<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>PROVA NOTLARI &#187; Keşanlı Ali Destanı</title>
	<atom:link href="http://www.enginalkan.com/weblog/category/tiyatro-calismalari/kesanli-ali-destani/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.enginalkan.com/weblog</link>
	<description>Engin Alkan Blog Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jun 2010 11:45:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Troia&#8217;yı ve Ödülleri Beklerken/ Vecdi sayar</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 16:54:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
Toplumsal gerilimin giderek tırmandığı bir ortamda, sanat bir kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor; konser salonlarında, tiyatrolarda, sinema salonlarında hayata inancımızı tazeliyoruz. Ankara&#8217;da M&#252;zik Festivali, İstanbul&#8217;da Film Festivali başlıyor bug&#252;n. Hafta i&#231;inde de, g&#246;rkemli bir g&#246;steri İstanbullulara merhaba diyecek: Mustafa Erdoğan &#8216;ın yıllardır hazırlandığı &#34; Troia &#34; ya da &#8216; 3000 yıllık mistik bir d&#252;ş&#252;n yeniden hayat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img width="82" height="97" align="right" alt="" src="http://www.enginalkan.com/weblog/wp-content/uploads/vecdisayar_01(1).jpg" />Toplumsal gerilimin giderek tırmandığı bir ortamda, sanat bir kurtarıcı gibi imdadımıza yetişiyor; konser salonlarında, tiyatrolarda, sinema salonlarında hayata inancımızı tazeliyoruz. Ankara&#8217;da M&uuml;zik Festivali, İstanbul&#8217;da Film Festivali başlıyor bug&uuml;n. Hafta i&ccedil;inde de, g&ouml;rkemli bir g&ouml;steri İstanbullulara merhaba diyecek: Mustafa Erdoğan &#8216;ın yıllardır hazırlandığı &quot; Troia &quot; ya da &#8216; 3000 yıllık mistik bir d&uuml;ş&uuml;n yeniden hayat bulması &#8216;&#8230; <br />
Mustafa Erdoğan, bu g&ouml;steri ile &quot; Anadolu Ateşi &quot;ni aşan bir başarıya imza atıyor. Bu kez yalnızca koreograf olarak değil, yazar ve y&ouml;netmen olarak da &ouml;vg&uuml;y&uuml; hak ediyor Erdoğan. Dans&ccedil;ılar, tek kelime ile m&uuml;kemmel. Beh&ccedil;et Malikler &#8216;in dekor tasarımı ve Serdar Başbuğ &#8216;un kost&uuml;m tasarımı da, yapıtın estetik b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;ne ciddi katkı sağlıyor. &quot; Troia &quot;yı izlemek i&ccedil;in T&uuml;rkiye&#8217;nin d&ouml;rt bir yanındaki sanatseverlerin İstanbul&#8217;a gelmeleri gerekecek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, turne yapması neredeyse olanaksız bir prod&uuml;ksiyon bu. Hi&ccedil; kuşkusuz, yıllarca sahnede kalacak ve 2010 yılında Avrupa K&uuml;lt&uuml;r Başkenti İstanbul&#8217;u ziyaret edecek yabancılara en g&uuml;zel armağanlardan biri olacak. <br />
Yerelden evrensele k&ouml;pr&uuml;ler kuran sanat &uuml;r&uuml;nlerinin, &uuml;lkemizi d&uuml;nyaya tanıtan en etkili ara&ccedil; olduğunu s&ouml;yler dururuz. &quot; Troia &quot; gibi, bu coğrafyanın tarihini ve zengin k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; yansıtan g&ouml;rkemli bir prod&uuml;ksiyon bu bağlamda &ouml;nemli bir işlev &uuml;stleniyor. Uluslararası platformlarda başarı kazanan yazarlarımızın, y&ouml;netmenlerimizin, m&uuml;zisyenlerimizin yanında artık koreograflarımızın da yer alacağını şimdiden s&ouml;yleyebiliriz. <br />
Son zamanlarda b&uuml;y&uuml;k bir keyifle izlediğim bir başka yapıt, koreografisini Beyhan Murphy &#8216;nin yaptığı &quot;H&uuml;sn &uuml; Aşk&#8217;a Dair&quot; , kendi k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;zden kaynaklanan, evrensel sanatın olanaklarından ustaca yararlanan bir bale. Tıpkı, Selman Ada &#8216;nın &quot; Ali Baba ve 40 Haramiler &quot; operası gibi. Bu iki yapıtı sahneleyen İstanbul Devlet Opera ve Balesi&#8217;ni ve sanat&ccedil;ılarını kutluyorum. <br />
