<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PROVA NOTLARI &#187; Röportajlar</title>
	<atom:link href="http://www.enginalkan.com/weblog/category/roportajlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.enginalkan.com/weblog</link>
	<description>Engin Alkan Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jun 2010 11:45:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ROPÖRTAJ / MİKSERDEKİ BEYİN</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-mikserdeki-beyin.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-mikserdeki-beyin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 23:39:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[&#160;


Canlandırdığınız bir karaktere &#246;zendiğiniz oldu mu? Olduysa &#246;zendiren şey neydi?   

&#160;B&#252;t&#252;n&#252;yle bir &#246;zenme halinden s&#246;z edemem. Ancak yaratım s&#252;recinde karakterleri et&#252;t ederken belli bir s&#252;re rol kişisiyle &#246;zdeşleşim kurarak &#231;alışmak gerekir. Bu s&#252;re&#231;te bazı karakterleri &#231;alışırken daha fazla lezzet aldığım olmuştur. İdealize edilen bir kişilik &#246;zelliğinden, karakterin &#231;ekiciliğine, kullandığı enerjilerden, etki alanına pek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;"><img align="left" style="width: 297px; height: 219px;" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/1.jpg" alt="" /></p>
<p>
<meta content="Word.Document" name="ProgId"><strong>Canlandırdığınız bir karaktere &ouml;zendiğiniz oldu mu? Olduysa &ouml;zendiren şey neydi?</strong>   </meta>
</p>
<p>&nbsp;B&uuml;t&uuml;n&uuml;yle bir &ouml;zenme halinden s&ouml;z edemem. Ancak yaratım s&uuml;recinde karakterleri et&uuml;t ederken belli bir s&uuml;re rol kişisiyle &ouml;zdeşleşim kurarak &ccedil;alışmak gerekir. Bu s&uuml;re&ccedil;te bazı karakterleri &ccedil;alışırken daha fazla lezzet aldığım olmuştur. İdealize edilen bir kişilik &ouml;zelliğinden, karakterin &ccedil;ekiciliğine, kullandığı enerjilerden, etki alanına pek &ccedil;ok &ouml;zellik b&ouml;yle hissetmemde etkili oluyor sanırım.&nbsp;</p>
<p><strong>Bir kadın karaktere hayat verirken zorlandığınız oluyor mu?<br />
</strong><br />
Akt&ouml;r olarak bir kadını ger&ccedil;eklik duygusunu zedelemeden oynayabilmem imk&acirc;nsız, olsa olsa parodisini yapabilirim ki yaptığım da olmuştur. Ancak rejis&ouml;r olarak kadınların d&uuml;nyalarını anlamak, onların yaratıcı g&uuml;&ccedil;lerinin ve d&uuml;ş&uuml;nce bi&ccedil;imlerinin kanallarını keşfetmek bana hep heyecan vermiştir. Genel olarak, kadınların eylemlerinin erkeklere kıyasla daha filtreli, daha katmanlı bir &ouml;zden kaynaklandığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m. Kadınlar arasındaki s&uuml;regelen sessiz iletişimi, dayanışmayı ya da rekabeti bilgi d&uuml;zlemine taşımak zor, evet.</p>
<p><strong>Sizce bir oyunun izleyici de bırakacağı etki sahnedeki dekor la orantılı mı? Hi&ccedil; dekor olmayan bir sahne sadece kost&uuml;mle oynanan oyun izleyicide adaptasyonu eksiltir mi?</strong></p>
<p>Bu s&ouml;ylediklerinizin hi&ccedil;bir kuralı olmadığını s&ouml;yleyebilirim. Her y&ouml;netmen yapıtının izleyici &uuml;zerinde bırakacağı etkiyi tayin etmek ister. İyi bir rejis&ouml;r izleyicisinin aklıyla kavradıklarından &ccedil;ok onun bilin&ccedil; &uuml;st&uuml; faaliyetleriyle ilgilenir. Bir sahne dolusu ezilmiş domatesin mi, yoksa bembeyaz bir dantel giysi &uuml;zerindeki bir ka&ccedil; damla ket&ccedil;ap lekesinin mi etkili olacağı sonsuza uzayan sanatsal se&ccedil;imlerdir. Tek bir doğru yanıtı yoktur.</p>
<p><strong>Bir g&uuml;n kendi tiyatronuz olursa ilk sahneye koymak isteyeceğiniz oyun ne olur?</strong></p>
<p>&nbsp; Umarım bir g&uuml;n kendi tiyatrom olur. Sanırım ilk sergileyeceğim oyun tiyatromun seyirci profiline, ekibime, d&uuml;nyada ve kentimde olup bitenlere, o s&uuml;re&ccedil;te diğer tiyatrolarda g&ouml;sterimde olan oyunlara ve elbette ne kadar param olduğuna g&ouml;re belirlenecektir. Yine de ka&ccedil;amak cevap vermemiş olmak i&ccedil;in şunu diyebilirim; bu oyun bir ka&ccedil; ay &ouml;nce yurt dışında seyredip, kopyaladığım bir oyun olmayacaktır.</p>
<p><strong>Oyunculuk yaparken dikkat ettiğiniz &ouml;zel bir şey var mı? Varsa y&ouml;netmenlik yaparken bu dikkat değişiklikler g&ouml;steriyor mu?</strong></p>
<p>Oyunculuk yaparken zamanımın &ccedil;alınmamasına y&ouml;netmenken de kimsenin zamanını &ccedil;almamaya &ouml;zen g&ouml;steririm.</p>
<p><img align="left" style="width: 243px; height: 178px;" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/2(1).jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Y&ouml;netmenliğini yaptığınız bir oyunu sahnelendikten sonra &lsquo;&rsquo;Keşke&rsquo;&rsquo; dediğiniz şeyler oldu mu?</strong></p>
<p>Oyun yeni sahnelenmeye başladığında keşke&rsquo;ler yoktur ya da yok denecek kadar azdır. Ama bir ka&ccedil; sezon oynayan oyunlarım bana o kadar eski ve bayatlamış gelirler ki, her yanlarını değiştirme arzusuyla kendimi zor tutarım.</p>
<p><strong>Rejisini yaptığınız &lsquo;&rsquo;Bernarda Alba&rsquo; nın Evi&rsquo;&rsquo; adlı oyun da seyirciye anlatmak istediğiniz esas tema nedir?</strong></p>
<p>Program dergisinden birka&ccedil; c&uuml;mle aktarıyorum : &rdquo;.. Ataerkilliğin farklılıkları monogam bir bakışla yasaklayan y&ouml;ntemleri karşısında melez olma durumu bir başkaldırıdır. İ&ccedil;g&uuml;d&uuml;ler, cinsellik, sınıfsal, d&uuml;ş&uuml;nsel ve k&uuml;lt&uuml;rel farklılıklar, etnik k&ouml;ken, diğeri olmak vb. birbirine &uuml;vey duran unsurların bir araya gelerek oluşturdukları dokular, Lorca k&uuml;lliyatının yaşamı kutsayan benzersizliğini g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne serer. Yaşamın karşısındaki g&uuml;&ccedil;ler, sertlikleri, kuralları, yasakları ve cezalarıyla kendilerini belli ederler. Lorca d&uuml;nyası zulme uğrayanların, baskı altında kalanların, dışlanmışların ve şiddet karşısındaki zayıfların doğal yandaşlığıyla &ccedil;ağımızın en sahici başkaldırılarına ses verir. Benim i&ccedil;in Lorca melezliğe &ouml;vg&uuml;d&uuml;r. Anladığım, aktardığım&hellip; &ldquo;</p>
<p><img align="right" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/3.jpg" style="width: 241px; height: 176px;" /></p>
<p><strong>Keşanlı Ali Destanın da sergilediğiniz &uuml;st&uuml;n bir performansınız var. Peki ilerde bir g&uuml;n bu m&uuml;zikali siz y&ouml;netecek olsanız, o karakteri yaşatmış bir oyuncu olarak kendi yerinizde hangi meslektaşınız i&ccedil;in &lsquo;&rsquo; o oynar&rsquo;&rsquo; dersiniz?</strong></p>
<p>&Ouml;vg&uuml;n&uuml;z i&ccedil;in &ccedil;ok teşekk&uuml;rler&hellip; Eminim Serdar Or&ccedil;in Ali&rsquo; yi &ccedil;ok g&uuml;zel boyutlandırırdı. <br />
&nbsp;<br />
<strong>Şehir tiyatrolarının modern tiyatroya karşı yaklaşımı sizce nasıl?</strong></p>
<p>Şehir Tiyatrosu karakteristiğini yaratanın geleneksel olanla modernin kaynaşması olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m. Tarihsel s&uuml;reci i&ccedil;inde de Şehir Tiyatrosu pek de yazılı &ccedil;izili olmayan bu misyonunu yerine getirmek i&ccedil;in &uuml;st&uuml;n bir sağduyu g&ouml;sterir. Hatta cumhuriyet modernizmin yerleştirilip yaygınlaşmasında geleneğini bertaraf etmeden &ouml;nc&uuml; bir kurum olmasıyla emsalsizdir diyebilirim. Ne var ki 80&rsquo;lerden bu yana yerel y&ouml;netimlerin bitmez t&uuml;kenmez m&uuml;dahaleleri sonucunda s&uuml;rekli yazılıp bozulan sanatsal eğilimleri ve y&ouml;netsel &ccedil;izgisiyle T&uuml;rk Tiyatrosundaki etkisi giderek azalmaktadır.</p>
<p>Umarım &ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki s&uuml;re&ccedil;te on yıllardır b&uuml;t&uuml;n y&ouml;neticilerin dilinde olan ama bir t&uuml;rl&uuml; ger&ccedil;ekleşmeyen deneme sahnelerinin varlığıyla &ouml;nc&uuml; &ccedil;alışmalar ve akabinde oluşacak repertuarlarla &ouml;nemli bir ihtiyaca karşılık verecektir.</p>
<p><strong>Seyirci her zaman ya alkışlayan ya da k&ouml;t&uuml; eleştiren taraftır. Peki, siz bu d&ouml;nem T&uuml;rk tiyatro seyircisini alkışlıyor musunuz yoksa eleştiriyor musunuz? Neden?</strong></p>
<p>Seyircimizi beğenmemek gibi bir kibrimiz olamaz. Onun ihtiya&ccedil;larını fark edemeyen, doğru iletişim yollarını keşfedemeyen, onun aklını ve beğenisini &ouml;nemsemeyenler olarak eğer bir sorunumuz varsa biz tiyatrocuları su&ccedil;larım.</p>
<p>Bazılarımız, belki son 10-15 yıldır tiyatro eğitimindeki niteliksizlikten dem vurup duruyor. Bu g&uuml;n bunun sonu&ccedil;ları fena halde yaşanmakta. Kendinden m&uuml;stakil yetenekler dışında eğitimsiz oyuncularla doldu sahnelerimiz. En &ouml;nemlisi vizyon oluşturabilecek, tiyatroya yeni seyirci &ccedil;ekebilecek rejis&ouml;rler yeterince yetişmedi. Tiyatro insanların ilgisini &ccedil;ekmiyor diyorlar, &ccedil;ok inanmıyorum. İnsanların ilgisini &ccedil;ekmeyen sergilenen oyunlar.</p>
<p><strong>Bu mesleği se&ccedil;tiğiniz i&ccedil;in hayatınızda &ouml;d&uuml;n vermenizi gerektiren bir şey oldu mu?</strong></p>
<p>Oyunculuğun tanımı o kadar belirsiz ki, i&ccedil;i tıka rastgele bir s&uuml;r&uuml; şeyle tıka basa dolu, &ccedil;ıfıt &ccedil;arşısı adeta. Oyunculukta uzmanlaşabilmek i&ccedil;in bir &ouml;m&uuml;r harcıyorsunuz ama bu &uuml;lkede uzmanlık ve yetenek beş para etmiyor. Ge&ccedil;inebilmek i&ccedil;in kamerayla fl&ouml;rt ediyorsunuz ama bu nihai bir ilişkiye d&ouml;nmemeli, d&ouml;nerse setlerde sabahlamaktan işinizi yapamaz hale geliyorsunuz. &Ouml;te yandan, bu tarafta başarının &ouml;l&ccedil;&uuml;t&uuml; reyting ve tanınmak. Tanınmanın ve reyting yapmanın koşulları &ccedil;ok farklı; İnsanların kendilerini paraladıkları pek &ccedil;ok kuralı var, kurala g&ouml;re oynamak zorundasınız. Bulaşmıyorsunuz. Ka&ccedil;ak d&ouml;v&uuml;ş&uuml;yorsunuz, vur ka&ccedil; yapıyorsunuz, falan&hellip; Hayal ettiğiniz yolda ısrarla y&uuml;r&uuml;mek &ccedil;ok meşakkatli. Ama ne gam&hellip; Mesleğim benim i&ccedil;in her zaman &ouml;d&uuml;n değil &ouml;d&uuml;l oldu. Hayatın, tanrının bir &ouml;d&uuml;l&uuml;&#8230; Ne yalan s&ouml;yleyeyim, yaratmanın, paylaşmanın tutkusuyla kendimden ge&ccedil;erken elime maaşım tutuşturulduğunda hep biraz şaşkın, biraz mahcup, hep &uuml;ste kendim para &ouml;demeliymişim gibi hissettim.</p>
<p><img align="left" style="width: 253px; height: 184px;" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/4.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Giderek gelişen teknolojinin tiyatroya karşı olan k&ouml;t&uuml; etkisi tartışılamaz. Fakat sizce tek sorun teknoloji mi?</strong></p>
