık olacak kadar hayattan d&uuml;şerler ve sonunda evin en k&uuml;&ccedil;&uuml;k kızı Adela&#8217;a canına kıyar.&quot;</p>
<p align="justify">Ey kadınlar, g&uuml;zeller, eşsizler, şu yery&uuml;z&uuml;ndeki biricik kıymetliler. Nice canı ateşleyip, o ufacık y&uuml;rek i&ccedil;inde eşsiz dalgalanmalar başlatan, tarifsiz ve eşsiz bir duygu fırtınasında; bazen merhamet, bazen kardeş, bazen ana, bazen cıma, bazen sevgi, sadece sevgi, bazen de şehvet yanlızca şehvet uyandıran kadınlar. Ey g&ouml;zlerinize yittiğim neydi g&uuml;nahınız sizin? Elma &ccedil;aldiginiz i&ccedil;in mi verildi size bu ceza?</p>
<p align="justify">Ah Bernarda, vah Bernarda ne istedin kızlarından? Neden şu cennet kopyası g&uuml;zelim d&uuml;nyayı, cehennem &ccedil;&ouml;l&uuml;ne &ccedil;evirdin. Onlar aşk istediler, sevgi istediler, sevmek sevilmek istediler. Kızlarının d&uuml;şlediği g&uuml;nah değil, yalan değil, orospuluk değil, kanından fışkıran bir tutku, tertemiz bir aşktı. Hep uzak oldukları, hep acısını &ccedil;ektikleri, tıpkı su gibi, ekmek gibi, sevgiyle kuşatılmış, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; bir erkek d&uuml;şledi kızların. Onları sevmek, &ouml;pmek, koklamak, sımsıkı sarılıp başlarını g&uuml;venle y&uuml;reklerine yaslayacakları bir erkek beklediler hep. Kendi erdemlerin uğruna hem kendine hem de kızlarının canına okudun. Onların bir y&uuml;rek taşidığı, kocaman kızlarının bir k&ouml;le olmadığı, insan olduğu hi&ccedil; mi hatırına gelemedi? Evinde &ccedil;alistirdigin hizmet&ccedil;i, erkeklerin yalnız kadınlar &uuml;zerindeki g&uuml;c&uuml;n&uuml;n farkındayken sen Bernarda, ikinci kocayı g&ouml;men Bernarda bunu bilmiyor muydun yoksa ? Hayır hayır, o kadar gurulusun ki kendi ellerinle bağladın k&ouml;relmiş g&ouml;zlerini, vicdanını da dinlemedin, iyilik meleğini, aşk meleğini inatla susturdun aptalca kurallara boyun eğdirdin. Peki değdi mi o taptaze kızının &ouml;l&uuml;m&uuml;ne. Bir erkek ruhunun, bir erkek bedenin, bir erkek kanının, aşkın, sevginin en &ouml;nemlisi yaşam sebebi sevginin, sevmenin kardeş bağlarını bile yok sayabileceğini anladın mı Bernarda? Bilmediğini biliyor, inanmadığına inanıyor gibi davrandığın i&ccedil;in, kurallarını herşeye rağmen yaşatıp, kadını, erkeği, tutkuyu ve sevgiyi ya da kızını &ouml;ld&uuml;rd&uuml;g&uuml;n i&ccedil;in mutlu musun Bernarda?</p>
<p align="justify">Bu evin i&ccedil;ine herkes bir kerede olsa mutlaka girmeli. Acı da &ccedil;ekecek olsanız mutlaka girin. Belki elinizdeki kıymetin farkına varır, g&ouml;remediğinizi g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z. &Ouml;zellikle de doğu b&ouml;lgesini davet ediyorum bu eve &ccedil;&uuml;nk&uuml; &quot;t&ouml;re&quot; cinayetlerine karşi &ccedil;ok iyi hazırlanmış bir tez &quot;EDEP CİNAYETİ&quot; gibi mesela. Engin ALKAN&#8217;ın y&ouml;netmenliğini &uuml;stlendigi &ccedil;evirisini Hale TOLEDO&#8217;nun yaptığı &quot;BERNARDA ALBA&#8217;NIN EVİ&quot; gerek rejisi, gerek ışığı, tekniği ve oyuncularıyla son derece y&uuml;ksek bir oyun. Ve bu oyunu kendinize &ccedil;ok uzak bulmayacağınıza inanıyorum. &Ouml;zellikle de kızların ve hizmet&ccedil;ilerin&quot;y&uuml;nleri d&ouml;vd&uuml;ğ&uuml; sahne&quot; &ccedil;ok sıcak bir sahne, &ccedil;ok bizden bir sahne, yerinde ve g&uuml;zel d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;ş bir sahne. Benim oyunu izlerken dikkatimi &ccedil;eken, aklımda kalan ve d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ren iki kısa bir diyalog var biri;</p>
<p align="justify">La PONCİA: Bu kadar &ccedil;ok mu seviyorsun bu adamı?</p>
<p align="justify">ADELA: Hem de &ccedil;ok. G&ouml;zerine baktık&ccedil;a kanı ağır ağır i&ccedil;ime işliyor.</p>
<p align="justify">Bir diğeri ise;</p>
<p align="justify">ANGUSTİAS: Mutlu olmam gerekiyor ama değilim.</p>
<p align="justify">BERNARDA: Aynı şey.</p>
<p align="justify">Bu replikleri buraya yazmamın tek bir nedeni var o da d&uuml;ş&uuml;nmeniz. L&uuml;tfen ş&ouml;yle bir bakında hayata derin ve tarafsızca, aklınız, ruhunuz ve kalbinizle aşk&#8217;ı bir de mutluluğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n. Ertelemeyin hala nefes alıyor, d&uuml;ş&uuml;nebiliyorsanız bunu yapın. Eğer yapmazsanız zoru tercih etmemiş olur, mandan uzaklaşırsınız.</p>