****<br />
<b> Keyifle, gururla izlediğim sahne yapıtlarından biri de, İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları&#8217;nın sahnelediği, ulusal tiyatromuzun başyapıtlarından Haldun Taner &#8216;in &quot; Keşanlı Ali Destanı &quot;. İki yıldır kapalı gişe devam eden bu m&uuml;zikali nihayet ge&ccedil;en hafta sonu, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi&#8217;ndeki son oyunda izleyebildim. En g&uuml;zel anılarını bu sahnede yaşamış oyuncular g&ouml;zyaşları i&ccedil;inde tiyatrolarına veda ediyorlardı. Bir yıl sonra, aynı yerde, daha donanımlı bir salonda yeniden başlamak umudunu koruyarak. Hikmet K&ouml;rm&uuml;k&ccedil;&uuml; , Engin Alkan , Meri&ccedil; Benlioğlu , M&uuml;nir Kutluğ , Rozet Hubeş , Serdar Or&ccedil;in gibi isimlerin &ouml;ne &ccedil;ıktığı kadroyu Y&uuml;cel Erten coşkulu ve doğru bir yorumla y&ouml;netmişti. </b>Şehir Tiyatroları, &quot; &Ouml;l&uuml;ms&uuml;z &Ouml;yk&uuml; &quot;, &quot; Bayazıt &quot;, &quot; Titanik Orkestrası &quot;, &quot; Saygılı Yosma &quot; gibi g&uuml;zel oyunlar i&ccedil;eren repertuvarına bir yenisini ekledi ge&ccedil;en hafta: &quot; Tekrar &Ccedil;al Sam &quot;. Ragıp Yavuz &#8216;un rejisi ve Sevtap &Ccedil;apan , Arda Aydın , Sezai Aydın , Sevin&ccedil; Erbulak gibi usta oyuncuların performansları ile Woody Allen &#8216;in esprisini yakalayan keyifli bir seyirlik. <br />
****<br />
Tiyatro d&uuml;nyamız, bu ay i&ccedil;inde sonu&ccedil;lanacak iki &ouml;nemli &ouml;d&uuml;l&uuml;n &#8211; Sadri Alışık ve Afife &Ouml;d&uuml;lleri- aday listelerinin a&ccedil;ı<b>klanması ile &ccedil;alkalandı ge&ccedil;en g&uuml;nlerde. Listelerde, hemfikir olduğumuz pek &ccedil;ok isim ve yapıt yer alıyor, ama ciddi eksikler de var sanki. Ge&ccedil;en yıl &quot; Keşanlı&quot;daki &ccedil;alışması &ouml;d&uuml;llendirilmeyen Y&uuml;cel Erten&#8217;in yazgısı bu yıl da değişmiyor. Ne Erten&#8217;in, ne de bu mevsim İstanbul Devlet Tiyatroları&#8217;nda sahnelediği, &Ccedil;ek yazar Oldrich Danek &#8216;in &quot; Savaş İkinci Perdede &Ccedil;ıkacak &quot;ın adı aday listelerinde yer alıyor. ( Lyons &Ouml;d&uuml;lleri&#8217;nde En İyi Yapım se&ccedil;ilmesini saymazsak ). Oysa, hi&ccedil; kuşkusuz bu mevsimin en iyi oyunlarından biri. </b>Hakan Meri&ccedil;liler, Alpay İzbırak , Şenay G&uuml;rler gibi usta oyuncuların, &Ccedil;iğdem Erken gibi başarılı bir bestecinin katkıları Erten&#8217;in g&uuml;&ccedil;l&uuml; yorumunu destekliyor ( M&uuml;zik dalındaki adaylar arasında &Ccedil;iğdem Erken&#8217;in adının yer almaması, listelerin bir başka eksiği bence ). <br />
Afife ve Sadri Alışık &Ouml;d&uuml;lleri aday listelerinde, &#8216;En İyi Yapım&#8217; dalında İBŞT&#8217;nin &quot;Bayazıt&quot; ( y&ouml;n: Başar Sabuncu ), Tiyatro Pera&#8217;nın &quot;Venedik Taciri&quot; ( y&ouml;n: Nesrin Kazankaya ) ve Dostlar Tiyatrosu&#8217;nun &quot; Sivas&#8217;93 &quot; ( y&ouml;n: Genco Erkal ); &#8216; En İyi Y&ouml;netmen &#8216; dalında Mehmet Ergen ( &quot;Şeylerin Şekli&quot; &#8211; Akbank Yeni Kuşak Tiyatro ), Arif Akkaya ( &quot;Bana Bir Picasso Gerek&quot; &#8211; Duru Tiyatro ) ve oyunculuk dallarındaki t&uuml;m adaylara katılmamak elde değil ( iki &ouml;d&uuml;l&uuml;n aday listeleri birbirini tamamlıyor sanki ); gene de bazı isimleri g&ouml;zlerimizin aradığını s&ouml;ylemeliyim. &quot; 39 Basamak &quot;ın y&ouml;netmeni Mehmet Birkiye , &quot; Dalga &quot;nın y&ouml;netmeni Şakir G&uuml;rzumar , &quot; Ben Anadolu &quot;nun unutulmaz Yıldız Kenter &#8216;i ilk aklıma gelenler&#8230; İki &Ouml;d&uuml;l j&uuml;risinin de, En İyi Yapım ve Y&ouml;netmen dallarında aday g&ouml;sterdiği Tiyatro Dot&#8217;un &quot; K&uuml;rk&uuml; Merk&uuml;r &quot;&uuml;n&uuml; ( y&ouml;n: Murat Daltaban ) hen&uuml;z izleyemedim ne yazık ki&#8230; <br />