<p>Teknoloji ve beraberinde oluşan toplumsal yabancılaşma tiyatroyu daha da gerekli hale getiriyor. Bizim g&ouml;rmeye &ouml;mr&uuml;m&uuml;z yeter mi, sanmıyorum ama gelecekte tarihte de olduğu gibi, tiyatronun efsunladığı g&ouml;z g&ouml;ze, can cana ilişki yeni toplumların yaratılmasında &ouml;n ayak olacak. Tiyatronun kendi yaratım s&uuml;re&ccedil;lerinin dışındaki en b&uuml;y&uuml;k sorunu politikacıların bakış a&ccedil;ılarından kaynaklanmaktadır. Bu durumu aşmak i&ccedil;in k&uuml;lt&uuml;r organlarının ve sivil oluşumların birbirlerine omuz vermeleri şarttır. Ne var ki tiyatro hep biraz &uuml;vey evlat muamelesi g&ouml;r&uuml;r.&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlara, hayata olan bakışınızı nasıl bir c&uuml;mleyle ifade edersiniz?</strong></p>
<p>Ana kucağı, topyek&ucirc;n aradığımız bu. &Ouml;leceğimizi biliyoruz ve korkudan &ouml;d&uuml;m&uuml;z patlıyor. Yaşamı tanıdık kılmak i&ccedil;in, huzurlu ve bildik, ne kendimizde ne başkasında faklı olana tahamm&uuml;l&uuml;m&uuml;z yok. Başkasında yaktığımız yangınlarla aynı yerlerimizden tutuşuyoruz. Oysa bedenlerimizde kısacık bir misafirlik bizimkisi; hayatı kolaylaştırmalı, bu y&uuml;k&uuml; hafifletmeli.</p>
<p><strong>Tiyatro dışında bizlerin bilmediği başka bir sanat dalıyla uğraşınız var mı?</strong></p>
<p>Ara sıra resim &ccedil;izerim.</p>
<p><strong>Engin Alkan nasıl bir adamdır?</strong></p>
<p>Ben de bilemedim ki. Bir s&uuml;r&uuml; tezah&uuml;rden bir siluet &ccedil;ıkamıyor. Tam buyum diyorum, bir bakıyorum alakam yok, sanki kendimle inatlaşırmışım gibi&hellip;</p>
<p><strong>Oyunculuğa başladığınız g&uuml;nden bug&uuml;ne değin mesleğinize karşı k&uuml;st&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z zamanlar oldu mu?</strong></p>
<p>Mesleğime k&uuml;smedim.&nbsp; Ama mesleğimi s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rken işime engel olanlara karşı duygusal tepkiler verebiliyorum. Bazen cahil bir eleştirmen, bazen k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir entrika, bazen &ouml;nemsiz bir saygısızlık bile k&uuml;sme, &ouml;fke, s&ouml;vme &#8211; işte akla ne geliyorsa-kocaman tepkiler vermeme neden olabiliyor.&nbsp;</p>
<p><img align="right" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/5.jpg" style="width: 216px; height: 158px;" /></p>
<p><strong>D&uuml;nya klasikleri ve modern tiyatro oyunları son yıllarda şehir tiyatroları repertuarında yer almıyor. Şehir tiyatrolarındaki kimlik ve kabuk değişimi hakkında ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</strong></p>
<p>Klasikler hakkında sizinle aynı g&ouml;r&uuml;şte değilim. Şehir Tiyatroları y&ouml;netimleri &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; sayıda klasiklere mutlaka yer veriyorlar benim bildiğim. Modern eserler konusunda haklısınız. Sanırım T&uuml;rk Tiyatrosundaki &ccedil;ok haklı bir kimlik arayışı biraz yanlış bir tepkiye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. Bir d&ouml;nem neredeyse yerli oyunlar, repertuar kotası dolsun diye g&ouml;stermelik olarak sahnelenirdi.-Tanrım ne canavarlık! &#8211; Bu anlayışa tepki olarak &ccedil;eviri oyunlara bir mesafeyle yaklaşıldı ve biraz abartıya ka&ccedil;ıldı sanırım</p>
<p>&ldquo;Bu s&uuml;re&ccedil;te yerel y&ouml;netimlerin politik tercihleri repertuara yansımış mıdır?&rdquo; diye soruyorsanız. Kesinlikle yansımıştır, aksi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Ama tabi ki bu &ouml;yle kaba saba, bağıra &ccedil;ağıra bir m&uuml;dahale bi&ccedil;iminde değildir. İlişkilerin daha &ccedil;ok aldım &#8211; verdim esasına dayalı sezinlendirmeler bi&ccedil;iminde geliştiğini d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş&uuml;md&uuml;r. Genellikle y&ouml;netimlerin oto-sans&uuml;r&uuml; gibi tezah&uuml;r eden muhafazak&acirc;r bir duyarlılıktan s&ouml;z edebilirim. <br />
<strong><br />
Hem Reji hem de oyunculuk yaptığınız &ccedil;alışmalarda oyunun sahnelendiği s&uuml;re&ccedil;te değişikler yapıyor musunuz?</strong></p>
<p>Bir oyuncu değiştiğinde ya da seyirci koşulları farklılaştığında m&uuml;mk&uuml;n olabiliyor. S&ouml;z gelimi &lsquo;Ben Anadolu&rsquo; pek &ccedil;ok yurt dışı turne ger&ccedil;ekleştirdi, o turnelerde oyunun bir 1 saat 15 dakika s&uuml;ren tek perdelik kısa bir versiyonunu oynuyorduk. Ya da, İtalyan sahne dışında bir alanda, diyelim antik bir kalede oynarken pek &ccedil;ok ayarlama yapabiliyorduk.</p>
<p>Oynamaya gelince, oynarken rol&uuml; s&uuml;rekli doğa&ccedil;larım ve neredeyse hi&ccedil;bir akşam diğerinin aynı olmaz. Ama bu farklar seyircinin algılayabileceği t&uuml;rden farklar değildir. Bunlar &ouml;z&uuml;nde benim mekanikleşme karşısında rol&uuml; canlı tutmak i&ccedil;in aldığım &ouml;nlemlerdir.</p>
<p><strong>Son d&ouml;nemde tiyatro oyun yazarları arasında beğendiğiniz isimler?</strong></p>
<p>&nbsp;Pek son d&ouml;nem sayılmaz ama &Ouml;zen Yula&rsquo; yı beğeniyorum. Murat İpek sanırım kısa vadede adından s&ouml;z ettirebilecek bir yazar olma yolunda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rop&ouml;rtaj: <a href="http://www.mikserdekibeyin.com/01.html">www.mikserdekibeyin.com</a></p>
<p style="text-align: left;">&nbsp;<br />
<meta content="Microsoft Word 12" name="Generator"><br />
<meta content="Microsoft Word 12" name="Originator" /></meta>
</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-mikserdeki-beyin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BERNARDA ALBA&#8217; NIN EVİ YENİDEN..</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba-nin-evi-yeniden.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba-nin-evi-yeniden.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 16:05:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[
&#160;
BEKLENMEDİK &#214;L&#220;M&#220;YLE DERİNDEN SARSILDIK.  

AY&#199;A&#8217; MIZA İTHAF ETTİĞİMİZ BERNARDA ALBA&#8217; NIN EVİ İLE 
YENİDEN SEYİRCİ &#214;N&#220;NDEYİZ.     
ithaf
&#160;
&#160;ne şu boğalar, ne şu incirler tanırlar artık seni
&#160;ne atlar, ne evinin karıncaları,
&#160;ne şu &#231;ocuk, ne şu akşam
&#160;&#231;&#252;nk&#252; her şey senin i&#231;in bitti artık.
&#160;
&#160;tanımazlar artık taşlar da seni
&#160;ne v&#252;cudunu saran şu siyah saten,
&#160;sessiz hatıranı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/image/AYCA.JPG" style="width: 417px; height: 553px;" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: large;">BEKLENMEDİK &Ouml;L&Uuml;M&Uuml;YLE DERİNDEN SARSILDIK.  <br />
</span></p>
<p><span style="font-size: large;">AY&Ccedil;A&#8217; MIZA İTHAF ETTİĞİMİZ BERNARDA ALBA&#8217; NIN EVİ İLE </span></p>
<p><span style="font-size: large;">YENİDEN SEYİRCİ &Ouml;N&Uuml;NDEYİZ.  <!-- {122711367875513}   -->  <span style="font-family: &quot;Courier New&quot;;"> </span></span></p>
<p>ithaf<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;ne şu boğalar, ne şu incirler tanırlar artık seni<br />
&nbsp;ne atlar, ne evinin karıncaları,<br />
&nbsp;ne şu &ccedil;ocuk, ne şu akşam<br />
&nbsp;&ccedil;&uuml;nk&uuml; her şey senin i&ccedil;in bitti artık.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;tanımazlar artık taşlar da seni<br />
&nbsp;ne v&uuml;cudunu saran şu siyah saten,<br />
&nbsp;sessiz hatıranı tanımazlar<br />
&nbsp;&ccedil;&uuml;nk&uuml; her şey senin i&ccedil;in bitti artık.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;sonbahar gelmeye yine gelecek şarkılarla<br />
&nbsp;salkım salkım bulutlarla boy g&ouml;sterecek yine<br />
&nbsp;ama hatırlamayacaklar seni<br />
&nbsp;&ccedil;&uuml;nk&uuml; her şey senin i&ccedil;in bitti artık.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;&ccedil;&uuml;nk&uuml; her şey senin i&ccedil;in bitti artık.<br />
&nbsp;b&uuml;t&uuml;n bu d&uuml;nyadan g&ouml;&ccedil;enler gibi<br />
&nbsp;unutulan b&uuml;t&uuml;n &ouml;l&uuml;ler gibi<br />
&nbsp;sen de unutulup gideceksin.<br />
&nbsp;<br />
&nbsp;ama benim şiirlerimde yine de<br />
&nbsp;her şeyinle yaşamaya devam edeceksin.<br />
&nbsp;hayata bağlılığını, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, y&uuml;celiğini<br />
&nbsp;ancak benim mısralarım duyuracaklar.<br />
&nbsp;<br />
FEDERICO GARCIA LORCA</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/bernarda-alba-nin-evi-yeniden.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Female Dergisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/female-dergisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/female-dergisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jan 2008 08:18:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/female-dergisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Y&#252;z&#252;klerin Efendisi&#8217;ndeki Sam&#8217;e, Shrek2&#8217;de Kedi/Pisi&#8217;ye ses veren,
başarılı TV yapımlarının g&#252;&#231;l&#252; oyuncusu, tiyatroda yıldızlaşan bir &#252;stad:
Engin ALKAN
Tiyatro ve Dublaj Sanat&#231;ısı Engin Alkan ile tiyatro oyunculuğu ve y&#246;netimindeki gidişattan dizi ve sinema filmlerine kadar &#246;nemli pek &#231;ok kavramın kapısını araladık. Keyifle ger&#231;ekleşen s&#246;yleşi, tek seyirlik ama &#231;ok izlekli bir &#8216;tekst&#8217;e d&#246;n&#252;şt&#252;&#8230; Detaylar satırlarda gizli&#8230;
Sizi tiyatro sahnesinde ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img width="200" height="246" align="left" alt="Engin Alkan - Keşanlı Ali Destanı" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/eakes.jpg" /><b>Y&uuml;z&uuml;klerin Efendisi&rsquo;ndeki Sam&#8217;e, Shrek2&rsquo;de Kedi/Pisi&#8217;ye ses veren,</p>
<p>başarılı TV yapımlarının g&uuml;&ccedil;l&uuml; oyuncusu, tiyatroda yıldızlaşan bir &uuml;stad:</p>
<p>Engin ALKAN</p>
<p>Tiyatro ve Dublaj Sanat&ccedil;ısı Engin Alkan ile tiyatro oyunculuğu ve y&ouml;netimindeki gidişattan dizi ve sinema filmlerine kadar &ouml;nemli pek &ccedil;ok kavramın kapısını araladık. Keyifle ger&ccedil;ekleşen s&ouml;yleşi, tek seyirlik ama &ccedil;ok izlekli bir &lsquo;tekst&rsquo;e d&ouml;n&uuml;şt&uuml;&hellip; Detaylar satırlarda gizli&hellip;</p>
<p>Sizi tiyatro sahnesinde ve dizi filmlerde g&ouml;sterdiğiniz şahane oyunculuk performansıyla izliyoruz. Usta bir tiyatro sanat&ccedil;ısı olmanızın yanında &ccedil;oğu zaman işin reji b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; de &uuml;stleniyorsunuz. Bu durum bir sanat&ccedil;ı i&ccedil;in olduk&ccedil;a kolektif d&uuml;ş&uuml;nmeyi &ouml;ng&ouml;r&uuml;yordur. Ne dersiniz?</b></p>