<p align="justify">Emeği ge&ccedil;en herkese teşekk&uuml;rler.</p>
<p align="justify"><a href="http://www.tiyatrodunyasi.com/">www.tiyatrodunyasi.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/bernardanin-edep-cinayeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Endülüslü Kadınların Trajedisi &#8211; Taraf</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/enduluslu-kadinlarin-trajedisi-taraf.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/enduluslu-kadinlarin-trajedisi-taraf.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Dec 2007 22:38:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Eleştirileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/enduluslu-kadinlarin-trajedisi-taraf.html</guid>
		<description><![CDATA[İspanyol şair ve oyun yazarı Federico Garcia Lorca’ nın Franco’ nun polisleri tarafından kurşuna dizilmesinden üç ay önce 1936’da tamamladığı son oyunu Bernarda Alba’ nın Evi, İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahneleniyor
ZEYNEP AKSOY / TARAF GAZETESİ
Endülüs, 1930’lar… Bernarda Alba beş kızı ve hizmetkarlarıyla kocasının cenazesinden döner ve evde sekiz yıllık yas ilan eder. Yaşları 20-38 arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İspanyol şair ve oyun yazarı Federico Garcia Lorca’ nın Franco’ nun polisleri tarafından kurşuna dizilmesinden üç ay önce 1936’da tamamladığı son oyunu Bernarda Alba’ nın Evi, İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahneleniyor</p>
<p>ZEYNEP AKSOY / TARAF GAZETESİ<br />
Endülüs, 1930’lar… Bernarda Alba beş kızı ve hizmetkarlarıyla kocasının cenazesinden döner ve evde sekiz yıllık yas ilan eder. Yaşları 20-38 arasında değişen beş genç kadın, Bernarda’ nın yaşlı ve aklını yitirmiş annesi ve hizmetkarlar için tam bir domestik baskı rejimi hakimdir artık evde. Avlunun dört duvarının dışındaki hayattan izole, birbirleriyle didişerek, klostrofobik bir aile girdabının içinde savrulurlar. Kurtuluş bir tek Pepe el Romano adlı (sahnede asla görmediğimiz) gençle evlenmek üzere olan en büyük ve en çirkin kız Angustias için mümkün görünmektedir. Tabii Pepe’nin asıl sevdiği en küçük kız Adela’ dır ve kıskançlık, sevgisizlik, anne baskısı bu Endülüs evinin duvarları arasında bir araya gelerek büyük bir trajediyi hazırlar.<br />
İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahneye koyduğu Bernarda Alba’ nın Evi, İspanyol şair ve oyun yazarı Federico Garcia Lorca’ nın Franco’ nun polisleri tarafından kurşuna dizilmesinden üç ay önce 1936’da tamamladığı son oyunu ve Kanlı Düğün ve Yerma oyunlarıyla birlikte köy üçlemesinin üçüncüsü. Bir evin içinde sadece kadınlar arasında geçmesine rağmen, “hanımağa” Bernarda’ nın kızları ve hizmetkarları üstünde kurduğu baskıyı ana tema yapmasıyla, yazıldığı sıralarda yaklaşmakta olduğu aşikar faşist Franco rejimiyle yaşanacakları simgelediği, bir anlamda öngördüğü yadsınamaz. Karanlık ve klostrofobik bir oyun Bernarda Alba’ nın Evi, ruh daraltan türden, ama diyaloglarının ve karakterlerinin sağlamlığı ile bir o kadar da iyi.<br />
Bernarda Alba’ nın Evi’ni sahneye Engin Alkan taşımış. Karakterlerin oluşturulmasında hepsine tek tek gösterilen özen, yün kabartma sahnesi gibi kastın koro olarak kullanıldığı yaratıcı ve hoş fikirlerle temelde başarılı bir reji. Bir İspanyol evi avlusundan oluşan dekor tasarımı(Ayhan Doğan), yaşlı ve çılgın büyükannenin kapatıldığı fayton gibi hoş detaylarla fonksiyonel. Prodüksiyonun bütününde en “olmamış” öğe ise kostümler(Nihal Kaplangı). Fazla abartılı, fazla renkli, fazla “flemenco” ve ucuz görünümlü. Oyunun çizdiği karanlık ortam portresiyle hiç bağdaşmıyor, oyuncuların bile içlerinde rahat olmadığı izlenimini veriyor.<br />
Bernarda Alba’ nın Evi kalabalık kastlı bir oyun, çeşitli yaşlarda 10 kadından oluşuyor. Tüm oyuncular, üzerlerinde düşünülüp ayrıntılarıyla çizilmiş karakterlerini başarıyla canlandırıyor ama büyükanne Maria Josefa’ yı canlandıran Bercis Fesçi, Bernarda Alba Ayça Telırmak, kahya La Poncia Sevil Akı, dilenci kadın Oya Palay ve ispiyoncu kız kardeş Martirio’ yu canlandıran Özlem Türkad performanslarıyla özel bir takdiri hak ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/enduluslu-kadinlarin-trajedisi-taraf.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