Son olarak, K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın &ouml;zel tiyatro desteklerinin nihayet hayata ge&ccedil;irilmiş olmasından ve listede Semaver Kumpanya, Tiyatro Oyunevi, Tiyatro Pera, Duru Tiyatro gibi eski yılların &#8216;cezalı&#8217; tiyatrolarının yer almasından duyduğum mutluluğu belirtmek isterim.</p>
<p><b>VECDİ SAYAR</b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/troiayi-ve-odulleri-beklerken-vecdi-sayar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanıt: Eleştirinin Ölçütü</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/yanit-elestirinin-olcutu.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/yanit-elestirinin-olcutu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2006 01:04:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/yanit-elestirinin-olcutu.html</guid>
		<description><![CDATA[ 
Keşanlı Ali Destanı’ nı oynamak daha yeni  gündeme geldiğinde Türkiye’deki kemikleşmiş tiyatro simsarlarının yapıt hakkında nasıl tavır alacaklarını, ne yaparsak yapalım,  kimilerinin geçmişlerini ve aidiyetlerini kutsarcasına nostaljinin sıcak kollarında “ah nerde o  eski Keşanlı” terennümüyle  pek de ihtiyaç duydukları hemfikir olma, dayanışma ilüzyonlarını akılcılaştırıp, satır aralarına serpiştireceklerini tahmin ediyor, bekliyordum.
 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Keşanlı Ali Destanı’ nı oynamak daha yeni  gündeme geldiğinde Türkiye’deki kemikleşmiş tiyatro simsarlarının yapıt hakkında nasıl tavır alacaklarını, ne yaparsak yapalım,  kimilerinin geçmişlerini ve aidiyetlerini kutsarcasına nostaljinin sıcak kollarında “ah nerde o  eski Keşanlı” terennümüyle  pek de ihtiyaç duydukları hemfikir olma, dayanışma ilüzyonlarını akılcılaştırıp, satır aralarına serpiştireceklerini tahmin ediyor, bekliyordum.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Bazı çevreler için (ben bu çevreye kestirmeden, tiyatro sosyetesi diyorum) bu ülkede yaptığınız iyi şeylere yandaş bulmanızın konulmuş kuralları, koşulları, anayasası var. Kendini kuşaktan kuşağa devam ettiren, içeriğini cehalet, kendini önemsetme, kibir, kalem tutma ve salonlarda VIP  istihdam edilme marifetinin oluşturduğu bu organizmanın (ya da organizasyonun) yasaları yazılı çizili değil kuşkusuz, kolay kolay dile de getirilemez, gücünü saçmalamanın karşısındaki kendini savunmanın mahcubiyetinden alır çoğunlukla. Nedir bu yasalar; </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">1: Benden yana olacaksın: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Sanat düşüncen benden farklı olabilir ama nihayetinde benim iktidar alanlarımı onadığın sürece karşılıklı saygı oyunumuzu sürdürebiliriz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">2: Aynı sınıfa dahil olacaksın: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Benzer kolejlere gitmişsek, ailelerimiz birbirini bizden de önce tanıyorsa, Brooklyn’de ya da Soho’ da yediğimiz içtiğimiz lokantaları birbirimize sokak sokak tarif edebiliyorsak,yurt dışında seyredip reji konseptlerini arakladığını bildiğim oyunlarını bile görmezden gelebilirim ne de olsa dünyaları dangul dungul bu kakafonik serfler arenasında bir ahenge doğmuş sayılı kişilerdeniz, birbirimizi korumalıyız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">3:Yeterince yaşlanmış olacaksın: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Hayatı hangi hızla ne biçimde, hangi kalitede yaşadığının bir önemi yok, yeterince yaşlandıysan ömrünün son kalan birkaç zaman diliminde zaten  bana karşı dursan da zarar veremezsin, hem seni yıllar sonra hatırlayıp taltif etmemiz, bu kadirşinaslıktan ötürü senden çok bizi yüceltecektir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">4: Epey genç olacaksın: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Eğer bu çevrelere yeni düşmüşsen, tekamülümün potansiyel adayısın demektir. Seni küçültüp, indirgeyerek tali bir kulvarda