<p>Aslında yaratım alanlarınız ne kadar &ccedil;eşitlenirse &ccedil;eşitlensin aklınızın &ccedil;alışma bi&ccedil;imi t&uuml;m bu alanlarda benzerlik g&ouml;steriyor. Oynarken, y&ouml;netirken, evinizi d&uuml;zenlerken hatta vitrinde bir kıyafet beğenirken d&uuml;ş&uuml;nceniz, &ouml;nem sırası ayırt etmeksizin, benzer &ouml;l&ccedil;&uuml;tlerle gelişiyor. Tercihler, sorular ya da d&uuml;ş&uuml;ncenin karşılaştığı sorunlar genellikle aynı oluyor. Tek fark, &uuml;retim alanlarınız arttık&ccedil;a s&ouml;z konusu alanların gerektirdiği donanımı oluşturmakta. Daha &ccedil;ok şey bilmeniz gerekiyor, a&ccedil;lığınızı daha &ccedil;ok hissediyorsunuz. Ve tabii farklı unsurlar arasındaki ortaklığa ve dengeye daha &ccedil;ok yoğunlaşmanız gerekiyor.<br />
<b>Sahnelediğiniz ya da sahne aldığınız bir &ccedil;ok tiyatro oyununa kıyasla aralarından en &ccedil;ok &ldquo;Keşanlı Ali Destanı&rdquo; konuşuldu. Ne s&ouml;ylemek istersiniz bu konuda?</b></p>
<p>Birka&ccedil; nedeni olabilir; bunlardan ilki Keşanlı Ali Destanı&rsquo;nın ger&ccedil;ekten de T&uuml;rk tiyatro yazınının başyapıtı olabilecek &ouml;neme sahip bir yapıt oluşudur sanırım. B&ouml;yle esirgenen yapıtları &ccedil;alışırken de, seyrederken de insan daha bir ince &ouml;l&ccedil;&uuml;yle yaklaşıyor.</p>
<p>Bir diğer neden, yapıt hakkında herkesin az &ccedil;ok bir fikri olmasından kaynaklı olabilir. Sıradan bir seyirci i&ccedil;in beğenisinde ger&ccedil;ekten bir &ouml;l&ccedil;&uuml; oluşturan, &ouml;zg&uuml;nl&uuml;k, yenilik ve ger&ccedil;ekliğin farklı tarif bi&ccedil;imleri, kimi &ccedil;evreler i&ccedil;in eksi bir &ouml;l&ccedil;&uuml; oluşturmakta. Maalesef sanat camiamıza her ortaya konan yapıt &uuml;zerinden ezberleri tazelemek gibi bir hastalık musallat oldu, buna bir de ezberlerdeki cehalet eklenince durum daha da dayanılmaz olabiliyor.</p>
<p><b>T&uuml;m bu konuşulanların ardından &ldquo;Beğeninin &Ouml;l&ccedil;&uuml;t&uuml;&rdquo; başlığını verdiğiniz bir yazı yazdınız ve hislerinizi t&uuml;m a&ccedil;ıklığı ile dile getirdiniz. İfade diliniz o kadar g&uuml;&ccedil;l&uuml;yd&uuml; ki, portalı yakından takip edenlerin yanı sıra bu yazıya &ldquo;ş&ouml;yle bir &ldquo; g&ouml;z gezdirmenin &ouml;tesinde kapılanlar &ccedil;ok oldu. Sanırım hislerinizi ifade ederken sizin yazın dilinizi keşfettik. Tiyatronun, kalem b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; keşfettiniz mi?</b></p>
<p>Yazmakla aram &ouml;teden beri iyidir, hatta kendimi yazarken konuştuğumdan daha iyi ifade ettiğimi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m olmuştur. Ama bug&uuml;ne değin yazıyı tiyatroyu uygularken kullandığım bir ara&ccedil;tan &ouml;teye g&ouml;t&uuml;rmedim. Yine de i&ccedil;imde bir yerde ileri ki yaşlarımda yazıyla ilişkimin bu g&uuml;nk&uuml;nden daha yoğun olacağını hissetmediğimi s&ouml;ylersem yalan olur.</p>
<p><b>Bir d&ouml;nem MSM Konservatuarı&rsquo;nda ve Akademi İstanbul G&ouml;steri Sanatları B&ouml;l&uuml;m&uuml;&#8217;nde oyunculuk eğitmeni olarak g&ouml;rev yaptınız. Hala M&uuml;jdat Gezen sanat Merkezi&rsquo;nde eğitmen olarak g&ouml;rev yapıyorsunuz. Eğitim s&uuml;resini g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne aldığımızda, yeteneğin ve v&uuml;cut disiplininin başarıya giden s&uuml;re&ccedil;te ne kadar etkili olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsunuz?</b></p>
<p>&Ouml;ğretmenliği bir s&uuml;redir bıraktım, T&uuml;rkiye&rsquo; deki tiyatro eğitimi ve alternatif eğitim konusunda ciddi endişeler taşımaktayım ama bu başka bir s&ouml;yleşinin konusu. Sorunuza gelirsek; Oyuncunun bedeninin onun en &ouml;nemli ifade aracı olduğu kabul edilir ve t&uuml;m disiplinlerde bedenin hakimiyetini ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; geliştirmek yeteneğe ve yaratıya giden yolda en &ouml;nemli odak noktalarından biri olarak kabul g&ouml;r&uuml;r. Beden dilinin geliştirilmesinden ve &ouml;zg&uuml;rleştirilmesinden spor salonlarının ya da podyumların &ouml;l&ccedil;&uuml;leri anlaşılmasın. &Ccedil;ekici ve dayanıklı bir beden her zaman fark yaratır elbette, ne ki oyunculuk sanatında aslolan, bedeni aklın kurduğu imgeleri oluşturma yolunda duyguların hizmetine sokmaktır, burada bir sorun ya da yetersizlik varsa sanatınıza doğru orantılı yansıyacağı muhakkaktır.</p>
<p><b>Dizi filmlerin g&uuml;ld&uuml;ren y&uuml;z&uuml;s&uuml;n&uuml;z. Komedi oyunculuğunun zor kıstasları olduğu bilinir. Ne dersiniz bu konuda?</b></p>
<p>Ger&ccedil;ekten de zordur. Ger&ccedil;i, bizim işlerde zorluk yatkınlıkla birebir ilişkilidir dolayısıyla g&ouml;recelidir fakat t&uuml;m t&uuml;rlere ortalama yakınlıkta &ccedil;alışan birini hayal edersek, komedide &ccedil;elişkileri daha &ccedil;abuk fark edip daha seri d&uuml;ş&uuml;necek, yaratacak bir atiklikte davranmak zorunda kalacaktır. Dramdan farklı olarak, seyircide g&uuml;lme unsurunun oluşması bir s&uuml;r&uuml; teknik ve zamanlama ayrıntılarıyla ilişkilidir. Bunların hepsi bir araya geldiğinde sanırım komedide yeteneğe ve zekaya biraz daha iş d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;ylemek yanlış olmaz. Hele ki televizyonda kıyas kabul etmez, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n ki her g&uuml;n onlarca g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z kızarmış g&ouml;zler ve hı&ccedil;kırıklar arasında bizi g&uuml;ld&uuml;rebilenler ne denli az.</p>
<p><b>&ldquo;Yedi Numara&rdquo;yı ka&ccedil;ırmadan takip eden izleyicilerinizden biri olarak, tekrar ekranlara d&ouml;nme ihtimali olup olmadığını merak ediyorum&hellip;</b></p>
<p>Bir iki yıl &ouml;nce k&uuml;&ccedil;&uuml;k de olsa ihtimal veriyordum ama artık m&uuml;mk&uuml;n değil. 7 Numara hepimizin i&ccedil;inde bitti. Ama g&uuml;zel bitti, acıtarak değil, sevilen bir dostu anar gibi.</p>
<p><b>Y&uuml;z&uuml;klerin Efendisi filminde Sam&#8217;i, Shrek2&rsquo;de Kedi/Pisi &#8216;yi seslendirdiniz. Biz her iki filmde de b&uuml;y&uuml;k keyif aldık. Ses ve oyunculuk b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k kazanmıştı. Bu senkronu yakalamak sizi olduk&ccedil;a eğlendiriyor olmalı&hellip;</b></p>
<p>Shrek&rsquo;in &ouml;zg&uuml;n seslendirmesinde Pisi&rsquo;yi Antonio Banderas İspanyol aksanıyla konuşur, bunu T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo; de yapamadığımız i&ccedil;in eğlencesinden biraz kaybetti sanırım, tabii seyirci i&ccedil;in. Seslendirenler i&ccedil;in sekt&ouml;r&uuml;m&uuml;zde bu işi yapmak o kadar meşakkatli ve bir o kadar da nank&ouml;rd&uuml;r ki eğlenmeye fırsat bulamazsınız. Kot&uuml; mekanlar, sağlıksız koşullar &ouml;denmeyen paralar, kanalların beklentileri, giderek ucuzlayan işler, &ldquo;star talent&rdquo; olarak adlandırılan kimi isimlerin, pek &ccedil;ok konuşmacıyla benzer d&uuml;zeyde işi yapmalarına rağmen, sırf pop&uuml;ler isimler olması y&uuml;z&uuml;nden, aradaki &uuml;cret farkının binlerce dolarla ifade edilecek ayrımlara varması, yapılan işi &ccedil;ekilmez kılıyor son tahlilde. Yine de keyif hi&ccedil; yok denebilir mi? İyi bir işin sonrasında alınacak keyif her zaman bakidir, her şeye rağmen.</p>
<p><b>Tiyatro sanat&ccedil;ılarının &ccedil;oğu zaman emeklerinin karşılığını alamadıkları s&ouml;ylenir. Maddi imkansızlık mıdır onları TV ekranlarına &ccedil;eken?..</b></p>
<p>TV sekt&ouml;r&uuml;nde oyuncuya ayrılan pay giderek azalsa da tiyatrodan alınan &uuml;cretlerle kıyaslanamaz elbette. Oyuncuların belki de tiyatro yapmayı s&uuml;rd&uuml;rebilmek i&ccedil;in TV ekranlarında iş yapmak istemeleri doğrudur. Ne var ki televizyona sırf para kazanılacak bir ticari mecra olarak bakmak doğru tavır olmayacaktır. Ben kendi hesabıma TV &ccedil;alışmalarımı para kazanmanın &ouml;tesinde &ouml;nemserim, &ccedil;ağın iletişim kurgusu ve kitleleri etkileyebilme g&uuml;c&uuml; tacirlerin eline bırakılmayacak kadar &ouml;nemlidir. Hem TV&rsquo; de olup hem TV nin sanat değil ticaret olduğunu k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyici bir tavırla ileri s&uuml;ren ikiy&uuml;zl&uuml;ler az değil aramızda. Diyelim 100 yıl sonra sanatın kapsamının ve tarifinin ne olacağını kim bilebilir ki?</p>
<p><b>&Uuml;lkemizde, tiyatro sanat&ccedil;ıları yeterince &ouml;zg&uuml;r bir platformda mı sizce?</b></p>
<p>&Uuml;lkemiz insanlarının ve aydınlarının &ouml;zg&uuml;r olabildiği kadar.</p>
<p><b>Ger&ccedil;ekleştirdiğiniz workshop&rsquo;lardan s&ouml;z edelim biraz da&hellip;</b></p>
<p>Ge&ccedil;mişte bir iki workshop ger&ccedil;ekleştirdim ve ger&ccedil;ekten de yararlı ge&ccedil;tiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m. Doğrusunu isterseniz &uuml;lkemizde workshop &ccedil;alışmaları &ccedil;ok yaygın değil, bunun nedeni meslektaşlarımız ve heves edenleri arasında kendini geliştirmenin ve deneyim kazanmanın yeterince &ouml;nemsenmemesi olabilir. Oyunculukta uzmanlaşmanın sadece yetenekle m&uuml;mk&uuml;n olabileceği ya da mesleğe dair bilineceklerin doğuştan olduğu gibi bir yanlış anlaşılma var sanırım. &Ouml;zellikle Almanya&rsquo; daki T&uuml;rk gen&ccedil;leriyle ger&ccedil;ekleştirdiğim workshoplar &ccedil;ok anlamlı gelir, asıl işleri tiyatro olmayan işlerinden arta kalan zamanlarında yaptıkları tiyatroyu daha iyi &ouml;ğrenebilmek i&ccedil;in gelip T&uuml;rkiye&rsquo; de beni bulan gen&ccedil;lerdi bunlar. &Ccedil;ok yetenekli profesyonellerden daha &ccedil;ok saygıyı hakediyorlardı. Keşke daha &ccedil;ok &ouml;rneği olsa bu t&uuml;r &ccedil;alışmaların.<br />
<b><br />
İBŞT&#8217;nin seyirci profilini nasıl tanımlarsınız?</b></p>
<p>İstanbul&rsquo;un kozmopolit yapısının minyat&uuml;r bir &ouml;rneğidir adeta, oyunlara, sahnelerimizin bulunduğu merkezlere, hatta haftanın seanslarına g&ouml;re değişiklik g&ouml;sterir. Dolayısıyla orada ger&ccedil;ekleştirdiğiniz t&uuml;m projelerde -mecazen s&ouml;ylersek- en arka parterden localara, b&uuml;t&uuml;n omuzlara dokunmanın yollarını keşfetmek zorundasınızdır. Belki de İBŞT&rsquo; nin y&uuml;z yıla yaklaşan bir kurum olmasının esrarı burada saklıdır. Zaman zaman &ccedil;eşitli y&ouml;netimlerin sanatsal eğilimlerine g&ouml;re baz alınan seyirci referansları değişiklik g&ouml;sterebiliyor. B&ouml;yle tercihler, seyirci profilimizi ucuza eğlence arayanlardan, elitleşmenin zorunlu tercihi olarak daha &ccedil;ok tiyatroya değil fuayeye gelen izleyiciler arasında savurabiliyor.</p>
<p><b>Son birka&ccedil; yıldır T&uuml;rk sineması b&uuml;y&uuml;k bir gişe başarısı yakaladı. Nasıl buldunuz filmleri?</b></p>
<p>&Ccedil;ok umut verici. Bir oyuncu olarak bu devinimin bir par&ccedil;ası olmayı istememek m&uuml;mk&uuml;n değil. Y&uuml;ksel Aksu&rsquo;nun Dondurmam Gaymak&rsquo;ı, Ahmet Ulu&ccedil;ay&rsquo; ın Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak&rsquo;ı, Ezel Akay&rsquo; ın Neredesin Firuze&rsquo; si, &Ccedil;ağan Irmak&rsquo;ın Babam ve Oğlum&rsquo;u son d&ouml;nemin unutulmayacak filmleri arasında yer aldılar. Derviş Zaim, Reha Erdem, Fatih Akın, Ferzan &Ouml;zpetek gibi y&ouml;netmenler kuşkusuz b&uuml;y&uuml;k bir hareketlilik kazandırıyor sinema sanatımıza.</p>