değerlendireceğim, şimdilik. Umut vadeden gençliğin ölçüleriyle  seni övüp ödüllendirmemde bir sakınca yok, ola ki dümen suyuma girmezsen anında pamuktan ipliklerini kesiveririm. </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></b></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">5: Benim keşfim olacaksın: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Hep aynı isimlere pirim vermemiz zaman zaman diğerlerini olduğu kadar bizi de sıkar, kaldı ki klavuz çizgisinin hep belirli insanları hedeflemesi iktidar dengeleri açısından tehlike arzeder, öyle ya, erk kısıtlı bir çevrede ama yaygın dağıtılmalı, bir yoldan çıkma durumunda kayıplar ölçülü olmalıdır. Bundan ötürü arada bir günün yükselen değerleri neyi icap ettiriyorsa hiç beklenmedik bir isim üzerine yoğunlaşılmalı, keşfedilip dikkatler üzerine çekilmeli,  ağız birliği edilerek desteklenmeli, yapıtlarının altı bilgi, deneyim ve hayranlık ifadeleriyle doldurulmalıdır. Buradaki ölçü keşfedilen eski ya da yeni yeteneğin isminin çapının onun destekleyenlerin isminin çapından büyük olmaması ve hayranlığın resmin çizerine değil küratörüne yönelmesinin gizli kodlarını içermesi olmalıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">6: Ayağının tozuyla Avrupa’dan gelmiş olacaksın. </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Neyi ne kadar bildiğin ya da neye sahip olduğunun önemi yok, yurtdışında okumuşsun. Nerede ne kadar çalıştığının  da önemi yok, orada yaşarken dönüp anayurdunda iş yapmaya koyulmuşsun. Sanatı bana senden daha iyi tarif edecek bulunur mu? Bu mağribi ülkesinde senden iyi mal mı bulunur? Ettiğini keramet saymazsam kendi duruşuma, fildişi yalnızlığıma, tüm entelektüel dokularıma ihanet etmiş olurum. Gel ne olursan ol yine de gel.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">7: Reytingin olacak: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Sosyetemiz bir süredir, televizyonla taçlanan popülerliğin, aktüelliğin gücünün farkında. Eğer reytingin varsa seni ödül törenlerinin, katkıda bulunduğun eserlerin, dergilerdeki tam sayfa röpörtajların vb. nin baş kişisi yapabilirim. Sana yönelen kameralardan ben de nasibimi alıyorsam kime ne?</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></b></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">8: Çekici olacaksın: </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Yukarıdaki ölçülerin hiçbirine uymuyorsan senin için joker olarak kullanabileceğim bir madde bu. Güzel ve yakışıklıysan sanatın ölçülerini senin için sonuna kadar esnetebilirim. Yalnız çekici olmaktaki ölçüleri iyi anlamalısın; bu çekicilik orta yaş kadınlarının ve erkeklerinin alımlayacağı türden olmalı, yani  genç bir kızsan ağabeylerinin lolita düşlerini karşılayabilecek saflık, dişilik ve silik bir haleti ruhiye içinde olmalı, indirgendiğin yerde akıllı laflar edip entellektüel ablalarının(!)  rekabet içgüdülerini azdırmamalısın. Genç bir erkeksen çekiciliğini ablaların ve ağabeylerin için oidipal karmaşanın izdüşümünde yapılandırmalısın. Yani ablaların için koruma-sevişme-ambivalans üçgeninde bir nevi James Dean figürü, ağabeylerin için kendileriyle özdeşleşim kurgulayabilecekleri ve her an iğdiş edebilecekleri görece bir androjen kimliği giyinmelisin.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Gençlik artık uzağında bir erkeksen hemcinslerinden sana fayda yok, orta ve geçkin yaşlı hanımların gizil saçından sürünme düşleri için  maskülenliğe olabildiğince yüklenmeli, ses tonunu, jestlerini Dördüncü Murat’ ın gürzünü kaldırabilecek imgeye ulaştırmalı bu arada bir salon erkeği olmanın, protokol bilmenin tezat bilgeliğini de maarif olmalısın.