<p><b>Bir sanat&ccedil;ı olarak, hayalinizdeki projeyi nasıl tanımlarsınız?</b></p>
<p>Kendime ait bir tiyatro binası satın alıp, gişesinde durup, tuvaletlerini temizleyip, sahnesinde oyun y&ouml;netip, oynayıp, yeni akt&ouml;rler yetiştirmek en b&uuml;y&uuml;k projem. Ger&ccedil;ekleşir mi dersiniz?</p>
<p><b>Bu işe g&ouml;n&uuml;l vermiş bir sanat&ccedil;ı olarak kesinlikle ger&ccedil;ekleştireceğinize inanıyorum. Peki şu anda ger&ccedil;ekleştirmeyi planladığınız yeni bir proje var mı?</b></p>
<p>Lorca&rsquo;nın &ldquo;Bernarda Alba&rsquo; nın Evi&rdquo; oyununu İBŞT&rsquo; de y&ouml;nettim, bu ay i&ccedil;inde seyirciyle buluşacak. Bunun yanısıra bir iki aya kadar İzmit Şehir Tiyatrosu&rsquo; nda bir oyun y&ouml;netmem olası. Tiyatro Pera&rsquo; da Profes&ouml;r ve Hulahop isimli Nesrin Kazankaya ile birlikte oynadığımız oyun ve İBŞT&rsquo; de Keşanlı Ali Destanı sezon boyunca devam edecek.</p>
<p><b>Antalyalı sanatseverlere bir mesajınız olacak mı?</b></p>
<p>Mesaj değil. Bir endişe; Antalya Akdeniz k&uuml;lt&uuml;r havzasının en k&ouml;kl&uuml;, en &ouml;nemli kentlerinden biri. Turizmin gevşek trendlerinin ve modernitenin kentin kimliğini, Akdenizli karakterini t&ouml;rp&uuml;lediğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m zaman zaman. Ki sanata en &ccedil;ok ihtiya&ccedil; duyulan zamanlar, kayıpların en &ccedil;ok olduğu zamanlardır.</p>
<p><span style="color: rgb(255, 0, 0);"><b>R&ouml;portaj:</b></span> Gonca Dokuyucu</p>
<p><span style="color: rgb(255, 0, 0);"><b>G&ouml;rsel Y&ouml;netmen:</b></span> Emre Kunt</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/female-dergisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ev aynı ama yorum farklı / Efnan Atnaca</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/ev-ayni-ama-yorum-farkli-efnan-atnaca.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/ev-ayni-ama-yorum-farkli-efnan-atnaca.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jan 2008 20:50:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/ev-ayni-ama-yorum-farkli-efnan-atnaca.html</guid>
		<description><![CDATA[
Ev aynı ama yorum farklı

Şehir Tiyatroları&#8217;nda &#8216;Bernarda Alba&#8217;nın Evi&#8217;ni y&#246;neten Engin Alkan &#8216;Bu oyunla ilgili ağır ve kasvetli olduğu &#246;nyargıları var. Bense &#231;ok iddialıyım, bu oyun hi&#231; de sıkıcı değil. Tersine insanları şaşırtacak kadar aydınlık&#8217; diyor
EFNAN ATMACA (Arşivi)
İSTANBUL &#8211; Yaşları 20 ile 40 arasında değişik beş kız, aklını yitirmiş b&#252;y&#252;kanne, iki hizmet&#231;i ve onları despot [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="160" vspace="0" hspace="0" height="103" border="0" align="left" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/eardkl.gif" alt="Engin Alkan" /></p>
<p style="text-align: justify;"><b>Ev aynı ama yorum farklı</b><br />
<i><br />
Şehir Tiyatroları&rsquo;nda &lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo;ni y&ouml;neten Engin Alkan &lsquo;Bu oyunla ilgili ağır ve kasvetli olduğu &ouml;nyargıları var. Bense &ccedil;ok iddialıyım, bu oyun hi&ccedil; de sıkıcı değil. Tersine insanları şaşırtacak kadar aydınlık&rsquo; diyor</i><br />
<b>EFNAN ATMACA (Arşivi)</b></p>
<p>İSTANBUL &#8211; Yaşları 20 ile 40 arasında değişik beş kız, aklını yitirmiş b&uuml;y&uuml;kanne, iki hizmet&ccedil;i ve onları despot bir hayata mahk&ucirc;m eden bir kadın. Bir nevi bir hapishane. Dışarıdan tek haber alma y&ouml;ntemleri evin artıklarını almaya gelen dilenci kadın. Bu karakterler &lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo; adlı oyunun kahramanları. İspanyol şair Lorca&rsquo;nın faşistler tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmeden kısa s&uuml;re &ouml;nce yazdığı &lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo; İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları&rsquo;nda sahneleniyor. Y&ouml;netmeni Engin Alkan. Bug&uuml;ne kadar bir&ccedil;ok kez sahnelenen oyunu Alkan tek dekorda ama dinamik bir rejiyle sahneliyor.</p>
<p>Dinsel bağnazlığı merkeze alan oyundan Katolik &ouml;ğeleri de ayıklamayı tercih etmiş Alkan. Onun yerine başka imgeler koyarak bağnazlığı evrenselleştirmiş. İspanya&rsquo;ya gelen darbeyi de eklemleyerek oyuna yeni bir boyut daha eklemiş ki bu da akla &lsquo;Ne şeriat ne darbe&rsquo; sloganını getiriyor. Politik mesajları bug&uuml;ne kadar seyredilen &lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo; rejilerinin aksine estetik bir bi&ccedil;imde oyuna yerleştirmiş ve simgesel bir anlatıma gitmiş. Oyun, 9-12 Ocak arası saat 20.30&#8242;da, 9 Ocak &Ccedil;arşamba, 12 Ocak Cumartesi, 13 Ocak Pazar saat 15.00&#8242;te Kadık&ouml;y Haldun Taner Sahnesi&rsquo;nde. Tel: 0216 349 04 63<br />
<b>&lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo;, Franco&rsquo;nun İspanya&rsquo;da darbe yapmasından kısa bir s&uuml;re &ouml;nce yazılmış. Dolayısıyla Lorca&rsquo;nın Bernarda karakteriyle Franco&rsquo;ya g&ouml;nderme yaptığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r. Siz de buradan mı yola &ccedil;ıktınız?</b></p>
<p>Birebir bir alegori d&uuml;ş&uuml;nmedim ama tabii ki Bernarda ataerkil, egemen ve aynı zamanda şiddeti de barındıran iktidarı temsil ettiği i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n iktidar sahipleriyle &ouml;zdeşleşiyor. Bunun i&ccedil;in elbette ki Franco&rsquo;yla, askeri rejim ya da cuntayla &ouml;zdeşleşmesi &ccedil;ok doğal. Ancak simgesel anlamda bir kodlama d&uuml;ş&uuml;nmedim. Oyunda bizim eklediğimiz İspanya İ&ccedil; Savaşı ve darbeyi anlatan kısımlar var. Dolayısıyla b&uuml;t&uuml;n faşizan tavırların, b&uuml;t&uuml;n geleneğin, totaliter ve otoriter imgelerin toplaştığı bir trajik fig&uuml;r Bernarda Alba. Ve tıpkı bir Antik Yunan kahramanı gibi yaptığı se&ccedil;imler sonucunda kendi g&ouml;zlerini oyuyor.</p>
<p><b>Oyuna İspanya i&ccedil; savaşı ve darbeyi anlatan kısımlar eklediniz&hellip;</b></p>
<p>Metinde &ouml;ng&ouml;r&uuml;lenden daha fazlasını yerleştirdik oyuna &ccedil;&uuml;nk&uuml; Lorca yazdığında olacakları hissediyordu ama kendi kaderini tayin edemedi. Burada da hassas noktamız Lorca&rsquo;nın t&uuml;m sivri diline rağmen &ccedil;ok kurgusal ve ince dille anlatmasıydı bunları. Sol yumruklar havada ya da faşizmin karşısında direnen akg&ouml;ğ&uuml;slerimizle gibi tavırlarla oyunun dilini bundan &ouml;nce yapıldığı gibi ajitatif ve provokatif bir yere &ccedil;ekmemeye &ouml;zen g&ouml;sterdik. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; meselenin kendisi ve Lorca zaten provokatif.<br />
<b><br />
Bu oyunu se&ccedil;menizde T&uuml;rkiye&rsquo;de son d&ouml;nemde tartışılan şeriat ve darbe tehlikesinin bir payı var mı?</b></p>
<p>Olmaz mı? O kadar &ccedil;ok şey canımı sıkıyor ki, seyirciye neyi, hangi oyunla, nasıl ele alarak s&ouml;yleyebilirim diye bir doğrultuda bakıyorsunuz. Bu doğrultuda Lorca bildiğimiz her d&ouml;nemde g&uuml;ncelliğini koruyan biri. Ama bug&uuml;n bu &uuml;lkede hamaset, darbenin s&uuml;rekli sırtımızda olması, hatta askeri bir m&uuml;dahalenin hayatımızı d&uuml;zeltmek i&ccedil;in gelmesinin bir kamuoyu yaratması ve giderek Radikal İslamcılarla solcuların Kemalistlerle faşistlerle bir durması gibi &ccedil;elişkiler var. Herkes &lsquo;Godot&rsquo; gelse de bizi kurtarsa diye bakıyor. Demokrasimizi kurtarmak i&ccedil;in medet umduğumuz şeyler İspanya&rsquo;nın 1936&#8242;da yaşadıklarıyla denk neredeyse.</p>
<p><b>&lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo; &ccedil;ok bilinen bir oyun. Bu oyunu sahnelerken teredd&uuml;tleriniz oldu mu?</b></p>
<p>Ben bu oyunu se&ccedil;erken genel sanat y&ouml;netmeninden arkadaşlarıma kadar herkeste bir &ccedil;ekince vardı. Yıllar i&ccedil;inde &ccedil;ok sahnelenen bu oyun hakkında sıkıcı, ağır, karabasanlı, izlenmesi &ccedil;ok zor &ouml;nyargıları vardı. Bense bu metni Lorca&rsquo;nın dramatik yapısı en sağlam oyunu olarak g&ouml;r&uuml;yordum. Klişelere d&uuml;şmeden savaştım. &Ouml;zellikle Katoliklikten sıyırdım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Katolikliğin vurgulanması seyirciyi oyuna yabancılaştırıyordu. İktidarı, din baskısını, geleneği başka dinamiklerle kurdum. Dolayısıyla sahne &uuml;zerinde &ccedil;ok hareketli, renkli zaman zaman koral anlatımına d&ouml;nen mizansenler yerleştirdim. Bunun altında elbette kendi tiyatro g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m vardı. İddia ediyorum ki &lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo; hi&ccedil; kasvetli, ağır, sıkıcı, bunaltıcı, karabasanlı oyun değil. Tersine insanları şaşırtacak kadar aydınlık bir oyun.<br />
<b><br />
Tek dekor ve kost&uuml;m kullanmanızın nedeni de farklı reji anlayışınız mıydı?</b></p>
<p>Biz oyunda ger&ccedil;ek&ccedil;i bir dekor ve kost&uuml;m anlayışına gitmedik. &lsquo;Bernarda Alba&rsquo;nın Evi&rsquo; bir&ccedil;ok mek&acirc;nda ge&ccedil;er. Benim tercihim buranın &ccedil;evrelenmiş ama kapıyı itip dışarı &ccedil;ıkılabilecek bir yer olmasıydı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Bernarda&rsquo;nın evi bir hapishanedir ama imgeyle yaratılmış bir hapishanedir. Bernarda hastalıklı bir despottur. Evin kapısı bile kilitli değil, sadece Bernarda &ccedil;ıkmayın diye emir veriyor. K&ouml;st&uuml;mlerin değişmemesinin nedeni ise yine bu simgesel anlatım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kost&uuml;mler kişiye &ouml;zel. Yani onların karakterini yansıtıyor. Ve oyunun sonunda herkes kefen rengine yani beyaza b&uuml;r&uuml;n&uuml;yor. Bu bir imge. Yoksa bir y&ouml;netmenin oyuncuların &uuml;&ccedil; ay aynı kost&uuml;m&uuml; giymesi gibi bir detayı atlamasına imk&acirc;n yok. Bu benim se&ccedil;imim.</p>
<p>http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=244124</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/ev-ayni-ama-yorum-farkli-efnan-atnaca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanat Yozlaşmanın Karşısındadır &#8211; Evrensel</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/sanat-yozlasmanin-karsisindadir-evrensel.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/sanat-yozlasmanin-karsisindadir-evrensel.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Dec 2007 00:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/sanat-yozlasmanin-karsisindadir-evrensel.html</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin yazarı için ‘Lorca gerçek bir başkaldırı ozanıdır’ diyor
Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin bugün yapılacak galası ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bu oyun, Alkan’ın İstanbul Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolarda yönettiği on birinci oyun.
İstanbul Samatya’da işçi bir ailenin çocuğu olarak 1965’te doğan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin yazarı için ‘Lorca gerçek bir başkaldırı ozanıdır’ diyor</p>
<p align="justify">Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin bugün yapılacak galası ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bu oyun, Alkan’ın İstanbul Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolarda yönettiği on birinci oyun.<br />
İstanbul Samatya’da işçi bir ailenin çocuğu olarak 1965’te doğan Alkan, 1989 yılı İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu. 1985 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’na başladı. Alkan, 1996 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde sahne dersleri verdi, aynı zamanda bölüm başkanlığı yaptı. Bu yıllarda aynı zamanda özel sanat eğitimi kurumlarında oyunculuk eğitimi verdi. İlk yönettiği oyun ise kendi ifadesiyle “Samatya’da çocukluğunda papazı tarafından kovalandığı ve bahçesindeki ağaçlarının gölgesinde oyunlar oynadığı” Sahakyan Nunyan Kilisesi topluluğunun oyunu oldu.<br />
Alkan, ‘Bernarda Alba’nın Evi’, bu sezon rol aldığı diğer oyun ‘Profesör ve Hulahop’ ve tiyatro üzerine sorularımızı yanıtladı.</p>
<p align="justify">Tiyatroya eğiliminiz nasıl oluştu?<br />
Annemin çalışma yaşamı gelgitlerle doludur. O, bizim kendi hayatına benzer bir hayat yaşamamızı istemediğinden eğitimimizi sürekli destekledi. Annem evdeki yoksulluğa aldırış etmeden beni güzel sanatlar kurslarına gönderiyor, müzik eğitimi aldırıyor ve okuldaki kolektif etkinlere katılmamı destekliyordu. Bu kurslar sonunda tercihimi tiyatrodan yana yaptım. Bir de şunu söylemeliyim, çocukluğumun geçtiği Samatya bölgesi özellikle ‘80’li yıllarda sosyal etkinlik anlamında yoğun bir devinim içindeydi ve bu yoğunluk, çocukların ve gençlerin eğiliminin oluşmasında önemli bir etkendi.</p>
<p align="justify">İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bu sezon F. Garcia Lorca’nın “Bernarda Alba’nın Evi” adlı oyununu sahnelediniz. Öncelikle şunu sorayım; politik bir kimliği de olan Lorca’nın insan ve yazar olarak yaşama felsefesini nasıl yorumluyorsunuz?<br />
Öncelikle şunu söylemeliyim; hayatı çok trajik bir ölümle sonlanmış olan Lorca, benim için çağımızın en ateşli devrimcilerinden birisidir.<br />
Üstelik devrimi sadece ideolojisinde ve politik görüşlerinde değil, yaşam tarzı ve seçimlerinde de uygulayan ve belki de bunun için yüzyıl tarafından lanetlenmiş ve cezalandırılmış biri. Bütün entelektüel ve marjinal kimliğine rağmen halkına yakın duran biri. Granada’dan Endülüs’ün tarlalarından gelmiş olan o dışarı olanlarla bağlantısını omuz omuza hiç kesmemiş ve sisteme buradan canlı bir yerden karşı çıkmış, saldırmış. Lorca bütün oyunlarını, yaşamını gerçek çatışması üzerine kurmuştur. Benim için Lorca, gerçek bir başkaldırı ozanıdır. Genç yaşta trajik bir biçimde ölmüş olması dünya tiyatro ortamı açısından büyük bir kayıp olarak görülmelidir.</p>
<p align="justify">Lorca’nın oyunları içerisinde “Bernarda Alba’nın Evi”ni sahnelemenizin özel bir gerekçesi var mı?<br />
Biliyorsunuz, Lorca’nın Kanlı Düğün, Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi bir üçlemedir. Bu oyunlar arasında en sık oynanansa adı geçen oyunlardan üçüncüsüdür. Fakat Bernarda Alba’nın Evi, çok defa oynanmasına karşın genelde sıkıcı bir oyun olarak görülür ve bu oyuna önyargıyla yaklaşılır. Öncelikle benim buna itirazım var, sırf bu sebepten dolayı, yani oyuna yapılmış haksızlığı başka türden bir uygulamayla giderebileceğim iddiasıyla oyuna talip oldum.</p>
<p align="justify">Peki oyunda öne çıkardığınız temel değer neydi?<br />
Şu anda gösterimde olan bir oyunun yansıması hakkında bir şeyler söylemek tehlikelidir ama kısaca; 800 yıllık Arap egemenliğinden sonra Hıristiyan ve Çingene kültürüyle yoğrulan Endülüs, çok kültürlü etnik yapısıyla Anadolu’nun tarihsel ve toplumsal yapısına paralellik arz eder. Pek çok ortak karakteristikleri Akdeniz Kültür Havzası’nın da ortak özelliğidir. Bireysel ve toplumsal dramların yanında bu genel görüntüyü de açığa koymak ve seyirciye sunmak istedim.</p>
<p align="justify">Siz bu sezon aynı zamanda Tiyatro Pera’da “Profesör ve Hulahop” adlı oyunda kallavi bir rol olan profesörü yorumluyorsunuz. Oyunda 12 Eylül 1980 darbesi farklı bir açıdan eleştiriliyor. Darbe sürecinde bir bilim insanının tutumu, tutarlılığı ve sorumluluğu hakkında neler söylersiniz?<br />
Ben ilkesel olarak Şehir Tiyatrosu dışındaki ciddi projelerde yer almayı bir oyuncu olarak hep istemişimdir. Çünkü kendimi biraz daha özgür hissederim bu türlü yapımlarda. Tiyatro Pera İstanbul’da sayabileceğim tiyatro ciddiyeti ve ahlakı açısından ender kurumlardan biridir. Nesrin Kazankaya’nın yazdığı ve sahneye taşıdığı oyunlar Türkiye’nin uzak ve yakın tarihiyle hesaplaşmayı göze alabilen oyunlar. Üstelik Tiyatro Pera, büyük bir sorumlulukla bu oyunları sahnelerken, dağıtımı çok adaletsizce yapıldığına inandığım Özel Tiyatrolara Yardım Fonu’ndan da faydalandırılmadı. Fakat buna rağmen ticari tiyatro yapanlara hortumlarla para akıtıldı. Bu adaletsizliği başka zaman konuşmak üzere 12 Eylül sürecine dönersem eğer, ‘65 doğumlu bir sanatçı olarak, 12 Eylül’le ve darbecilerle hesabım bitmedi henüz. Bu hesaplaşmayı hem özel nedenlerden dolayı hem de sanatçı duyarlılığı açısından yapmam gerektiğine inanıyorum. 12 Eylül her bakımdan travmatik ve trajiktir. Bilim ve bilim insanının tavrına gelince, bilim nesneldir ve özgür bir ortamda kendi varlığını sürdürür. Bilim insanıysa, lanetlense bile sosyal ve bilimsel sorumluluğunu sonuna kadar yerine getirmeli ve ahlaki olarak kendisini bütün faşizmlerden arındırmak zorundadır.</p>
<p align="justify">Özel tiyatroların ürettikleri yapımların kalitesi hakkında ne söylersiniz?<br />
Sektörden biri olarak konuşursam eğer, bu tiyatroların ekonomik ve altyapı yetersizliği sorunlarını artık hepimiz biliyoruz. Şuna itirazım var; bu kurumlar beni bağışlasın ama şikayet etmek ve ağlamakla bu sorunların üstesinden gelinemez. Yeni tezler üretmek, yeni tanımlar edinmek gerekli. Şu gerçeği herkesin anlamasında fayda görüyorum; tiyatronun tüm yurtta desteklenmesi gerekir. Anadolu’ya büyük kentlerden turne yapan oyunlarla bir ülke sanatından söz edemezsiniz. Ayrıca çekme suyla değirmen dönmez. Kültür Bakanlığı’nın özel tiyatrolara yardım yaparken bu gerçeği göz önünde bulundurması gerekiyor. Önerim şu; ekonomik desteklerin ve fonların kriterleri tiyatrolara ya da tiyatro patronlarının önemlerine göre değil, projelerin üstünlüğüne göre oluşturulmalıdır. Ve ticari tiyatrolardan ziyade akademik ve öncü nitelikleri olan yapıtlar desteklenmelidir. Anadolu’nun yerelinde bulunan özel tiyatrolara altyapı desteği sunarak bunların çarçabuk profesyonelleşmesini sağlamak esas tutulmalı. Bunları bir dönem Köy Enstitüleri ve Halkevleri yapmaya çalıştı. Ama süreç bildik sebeplerle yarıda kesildi. Bugün açısından bakıldığında, özel tiyatroların kimi büyük kentlerde öbekleştiği, gerek oyun seçiminde gerekse sahne uygulamaları açısından kendilerini tekrarladığı görülüyor. Artık seyirci bile bu tiyatroların çok önünde bir bilinçle dünyayı ve yaşamı algılıyor. Bunlar ise vakitlerini birbiri hakkında dedikodu üretmek, yıpratmak ve ağlamakla öldürüyorlar. Bu hengame içerisinde hangi kalitede bir tiyatro üretileceğine varın siz karar verin.</p>
<p align="justify">Sayın Alkan, siz uzun yıllar tiyatro akademilerinde hocalık da yaptınız. Bu kurumlardaki öğrenci yetiştirme modeli ve mezun olan öğrencilerin bilinçsel derinliği hakkında neler söylersiniz?<br />
Sondan başlayarak yanıtlayayım. Dizilerin ve magazin ortamının, bu öğrencilerin kendilerini mesleki olarak yetkinleştirmesinin önünde bir engel olduğu kanısındayım. Çünkü artık bu okullar birçok öğrenci açısından sadece özgeçmişlerine yazacakları bir cümleden ibaret olmaya başladı. Bu durum hem acı hem de tuhaf. Şöyle ki Türkiye sanat ortamı, artık geçici olduğuna inanmak istediğim bir sığlık ve cıvıklık yaşıyor. Bu duruma angaje olmak ise başlı başına bir kepazelik ve zavallılık. Tuhaftır, kimsenin itirazı yok bu duruma. Mahalledeki bakkal, kasap ya da manav bile bu pespayeliğe dur derken, sanatçı adayı ya da sanatçının bu ortama dahil olma girişiminin ahlaksızlığı tuhaf değil de nedir? Biliyorsunuz tiyatro yapmak meşakkatli bir iştir. Başta bilgi birikimi, donanım, sorumluluk ve dayanışmacı bir kültür gerektirir. Maalesef bugün bu payandaların hiçbirisinin tam olarak akademilerde verilebildiği kanısında değilim. Bu bir özeleştiri de olabilir benim açımdan. Ne yazık ki gerçek bu.</p>
<p align="justify">Son yıllarda gerek medyanın ilgisizliği gerek merkezi hükümetler ve yerel yönetimlerin ötelemesiyle birlikte tiyatro sanatı gözden düşürülüyor gibi bir izlenim var. Bunun sebebi tiyatro sanatının tarihten bugüne muhalif tavrı olabilir mi? Ne dersiniz?<br />
Prometheus’un Titanlarla savaşını hatırlarsak, yani ateşin Titanlardan alınarak insanlığın kullanımına sunulması mitolojisini konuşursak eğer, tiyatro da benzer bir savaşın örgütleyicisidir: Özel olarak tiyatro sanatının neyle savaştığına bir göz atalım; örneğin adamsendecilikle, yükselen değerlerle, sorumsuzluklarla, bireysel çıkarını toplumsal çıkarının üstünde tutan kurnaz ve açıkgözlerle savaştığını ve bunları deşifre ettiğini düşünelim. Bütün bunlar gayriinsani ve gayriahlaki tavırlardır. Ama iktidarların en sevdiği ahlaksızlıklardır bunlar. Bu anlamda tarihten bugüne sanat, ahlaksızlıkları ortaya koyarken aynı zamanda her türden iktidar biçimlerinin pespayeliklerini de gözler önüne serer. Toplumu yozlaştıran her türlü kurumsal yapının karşısındadır ciddi sanat pratikleri. Bu sebepledir ki, iktidarlar ve iktidar yardakçısı odaklar, sanatın bu kutsal görevini yerine getirmesini ellerindeki bütün olanakları doğrudan ya da dolaylı olarak kullanarak engellemek amacıyla hareket etme peşindedirler. Ama bu beyhude bir çaba olarak kalacaktır, çünkü dünden bugüne bakıldığında, sanat ve sanatçı kendi varlığını sürdürebilmiştir, bunun önünde duran iktidar figürlerinin ise esamesi bile okunmamaktadır.</p>
<p align="justify">Metin BORAN<br />
(İstanbul/EVRENSEL)<br />
25/12/2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/sanat-yozlasmanin-karsisindadir-evrensel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Engin Alkan Söyleşisi / Evrensel Gazetesi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/engin-alkan-soylesisi-evrensel-gazetesi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/engin-alkan-soylesisi-evrensel-gazetesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 14:24:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bernarda Alba'nın Evi]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/engin-alkan-soylesisi-evrensel-gazetesi.html</guid>
		<description><![CDATA[SANAT YOZLAŞMANIN KARŞISINDADIRMetin Boran
İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin yazarı için ‘Lorca gerçek bir başkaldırı ozanıdır’ diyor
Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin bugün yapılacak galası ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bu oyun, Alkan’ın İstanbul Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolarda yönettiği on birinci oyun.İstanbul Samatya’da işçi bir ailenin çocuğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight:bold;">SANAT YOZLAŞMANIN KARŞISINDADIR</span><br />Metin Boran</p>
<p><span style="font-weight:bold;">İstanbul Şehir Tiyatrosu sanatçısı Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin yazarı için ‘Lorca gerçek bir başkaldırı ozanıdır’ diyor</span></p>
<p>Engin Alkan, yeni oyunu ‘Bernarda Alba’nın Evi’nin bugün yapılacak galası ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bu oyun, Alkan’ın İstanbul Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolarda yönettiği on birinci oyun.<br />İstanbul Samatya’da işçi bir ailenin çocuğu olarak 1965’te doğan Alkan, 1989 yılı İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu. 1985 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’na başladı. Alkan, 1996 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde sahne dersleri verdi, aynı zamanda bölüm başkanlığı yaptı. Bu yıllarda aynı zamanda özel sanat eğitimi kurumlarında oyunculuk eğitimi verdi. İlk yönettiği oyun ise kendi ifadesiyle “Samatya’da çocukluğunda papazı tarafından kovalandığı ve bahçesindeki ağaçlarının gölgesinde oyunlar oynadığı” Sahakyan Nunyan Kilisesi topluluğunun oyunu oldu.<br />Alkan, ‘Bernarda Alba’nın Evi’, bu sezon rol aldığı diğer oyun ‘Profesör ve Hulahop’ ve tiyatro üzerine sorularımızı yanıtladı.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Tiyatroya eğiliminiz nasıl oluştu?</span><br />Annemin çalışma yaşamı gelgitlerle doludur. O, bizim kendi hayatına benzer bir hayat yaşamamızı istemediğinden eğitimimizi sürekli destekledi. Annem evdeki yoksulluğa aldırış etmeden beni güzel sanatlar kurslarına gönderiyor, müzik eğitimi aldırıyor ve okuldaki kolektif etkinlere katılmamı destekliyordu. Bu kurslar sonunda tercihimi tiyatrodan yana yaptım. Bir de şunu söylemeliyim, çocukluğumun geçtiği Samatya bölgesi özellikle ‘80’li yıllarda sosyal etkinlik anlamında yoğun bir devinim içindeydi ve bu yoğunluk, çocukların ve gençlerin eğiliminin oluşmasında önemli bir etkendi.</p>
<p><span style="font-style:italic;">İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bu sezon F. Garcia Lorca’nın “Bernarda Alba’nın Evi” adlı oyununu sahnelediniz. Öncelikle şunu sorayım; politik bir kimliği de olan Lorca’nın insan ve yazar olarak yaşama felsefesini nasıl yorumluyorsunuz?</span><br />Öncelikle şunu söylemeliyim; hayatı çok trajik bir ölümle sonlanmış olan Lorca, benim için çağımızın en ateşli devrimcilerinden birisidir.<br />Üstelik devrimi sadece ideolojisinde ve politik görüşlerinde değil, yaşam tarzı ve seçimlerinde de uygulayan ve belki de bunun için yüzyıl tarafından lanetlenmiş ve cezalandırılmış biri. Bütün entelektüel ve marjinal kimliğine rağmen halkına yakın duran biri. Granada’dan Endülüs’ün tarlalarından gelmiş olan o dışarı olanlarla bağlantısını omuz omuza hiç kesmemiş ve sisteme buradan canlı bir yerden karşı çıkmış, saldırmış. Lorca bütün oyunlarını, yaşamını gerçek çatışması üzerine kurmuştur. Benim için Lorca, gerçek bir başkaldırı ozanıdır. Genç yaşta trajik bir biçimde ölmüş olması dünya tiyatro ortamı açısından büyük bir kayıp olarak görülmelidir.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Lorca’nın oyunları içerisinde “Bernarda Alba’nın Evi”ni sahnelemenizin özel bir gerekçesi var mı?</span><br />Biliyorsunuz, Lorca’nın Kanlı Düğün, Yerma ve Bernarda Alba’nın Evi bir üçlemedir. Bu oyunlar arasında en sık oynanansa adı geçen oyunlardan üçüncüsüdür. Fakat Bernarda Alba’nın Evi, çok defa oynanmasına karşın genelde sıkıcı bir oyun olarak görülür ve bu oyuna önyargıyla yaklaşılır. Öncelikle benim buna itirazım var, sırf bu sebepten dolayı, yani oyuna yapılmış haksızlığı başka türden bir uygulamayla giderebileceğim iddiasıyla oyuna talip oldum.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Peki oyunda öne çıkardığınız temel değer neydi?</span><br />Şu anda gösterimde olan bir oyunun yansıması hakkında bir şeyler söylemek tehlikelidir ama kısaca; 800 yıllık Arap egemenliğinden sonra Hıristiyan ve Çingene kültürüyle yoğrulan Endülüs, çok kültürlü etnik yapısıyla Anadolu’nun tarihsel ve toplumsal yapısına paralellik arz eder. Pek çok ortak karakteristikleri Akdeniz Kültür Havzası’nın da ortak özelliğidir. Bireysel ve toplumsal dramların yanında bu genel görüntüyü de açığa koymak ve seyirciye sunmak istedim.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Siz bu sezon aynı zamanda Tiyatro Pera’da “Profesör ve Hulahop” adlı oyunda kallavi bir rol olan profesörü yorumluyorsunuz. Oyunda 12 Eylül 1980 darbesi farklı bir açıdan eleştiriliyor. Darbe sürecinde bir bilim insanının tutumu, tutarlılığı ve sorumluluğu hakkında neler söylersiniz?</span><br />Ben ilkesel olarak Şehir Tiyatrosu dışındaki ciddi projelerde yer almayı bir oyuncu olarak hep istemişimdir. Çünkü kendimi biraz daha özgür hissederim bu türlü yapımlarda. Tiyatro Pera İstanbul’da sayabileceğim tiyatro ciddiyeti ve ahlakı açısından ender kurumlardan biridir. Nesrin Kazankaya’nın yazdığı ve sahneye taşıdığı oyunlar Türkiye’nin uzak ve yakın tarihiyle hesaplaşmayı göze alabilen oyunlar. Üstelik Tiyatro Pera, büyük bir sorumlulukla bu oyunları sahnelerken, dağıtımı çok adaletsizce yapıldığına inandığım Özel Tiyatrolara Yardım Fonu’ndan da faydalandırılmadı. Fakat buna rağmen ticari tiyatro yapanlara hortumlarla para akıtıldı. Bu adaletsizliği başka zaman konuşmak üzere 12 Eylül sürecine dönersem eğer, ‘65 doğumlu bir sanatçı olarak, 12 Eylül’le ve darbecilerle hesabım bitmedi henüz. Bu hesaplaşmayı hem özel nedenlerden dolayı hem de sanatçı duyarlılığı açısından yapmam gerektiğine inanıyorum. 12 Eylül her bakımdan travmatik ve trajiktir. Bilim ve bilim insanının tavrına gelince, bilim nesneldir ve özgür bir ortamda kendi varlığını sürdürür. Bilim insanıysa, lanetlense bile sosyal ve bilimsel sorumluluğunu sonuna kadar yerine getirmeli ve ahlaki olarak kendisini bütün faşizmlerden arındırmak zorundadır.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Özel tiyatroların ürettikleri yapımların kalitesi hakkında ne söylersiniz?</span><br />Sektörden biri olarak konuşursam eğer, bu tiyatroların ekonomik ve altyapı yetersizliği sorunlarını artık hepimiz biliyoruz. Şuna itirazım var; bu kurumlar beni bağışlasın ama şikayet etmek ve ağlamakla bu sorunların üstesinden gelinemez. Yeni tezler üretmek, yeni tanımlar edinmek gerekli. Şu gerçeği herkesin anlamasında fayda görüyorum; tiyatronun tüm yurtta desteklenmesi gerekir. Anadolu’ya büyük kentlerden turne yapan oyunlarla bir ülke sanatından söz edemezsiniz. Ayrıca çekme suyla değirmen dönmez. Kültür Bakanlığı’nın özel tiyatrolara yardım yaparken bu gerçeği göz önünde bulundurması gerekiyor. Önerim şu; ekonomik desteklerin ve fonların kriterleri tiyatrolara ya da tiyatro patronlarının önemlerine göre değil, projelerin üstünlüğüne göre oluşturulmalıdır. Ve ticari tiyatrolardan ziyade akademik ve öncü nitelikleri olan yapıtlar desteklenmelidir. Anadolu’nun yerelinde bulunan özel tiyatrolara altyapı desteği sunarak bunların çarçabuk profesyonelleşmesini sağlamak esas tutulmalı. Bunları bir dönem Köy Enstitüleri ve Halkevleri yapmaya çalıştı. Ama süreç bildik sebeplerle yarıda kesildi. Bugün açısından bakıldığında, özel tiyatroların kimi büyük kentlerde öbekleştiği, gerek oyun seçiminde gerekse sahne uygulamaları açısından kendilerini tekrarladığı görülüyor. Artık seyirci bile bu tiyatroların çok önünde bir bilinçle dünyayı ve yaşamı algılıyor. Bunlar ise vakitlerini birbiri hakkında dedikodu üretmek, yıpratmak ve ağlamakla öldürüyorlar. Bu hengame içerisinde hangi kalitede bir tiyatro üretileceğine varın siz karar verin.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Sayın Alkan, siz uzun yıllar tiyatro akademilerinde hocalık da yaptınız. Bu kurumlardaki öğrenci yetiştirme modeli ve mezun olan öğrencilerin bilinçsel derinliği hakkında neler söylersiniz?</span><br />Sondan başlayarak yanıtlayayım. Dizilerin ve magazin ortamının, bu öğrencilerin kendilerini mesleki olarak yetkinleştirmesinin önünde bir engel olduğu kanısındayım. Çünkü artık bu okullar birçok öğrenci açısından sadece özgeçmişlerine yazacakları bir cümleden ibaret olmaya başladı. Bu durum hem acı hem de tuhaf. Şöyle ki Türkiye sanat ortamı, artık geçici olduğuna inanmak istediğim bir sığlık ve cıvıklık yaşıyor. Bu duruma angaje olmak ise başlı başına bir kepazelik ve zavallılık. Tuhaftır, kimsenin itirazı yok bu duruma. Mahalledeki bakkal, kasap ya da manav bile bu pespayeliğe dur derken, sanatçı adayı ya da sanatçının bu ortama dahil olma girişiminin ahlaksızlığı tuhaf değil de nedir? Biliyorsunuz tiyatro yapmak meşakkatli bir iştir. Başta bilgi birikimi, donanım, sorumluluk ve dayanışmacı bir kültür gerektirir. Maalesef bugün bu payandaların hiçbirisinin tam olarak akademilerde verilebildiği kanısında değilim. Bu bir özeleştiri de olabilir benim açımdan. Ne yazık ki gerçek bu.</p>
<p><span style="font-style:italic;">Son yıllarda gerek medyanın ilgisizliği gerek merkezi hükümetler ve yerel yönetimlerin ötelemesiyle birlikte tiyatro sanatı gözden düşürülüyor gibi bir izlenim var. Bunun sebebi tiyatro sanatının tarihten bugüne muhalif tavrı olabilir mi? Ne dersiniz?</span><br />Prometheus’un Titanlarla savaşını hatırlarsak, yani ateşin Titanlardan alınarak insanlığın kullanımına sunulması mitolojisini konuşursak eğer, tiyatro da benzer bir savaşın örgütleyicisidir: Özel olarak tiyatro sanatının neyle savaştığına bir göz atalım; örneğin adamsendecilikle, yükselen değerlerle, sorumsuzluklarla, bireysel çıkarını toplumsal çıkarının üstünde tutan kurnaz ve açıkgözlerle savaştığını ve bunları deşifre ettiğini düşünelim. Bütün bunlar gayriinsani ve gayriahlaki tavırlardır. Ama iktidarların en sevdiği ahlaksızlıklardır bunlar. Bu anlamda tarihten bugüne sanat, ahlaksızlıkları ortaya koyarken aynı zamanda her türden iktidar biçimlerinin pespayeliklerini de gözler önüne serer. Toplumu yozlaştıran her türlü kurumsal yapının karşısındadır ciddi sanat pratikleri. Bu sebepledir ki, iktidarlar ve iktidar yardakçısı odaklar, sanatın bu kutsal görevini yerine getirmesini ellerindeki bütün olanakları doğrudan ya da dolaylı olarak kullanarak engellemek amacıyla hareket etme peşindedirler. Ama bu beyhude bir çaba olarak kalacaktır, çünkü dünden bugüne bakıldığında, sanat ve sanatçı kendi varlığını sürdürebilmiştir, bunun önünde duran iktidar figürlerinin ise esamesi bile okunmamaktadır.</p>
<p>(İstanbul/EVRENSEL)</p>
<p>25/12/2007</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/engin-alkan-soylesisi-evrensel-gazetesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ROPÖRTAJ / TİYATRO DÜNYASI PORTALİ</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-tiyatro-dunyasi-portali.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-tiyatro-dunyasi-portali.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Dec 2007 10:33:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-tiyatro-dunyasi-portali.html</guid>
		<description><![CDATA[18 Kasım Pazar akşamı Tiyatro Pera’nın bu sezonki yeni oyunu Profesör ve Hulahop&#8217;ta oynayan Engin Alkan’la, oyun bitiminde söyleşi için sözleşmiştik. Çok bekletmiyor bizi oyun çıkışında. Oyunun oynandığı sahne ışıklarının altında, çok keyifli bir sohbet yapıyoruz. Sanki başka bir zamanda, başka bir yerdeymişiz gibi vakit nasıl geçti anlamadım. Eminim ki sizde okuyunca zamanın nasıl geçtiğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-style:italic;">18 Kasım Pazar akşamı Tiyatro Pera’nın bu sezonki yeni oyunu Profesör ve Hulahop&#8217;ta oynayan Engin Alkan’la, oyun bitiminde söyleşi için sözleşmiştik. Çok bekletmiyor bizi oyun çıkışında. Oyunun oynandığı sahne ışıklarının altında, çok keyifli bir sohbet yapıyoruz. Sanki başka bir zamanda, başka bir yerdeymişiz gibi vakit nasıl geçti anlamadım. Eminim ki sizde okuyunca zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacak ve bana hak vereceksiniz.</span><br /><span style="font-weight:bold;"><br />Bu sezon hangi oyunlarda görebileceğiz sizi?</span></p>
<p>Profesör ve Hulahop devam ediyor. Keşanlı Ali Destanı oynayacak ama kadroyla ilgili bir sorunumuz var. Kadrodan ayrılan arkadaşlarımız olduğu için, oyunun yeniden provaya girmesi gerekiyor fakat Harbiye sahnemiz yok, Haldun Taner de bakıma alınıyor. Açıkçası sahne sıkıntısı çekiyoruz. Keşanlı Ali Destanı da büyük sahne isteyen bir oyun dolayısıyla Ocak ayına kalmış gibi gözüküyor. Bir de yönetmenliğini yaptığım, yeni bir oyun olan Bernarda Alba&#8217;nın Evi var.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Şehir tiyatrosu yeni sezona sizce nasıl başladı?</span></p>
<p>Bu sezon sahne sıkıntısı çektiğimiz için oyun seçimleri ve kadro seçimlerinde bir takım aksaklıklar yaşandı. Uzun süre repertuar açıklanamadı. Harbiye sahnesi kapatıldı kapatılacak durumlarında olduğu için orada prova alamadık. Kadıköy&#8217;ün durumu da belirsiz, Üsküdar’da da sahne kapandı yeni bir tane açıldı. Bu sezon sadece iki yeni oyunla başlayabildi Şehir Tiyatrosu. Daha sonra yeni gelecek oyunlar da var.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Bu sezona baktığımızda, geçmiş senelere göre özel tiyatrolarda bir patlama var. Ama bu patlamalar sonucunda daha çok sahneye ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</span></p>
<p>Sahnelerin hakikaten yenilenmeye, AKM&#8217;nin de elbette ki alt yapısını düzenlenmeye ihtiyacı var. Buradan bakıldığında tutucu ve bağnaz davranmamak gerekiyor. Ama bu ülkenin çok ciddi paranoyaları da var. Bu ülkede kapanan, başka yerlere dönüştürülen, söz verildiği halde yapılmayan o kadar çok şey var ki… Bizim Tepebaşı deneme sahnemiz artık yok, orası sahne yapılacak diye elimizden alındı, otopark oldu sonra da TRT&#8217;ye verildi. Özel tiyatroların, ilk önce seks sinemasına, oradan da pasaj ve alışveriş merkezine dönüştürüldüğü dünya kadar örnek var. İstanbul tiyatrosu zengin bir yerdi. Bu kadar sahne ihtiyacı olan bir kentte, galiba olanı iyileştirmektense -bırakalım onlar kalsın-, yenisini yapmakta yarar var. Öyle ya da böyle AKM yeni baştan yapılsa da, birkaç AKM&#8217;ye daha ihtiyaç var bu ülkede. Yıkıp yenisini yapmak yerine olanı tamir edip yenisini eklemekte yarar var diye düşünüyorum.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Tiyatroyla tanışmanız nasıl oldu, nasıl karar verdiniz tiyatroyu seçmeye ?</span></p>
<p>Hiç bu sorunun yanıtını düşünerek başlamadım. İnsan bir anda bir şeye kapılıp gidiyor, merak, keyif diyelim, sahne üstünde olmayı seviyor, sonra sonra anlamlanmaya başlıyor her şey. Tiyatroyla iletilecek düşüncenin, niteliği ve gücü anlaşıldıktan sonra sözünüz olmaya, ya da sözünüz varsa da, bunu estetik bir yolla aktarma işine, sonradan merak salıyorsunuz. İlk önce tepenizde ışık yanması ve insanların sizi beğenmesi, ne kadar güzelsin, ne kadar farklısın demesi. Aslında böyle başlanıyor tiyatroya çok küçük yaşlarda. Ben lisedeyken, fen dersleri berbat bir öğrenci olarak, okulun ne kadar sosyal aktivitesi varsa hepsini yapıyordum. Güzel sanatlara yeteneğim olduğunu biliyordum. Çünkü müzikte de resimde de tiyatroda da onaylanma durumum olmuştu, bir öğrenci çapında. Lise sona geldiğimde biraz billurlaştırmaya başladım, ya akademiye gitmek istiyordum, ya konservatuvara ama konservatuvarın şan bölümüne mi tiyatro bölümüne mi girecektim o son dakikada karar verdiğim bir şeydi. Dolayısıyla akademi sınavlarına girmedim.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Hep şehir tiyatrolarında mıydınız?</span></p>
<p>Evet. Şehir tiyatrosuna 85 yılında girdim. Okulda bir yıllık öğrenciyken, harçlığımızı çıkaralım, şehir tiyatrosu gibi bir sahnede olalım diye, günü kurtarmak adına girdim. Birde baktım ki şehir tiyatrosu hayatımızı oluşturmuş. Çünkü okulu bitirdiğimde 4–5 yıllık oyuncuydum artık. Ve ondan sonrada şehir tiyatrosunda kaldım. İçimde bir yerde başka bir hayatı yaşamı oluşturacak koşulları yakalayacağım gibi geliyor. Daha önce başka gruplarla oynamak niyetindeyken, artık kendi tiyatromu kurmak kendi binamın sahibi olmak istiyorum.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Televizyonun vermiş olduğu aşinalık sonucunda insanların sizin oyunlarınıza olan ilgisinin artırdığını düşünüyor musunuz?</span></p>
<p>Kendimde duyuyorum bazen bir afişte gördüklerinde buda şu dizide oynuyordu dediklerini. Sadece oyuncu olarak tanınmış bir yüzüm. Bunun elbette katkısı oluyor ama atıyorum bir Hülya Avşar bir tiyatro oyununa gittiği zamanda bütün gözler onun üzerinde oluyor. Popüler yüzlerin oyunun tanıtılmasında katkı sağladığı bir gerçek. Bir haber değeri taşıtmazsanız magazin basınına, yaptığımız işler pek de duyulmuyor. Koca gazete içinde yarım sayfa bile ayrılmıyor sanat haberlerine, onun için ticari tiyatro yapan insanlarda, magazinsel etki yaratacak kişileri sahneye çıkartıyorlar. Tiyatrolar ayakta kalmak adına bunlara başvuruyor. Bu yapanların ayıbı değil aslında, bu topyekûn bizim ayıbımızdır. Ben seçer miyim, sağımı solumu açar mıyım, tabiî ki de açamam ama yapanı da ayıplamamak gerekir. Çünkü bu bir hayat kavgası.<br /><span style="font-weight:bold;"><br />Seçici olduğunuzdan dolayı mı TV ve sinemalarda göremiyoruz sizi?</span></p>
<p>Sinemayı çok istiyorum ama bir türlü olmuyor. Derviş Zaim&#8217;le bir projemiz olacaktı olmadı bazı sebeplerden ötürü. Aynı zamanda oyun provalarıyla çakışmalar olunca fırsatlarda kaçıyor tabiî ki. Çok fazlada teklif gelmiyor bana sinemada. Bir tuhaflığı var sinemanın, hep aynı adamlar oynayıp duruyor. Sinemacılarda, tiyatroculara bir güvensizlik vardır. Sokaktan birini oynatmayı daha garantili bulurlar. Çünkü o role yakışacak birini oynatmak, bir tiyatrocunun rol kesmesinden daha kabullenebilir bir şeydir. Bizim kamera karşısında rol kesip, kocaman kocaman bir şey yapacağımız filmi süründüreceğimizden çok korkarlar. Dolayısıyla belirli bir uzaklıkta yaklaşıyorlar tiyatro oyuncularına, sadece sinemada kendini kabullendirmiş, bu sıcaklığı ve doğallığı yakalayabildiklerinden emin oldukları isimlerle çalışmayı tercih ediyorlar. O kadar fazlada teklif gelmiyor açıkçası. Yoksa sinema yapmayı, para vermeseler de isterim. Sinema daha kalıcı bir şey. Tiyatroda su üzerine yazı yazarken, sinema kalıcı oluyor. Belli bir yaşa gelindiğinde insan, ardında kalıcı bir şeyler bırakmak istiyor. Kırklı yaşların vermiş olduğu sendrom herhalde, yaşadık geldik gidiyoruz, kimse fark etmiyor bizi. Bir oyunu siz kameraya çektiğinizde, arşivinizde tutabilirsiniz ama ne olursa olsun, seyircinin birebir gördüğünden farklıdır. Erozyona uğramıştır, kaybetmiştir. Ya da bir dizi filmde, ne olursa olsun hayatla yarışıyorsunuz, zamanla yarışıyorsunuz. Bir şeyi iki kere tekrar edebiliyorsunuz, üçüncüde tekrarı yoktur. O hız içinde ne yapalım böyle oldu dersin. Sinemada, aylarca hazırlanılır, defalarca prova yapılır, o zaman kendi oyunculuğunuzun, en üst kalifiye dokularını gösterebilme şansınız vardır, ama dizide bunu yapma şansınız yok.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Yönetmek mi daha keyifli yoksa oynamak mı?</span></p>
<p>Yönetmek tabiî ki. Ben bu yıla kadar bunu billurlaştırıp söyleyemiyordum, ikisi de diyordum zaman zaman değişiyor diyordum, kaçamak yanıtlar veriyordum ama bu yıl artık fark ettim daha doğrusu itiraf ettim ki, ben yönetmekten daha büyük keyif alıyorum. Şundan dolayı aslında; çok birbirine yakın şeyler, yönetirken yaratım alanı, uygulama alanından çok geniş bir alan, dolayısıyla sağımda, solumda, gırtlağımda, parmaklarımı içime sokup ta içime doladığımda en ücra köşedeki deneyimlere kadar, ortaya çıkarabilme şansım var, bunun içinde, yaratabilme şansım var. Ama oyunculukta bir sürü alanla uzlaşmak zorundasın; yönetmenle, tekstle, yazarla, oyuncuyla, rejiyle vs sonuçta kolektif bir şey içinde uygulama alanı içinde, kendi alanı içinde, büyük ölçüde yönetmenle uzlaşmak durumundadır. Yönetirken kendine ait alanların daha geniş olduğunu görüyorum. Daha fazla benim imzamı taşıyor, benim ölçütlerimi, benim hayattaki dert edindiğim şeyleri ya da söylemek istediğim şeyleri, yeşertebildiğim bir alan, dolayısıyla ben yönetmenliği daha çok seviyorum onu yaparken kendimden geçiyorum.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Tiyatroda yönetmenlik deneyimlerinizden sonra bir sinema projesine imza atmak ister miydiniz?</span></p>
<p>Sinema yönetmenliği çok teknik bir iş. Sinema yönetmenliği konusunda, bir filmi izlerken bir fikrim oluyor. Sonuçta ortaya çıkan iş için, estetiğin, görselliğin, kıstasları için fikir sahibi olabilir ya da eleştirebilirsiniz. Yani sadece senaryo yazmaktan, sahnenin dramatolojisini yapmaktan, oyuncuyu yönetmekten değil, çünkü sinema dediğimiz şey asıl montajda masada gerçekleşen bir şey. Bunun sanatçı olmak, oyunculuktan anlamak ya da dokularınızın incelmesi işe yaramaz bas baya, ışığı, montajı ve bir sürü teknik meseleyi bileniz gerekiyor. Bilmeyen adamda yapmasın çünkü bu gerçekten işinin ehli insanların yapabileceği bir iş.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Sizin kaleminiz nasıl? Oyun yazıp yönetmeyi düşünmüyor musunuz?</span></p>
<p>Hiç baştan sona girmedim o işe ama çok oyunlaştırma çabalarım oldu. Kendi yöneteceğim şeyler üzerinde, romanlardan oyunlaştırmalarım, oyunlaştırma çabalarım oldu elbette. Yazıyla aram pek fena değildir fakat hiç ona fırsat gelmedi bu güne kadar. Ama bir taraftan da içimden bir ses, günün birinde belki hayat ritmimin yavaşladığı bir dönemde, yazıyla ilişkimin bugünkünden çok daha hızlı olacağını, bir gün mutlaka yazacağımı, yazmanında kendini ifade etmenin yollarından biri olduğunu söylüyor. Bekli de yazmayla ilişkimi hiç ortadan kaldırmam, ama hiç öyle bir olanağım olmadı. Oyunculukta, yönetmenlikte, dizi filmde ifadenin pek çok yolu varken, şimdi gidip bide yazıyla ifadeye başlıyım gibi bir düşüncem olmadı, hiç ona sıra gelmedi. Biliyorum ki bir ara fırsat bulacağım.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Yazı yazmak kedinizi ifade edemediğinizde mi imdada yetişen bir araç yoksa yazı yazmak sizin için bir ihtiyaç mı kendinizi ifade etmekte? Yaşantınızda sahnede vb yerlerde kendinizi iyi ifade edebildiğinizi düşünüyor musunuz?</span></p>
<p>Sanatın her dalı bir kurguyu ifade etmek için var. Ve bu kurguda genellikle hayat hakkında düşündüklerimizin toplamıdır. Hayal ettiklerimizin ya da korkularımızın, paranoyalarımızın tümüdür. Dolayısıyla iki biçimde, bir olacaklardan insanlığın başına gelebileceklerden ya da başına gelmemesi gerekenlerden söz edersiniz. Ve burada elbette ki, kendi öznel iç dünyanız ve bunun ifadesi söz konusudur. Dolayısıyla bu ifade, bir yerde, bir kanal bulmuşsa kendine, oradan akmaya devam eder. Oyunculuk aynı zamanda bir uygulama alanıdır. Tamamıyla bir yaratım alanı değildir. Diyelim ki yazı yazmak uygulamaktan çok bir yaratım alanıdır. Günün birinde oyunculukla, yönetmenlikle ortaya konabileceğin daha fazlası birikir ve ifade olunacaklar içinde el kol ve hayal gücü ya da insan birikimi, kendine bir yol bulmuşsa o mutlaka oradan akacaktır. Yazı yazarken de, oynarken de, yönetirken de ya da akşam evde misafirinize sofra hazırlarken de ya da yatak örtüsü seçerken de aslında hayata karşı duruşumuzu ifade ederiz. En basit anlamıyla ölümlü olmaya karşı bir direnç gösteririz.<br /><span style="font-weight:bold;"><br />Toplumda yaşanan olayları durumları sanat ifade edebilecek güce ne kadar sahip?</span></p>
<p>Sanat bu güce sahiptir ve bu potansiyeli içinde barındırır. Zaten sanatın bu kadar ötelenmesinin, bu kadar yok sayılmasının, önüne bu kadar engel çıkartılmasının altındaki temel nedenlerden bir tanesi de, sanatın dünyayı kurtarma gücüne sahip olduğu bilinmesi ve bundan dolayı duyulan rahatsızlıktır, kişisel olarak bakıldığında. İçgüdüsel olarak da böyledir. Geçtiği ideolojilerde de böyledir. Elbette sanat bu güce sahiptir, elbette uygarlık tarihine bakıldığında hiçbir gelişmeyi, hiçbir toplumsal gelişmeyi, sanattan bağımsız düşünemezsiniz. Uygarlık tarihiyle, sanat tarihi, belli bir paralellik içinde yürür, bundan sonrada böyle yürüyecektir. Her dönemde, her koşulda sanat, en çok cezalandırılan, en çok yasaklanan, en çok rahatsızlık duyulan unsurdur. Bütün radikal gözlemler de, bütün ilerici sesler de öyle değil midir? Bütün radikal söylemler aynı nasibi almamış mıdır? Genelden farklı davrandığımız, genelden farklı dediğim ister filmin psikolojisi diyin, ister toplumun ön yargıları ve tabuları diyin ya da bir birimde bugüne kadar kabul edilmiş bir varsayımdan söz edin. Sonuç olarak bir kişi, bunun tersini söylendiğinde işte orada başlar; benim gibi ol ya da benden uzak dur ya da yok ol. Sanat işte bu serüvenleri içerir. Yani sorunuzun yanıtı evet elbette sanatın böyle bir gücü vardır. Sinemanın, romanın, tiyatronun, müziğin, dansın elbette böyle bir gücü vardır. Ancak bunu kullanmaması için diğer güçler bir işbirliği içindedir. Toplumun diğer tanrıları; adam sendecilik, nedir kapitalizm… Sanatı uygulayanlarda kendi aralarında mutlaka ki değişiklik gösteriyor. Sanatın içinde düzenin olduğu gibi, devam etmesini, yeni bir atılımın olmamasını, statik konumun devam etmesini, savunan ve sanatın bu noktada resmi ideolojisinin, hizmetine kaptırmış insanlarda vardır bu devlette. Dolayısıyla bizim şu anda, özellikle tiyatro sanatında, bizim sanatçılarımızın pek çoğu da aslında sistemle ya da ölümcül konulara benzer şeyler düşünür. Kendi refleksleri içinde bir iş, ya da salonlarda, saygı duyulacak kokteyllerde, apolet gibi taşınacak bir mecra gözüyle bakan insanlar elinde sanat, hem kendini, hem de diğerlerini yok etmek için kodlanmıştır. Şimdi bu noktada bunu diğerinden ayırmak gerekir. O zaman neden söz edeceğiz, gerçek sanatçılardan söz edeceğiz. Fakat gerçek sanatçıların ölçülerini de yine sanatçının kendileri ortaya koymak durumundadır. Çünkü topluma baktığımızda, siz tanındığınız kadar gerçek sanatçısınızdır. Çünkü halk, tanıdığı insana sanatçı diyor, bu noktada ben sanatçıyım demek bazen yanlış anlaşılmalara neden olabiliyor. Bir yerde çıkıp şarkı söylemiyorum, ama sanatçıyım tiyatroyla uğraşıyorum. Diğer alanlarda ahkâm kesmek istemem, tiyatro sanatı özellikle İstanbul da uygulanan tiyatro sanatı çok fazla tez, anti tez ilişkisi üzerine konumlanmış, yeniliklere açık ve yaratıcılığın yüreklendirildiği ve hatta ödüllendirildiği bir mecra olmaktan çok uzak. Dolayısıyla yeni yetişen genç oyuncular, yönetmenler de bundan nasibini alıyor. Bu ödül jürilerinde, özel tiyatroların kalburüstü yönetimlerinde ya da ödenekli tiyatroların hiyerarşisi içinde aynı havanda su dövmeye devam ediyor ve dolayısıyla en başta seyirci elini ayağını çekmeye başlıyor bu ülkede. İstanbul gibi büyük bir kentte jazz konserlerini, sinema festivallerini ya da bienalleri dolduracak seyirci var ama tiyatrolara gidecek seyirci bulmakta zorlanıyoruz. Peki, neden? Bu insanlar doğuştan tiyatroya küs mü doğmuşlar ya da karar verip te biz tiyatroyu sevmiyoruz mu demişler yoksa o değeriyle, o zekâ düzeyiyle, hitap edecek işlerimiz yarattıklarımız yeterli değil mi? İnsanlar bu sıkıntı verici, bu basmakalıp bu gerçekliğin nasibini almamış, bir sürü kopya eser karşısında bizi reddetmiştir. Bu ülkedeki kent yaşamını oluşturan insanlarımızın pek çoğu, tiyatroya gitmiyorlar çünkü tiyatroyu sırdan buluyorlar. Ancak ucuz eğlence anlayışı olan, orta sınıfın tali seyircisi, bizim ucuz ödenekli tiyatrolarımızı dolduruyor çünkü onlarda çok iş var. Bunu sakın küçük görüyorum gibi bir şey algılanmasın ancak bir seyirci profilinin, sadece dizi film seyircisiyle büyük oranda benzerlik gösterdiği bir tiyatro profili tehlikelidir. Diğerleri ne oldu peki, nereye gitti, öğrenciler eli kalem tutanlar çalışan insanlar tiyatroya neden bir ölmüş sanat gibi davranıyor öylemi bakıyor? Değil. Biz yeteri kadar ilgi çekici işler yapıp, insanların zekâlarını yeteri kadar önemsemiyoruz. Dolayısıyla bu basmakalıp ve ucuz işlerde seyircisini bulamıyor ben böyle bakıyorum.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">İstanbul diğer kentlere göre özel, devlet veya şehir tiyatrosu gibi birçok tercihlere sahipken diğer kentlerde bu olanaklar söz konusu değil. Diğer kentlerde tiyatro sanatının gelişmesi için neler yapılabilir?</span></p>
<p>Bu sorunun birkaç kuralı var bir tanesi taşıma suyla değirmen dönmez yani siz istediğiniz kadar oyunu götürün Anadolu’ya eğer o kentlerde tiyatro oluşumu yoksa bunun alt yapısını başlatmazsanız işi sadece buraya giden oyunlarla sınırlı bırakırsanız. Hiçbir zaman sanatı o kentlerde yerleştiremezsiniz. Dolayısıyla yapılması gereken şeyler, yerel yönetimlerin ve kültür bakanlığının, burada gerekli alt yapıları sağlayıp, burada bu oluşumları başlatması gerekiyor. Bu beş yıllık, on yıllık bir iş değil elli yıllık bir projedir. Anadolu’daki tiyatro yaşantısını kurtaracak şey, kendi aktörlerinin, kendi oyuncularının, kendi seyircisinin oluşmasıdır. Bunun dışında maalesef, organizatörler işi tamamen para kazılacak merci haline getirdikleri için iş yapacak oyun diye bir şey çıkardılar. Bu da komedi olacak, tanınmış bir isim olacak, kadro olarak fazla kalabalık olamayacak, etliye sütlüye dokunmayacak… Böyle olursa bu oyunları alıyorlar, götürüyorlar, dekor fazla olmuyor ekip de maliyet de bu durumda azalıyor. İstanbul’da ya da büyük kentlerde çıkmış kalbur üstü oyunların, Anadolu izleyicisine ulaşmaması gibi bir şey söz konusu oluyor. Çünkü hiçbir organizatör, hiçbir özel tiyatro gidip de falanca bir kente oyun götüreyim diye bavulunu toplayıp gidemez. Mutlaka arada bir organizasyon şirketinin olmalı, gerekli bağlantıların yapılabilmesi için. Buda çok ciddi para kazandıran, ticaret haline geldiği için de, oyunlar organizatör filtresinden geçiyor ve Anadolu seyircisine düzgün yapıtlar yeterince gitmiyor.  Bu ancak ve anacak ödenekli tiyatroların turneleriyle mümkün olabiliyor. Ödenekli tiyatrolarda sonuç olarak yerleşik tiyatrolardır, yani çabuk hareket alanı yoktur, radikal değişimleri yoktur. Bunun için kültür bakanlığına, organizatörlere iş düşmekte. Bütün kentlerde tiyatro oluşumu, tiyatro kursları, okulları, özel tiyatrolar, belediye tiyatroları üniversiteye bağlı grupların oluşması ve bunların profesyonelleşmesi gerekir. Bir sürü tiyatro var profesyonelleşemiyor. Tiyatro sahnesinin olmadığı bir yerde, tiyatro gösterirseniz o seyirciye bilet satamazsınız. Bilet satamazsanız, insanlar, eş, dost, anne, baba gelip yılda bir kere oyun izlerse o tiyatro yerleşik hale gelemez, profesyonelleşemez.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Konserler festivallere daha yoğun ilgi varken tiyatroya olan ilginin az olmasının sebeplerinden birinin reklâm yapılmamasına, kendini iyi tanıtmamasına bağlamak doğru mudur?</span></p>
<p>Elbette bu dediğiniz doğrudur. Birde işe diğer tarafından bakmak gerekiyor. Tiyatro net olarak 6–7 ay uygulayacağınız ya da bazen 8–9 aya çıkabilen bir etkinlik. Tiyatro sanıldığından da çok pahalı bir iştir. Ve dolayısıyla bir tiyatronun kendini geçindirebilmesi, ışığa, oyuncuya, broşürlere, sahneye para harcaması, devlet yardımı olmadığında daha maliyetli bir hal alır. 7 ay boyunca, her hafta, üç defa gazetede ilan verildiğini de düşünecek olursanız, bu yılda bir kere, on beş gün tekrar eden bir şeyin tanıtımını yapmaktan çok daha zordur. Maliyet anlamında söylüyorum. Çünkü periyodik olarak, üç gazetede ilanın çıkması, bilboardlarda afişlerin asılması gerekiyor. Bir oyunu bir kere tanıtamazsınız. Her hafta o tiyatroda, o saatte oynanması gereken bir şeydir. Dolayısıyla, tanıtım maliyeti çok yüksektir ve bu noktada sponsorluk geleneği olmayan bir ülkede yaşıyoruz,  yılda bir kere yapılıyor olsa on beş günlük bir tanıtım olsa sinema gibi, çünkü sinema gelir iki üç hafta vizyonda kalır ve gösterimden kalkar. Ama tiyatroyu yaymak zorundasınız. Popüler kültür öyle aldı başını gitti ki, gazetelerde bile kültür sanat haberlerine çok az yer veriliyor. Kaç tiyatro tanıtılıyor, bir iki, o da belki… Gazete, dergi ilgilenmiyor. Bizim sattığımız bilet parası bile, reklâmları karşılayacak boyutta değil. Devlet de işin içine girince, ilk etapta yönetmeye çalışıyorlar sizi, ölçüt oluşturuyorlar, ben şu oyunlara yardım ederim, şu oyunları sevmem tarzında. Devlet yardımı bizde acayipleşmiş durumda. Beklide asıl ihtiyaç duyulan şey şu; bizde ödenekli tiyatroların kendi bütçeleri dışında hangi ölçüyle veriliyor tanınmış olması ölçüsüyle saygıdeğer olması ölçüsüyle böyle devlet tiyatrosu olur mu? Böyle para dağıtılır mı? Sen bu yardımı niçin veriyorsun, ülkendeki tiyatro gelişsin diye. Bunun için yeni bir biçimde denemek ölçü olmayacak sadece, tanınmış olmak önemli.<br /><span style="font-weight:bold;"><br />Sizin ilk şehir tiyatrosuna başladığınız zamanki tiyatro izleyicisiyle şimdiki izleyici arasındaki farklılıklar neler?</span></p>
<p>O dönemdeki seyirci profilini tutan oyunların kuyrukları vardı. Bir Lüküs Hayat yok satıyordu elbette. Ama onun dışında çok değerli yönetmenler çok değerli oyunlar yaptı. Shakespeareler yapıldı gereken ilgiyi görmedi.  Lüküs hayata yer bulamıyorsun ama Shakspeare yarım salon oynuyor. Ben bu oyunları biliyorum. O zaman bu nasıl bir tercih neyi tercih ediyoruz. Buradaki halkçı politika başarıyı kelle sayarak ayıran politika hiç mi geriye dönüp bakılmayacak sanatın ölçüleri sadece seyirci sayısıyla mı sınırlı. Güzel günlerdi elbette tiyatro popüler ve gündemdeydi basın televizyonlar bizimle ilgileniyordu. Ama galiba orda da tiyatro sanatı adına oyunculuk ve reji sanatı adına es geçilen çok nokta vardı. Özellikle Gencay Gürün’ün ve yönetiminin sanatsal olarak ortaya koyduğu kıstaslar bugün kendi tiyatrosunda uyguladığı kıstaslardır. Ve ben Gencay Gürünün şu anda uyguladığı kıstasların, döneminin kıstaslarının, sanatsal kıstaslarının tiyatroyu bilen insanlar tarafından okunmasının, değerlendirilmesinin, buradan sonuçlarının çıkartılmasının gerektiğini düşünüyorum. Ama burada çok çok tehlikeli tiyatronun yumuşak bir karnı var. Bunu mu istiyoruz gerçekten yani bir dizi film gibi algılanması kapıların kırılması&#8230;<br />Bunun Sezen Aksu&#8217;nun şarkılarında olduğu gibi Shakspeare in oyunlarında olduğu gibi ön orta arka sıra ayrımı yok mu? Yani arabesk ve etnik müziğin arasında Sezen Aksu dolaşırken bir yandan popüler olup ta bir yandan da Türkiye’nin ciddi felsefe yapan insanlarında bir tanesi olmayı becerebilmişken, biz bir tanesini Sezen Aksu’nun hayatından çekip aldığımızda ne kadar yavanlaşır değil mi tıpkı Shakspeare’in oyunlarında olduğu gibi. En arka sıra entrikayı seyreder orta sıra şiiri seyreder en ön sıra da felsefeyi seyreder demiş güya bir rivayete göre. Shakspeare in oyunlarında onu yüzyıllar sonrasına taşıyabilecek bu üç unsurda vardır. Meraklısı için entrika, düşüneni için felsefe estetik hazzı için gelene şiir üçü birden vardır. Dolayısıyla bir tiyatronun da bu üç değil 33 tane ölçünün hepsine birden sahip olması gerekir. Sadece kelle sayarak yaratılmış bir başarı öyküsü bence hemen sorgulanması gereken bir başarı öyküsüdür. Popülizmden çok şey kaybediyor bu ülke. Popülerlikten değil popülizmden</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Engin Alkan ne tür oyunlar izliyor, ne tür oyunlarda oynamaktan keyif alıyor ve kimlerle aynı sahneyi paylaşmak ister?</span></p>
<p>Daha önce çalışmadığım, sahne üzerinde durmadığım herkesle bir oynama isteği, yani bir tanışalım beraber iş yapalım isteği var bende. Çok lezzetlidir yeni insanlarla tanışmak sahne üstünde, yönetirken ya da oynarken ortak bir şeyin içinde. Tabiî ki aralarında çok değer verdiğim oyuncular var ama bu soruya demagoji yapmadan şıklık yapmadan cevap veriyorum; beğendiğim, sahne üzerinde gördüğüm herkesle, tanışmadığım herkese ağzım sulanır. Beraber çalışsak ne yaparız diye merak ederim. Kolektif sanatlar, zor olmakla beraber insan sosyalliğine, insan ilişkilerine, başka yerde yaşayamayacak deneyim kazandırır. Dünyanın en büyük dostluklarından, daha büyük bir dostluktur, sahne üzerindeki bir amaç uğruna, bir yere gelen insan birlikteliği. Oyunlara gelince, bu kadar koşturmaca içinde genellikle, o yıl çok sözü edilen bir oyun varsa onları izlemeyi tercih ediyorum. Pek de fırsat bulamıyorum. Kabare yapan, barlarda tiyatro yapanları izlemeye, takip etmeye çalışıyorum. Tiyatro Kılçık’ın geçenlerde Kadıköy’de oyununu izledim. Orada hayat var, orada başka bir seyirciyle buluşma var, fakat çok el yordamıyla gidiliyor. Üstüne de çok düşünüyorum, insanların muazzam gece hayatını, içkilerini içerken, sigaralarını içerken, bir yandan da oyun seyretmelerini önemli bir çıkış noktası olarak görüp ciddiye alıyorum. Fakat estetik olarak, düşünsel olarak çok beslenmesi gerekiyor. Orda başka bir uzlaşma noktası var. Orda bir iki saatlik zaman içinde tiyatro solunuyor. Ne TV ye benziyor ne skeçlere benziyor acayip bir şey, burada bir yaşantı var, burada canlı bir nokta var, biraz daha üstüne gitmek gerekir belki. Bence ciddiye alınması gereken bir şey, çünkü yeni bir heyecan. Her gittiğimiz oyun çok farklı, tamamen interaktif ama burada milyarlık dekorlar, Nobel kazanmış yazarlar yok, sadece oyuncular var, sadece seyirci var. Çok ilgimi çekiyor. Ama bu işin korkutan tarafları da var. İnsanları sıkmadan 1–2 saatini geçirmek, zor bir iş sonuçta. Bu hengâmede kendi işinizi seyrettirmek başlı başına bir iş. Seyirci normal tiyatro sahnelerinde göstereceği saygıyı göstermeyebilir, siz orda bir şeyler yaparken.</p>
<p><span style="font-weight:bold;">Bu keyifli söyleşi için Engin Alkan’a bir kez daha teşekkür ederiz…</span></p>
<p>Yasemin Aktaş<br />yasemin@tiyatrodunyasi.com<br />Fotoğraflar : Sevcan Demirer</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/roportaj-tiyatro-dunyasi-portali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