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">9:Kişisel nedenler:  </span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Aramızdan nüfuslu olanlarla girilen ilişkiler, yakıni olma durumu, platonik hayranlıklar, aynı yayın organınlarına, aynı kurumlara ya da ekonomik tabanlı birlikteliklere, aynı sosyal derneklere üye olma durumu, günün şartlarına göre avantajlar sağlamakla beraber, günün ne getireceği önceden bilinemediğinden sanatçıların yukarıdaki maddelerden birine uyum sağlayıp kariyerlerini uzun vadede teminat altına almaları evladır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Yukarıdaki maddelere eğlenerek başladığımı ama yazdıkça içimin acıdığını itiraf etmeliyim, bu maddelerin eksiği vardır belki ama fazlası yok, yirmi küsur yıldır çıktığım sahnenin çevresi ne acı ki bunlarla çevrili. Böyle olmayanlar da var, gerçek sanat dostları, gerçek aydınlar&#8230; Ama ne kadar azlar. İster ciddiye alın, ister almayın, ister görmezden gelin, isterküçümseyip işinize bakın, çevrenizde konuşlanan insan malzemesinin etkili çoğunluğunun iskeleti böyle. Bunların sizi ya da yaptığınız işin niteliğini belirlemeye güçleri yetmiyor elbette, ama hep derler ya tiyatro su üstüne yazı yazmak, performanslarımız, alın terimiz, eğrimiz doğrumuz siliniyor, yazı kalıyor sadece. “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” ya,  yapıtlarımızı sorumsuzca kalem sallayan cahil cüheylanın, art niyetli bezirganların cümlelerine teslim etmek, büyük haksızlık. Bana yöneltilen eleştirilere cevap verme tenezzülüm bu yüzden.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Her şeyden önce, Keşanlı Ali Destanı iyi kotarılmış bir oyundur. Burada her gece dakikalarca bizi bravolar ıslıklarla alkışlayan seyircinin beğenisini ölçü olarak önüme koyup, sıraları dolduran kalabalığın sayısını baz alıp beğenime kanıt teşkil ettirmeyeceğim elbette. Söylediğim büyük bir ölçü ve tiyatro seyirci için yapılır ama bir oyunun başarısını sanatın ve estetiğin göstergelerinden soyut ele almak, bizi popülist bir algının eteklerine yapıştırır ki oyunumuzun yada yorumumun buradan desteklenmeye ihtiyacı yoktur. </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Eleştirilerde yanıtları dilimde olan ama yönetmenin alanına giren pek çok unsura değinmeyeceğim. Umarım Yücel Erten bunu kendi yapacaktır, yapması gerekir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Hiçbir yapıt mükemmel değildir, insan eliyle yaratılmış her şey gibi, mutlaka ki Keşanlı Ali Destanı’nda atlanmış, sunumu kıvamında olmayan ya da her sanat yapıtında olabileceği gibi seyirciye değmeyen, dokunmayan unsurlar bulunabilir. Ne var ki üç saati aşkın bir gösteride, dansçılardan birinin giydiği çorabı beğenmemek, art niyettir. Ya da “nerede Keşanlı’nın morgol gömleği” diye sormak, üstelik morgol (Mongol) gömlek üzerimdeyken. Kaşta bıçak yaram, yüzde Halep çıbanım yoktu, hafif Şehla da bakmıyordum. Şarkıda bunlar da söyleniyor, yoksa seyircimizi de Sinekli’nin inandığı gibi Ali’nin bir yarı-tanrı kahraman olduğuna inandırmamız mı gerekiyordu? </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><i><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">“Kalçasını geri atarak Zilha’yı kandırma çabasına girmesi, Keşanlı karakterine hiç mi hiç yakışmıyor.” </span></i></p>
<p class="MsoNormal" style="">
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Demiş Üstün Akmen. Söylesenize “karaktere yakışmak” ne demek? Üstün Akmen’in kafasındaki  Ali benim yarattığım Ali’ den farklı olabilir, kafasındakine yakışmayabilir elbette, ama bir eleştirmenin kendi kafasındaki imgeyi oyuncuya ve dahi seyirciye dayatabilmeye hakkı var mıdır?  Bir yapıt böyle mi değerlendirilir?  Benim kalçamla özellikle vurguladığım bir şey de yok ayrıca, Ali’nin destanı sürdürme gayreti içinde, üzerinde ruhuna eğreti duracak sakil  kabadayı-maço erkek jestlerini zaman zaman yineletiyorum. Çünkü o oyunun finalinde kondularını yanmaktan korumak için gerçekten kahraman olmayı seçer, ölüme gider. O an dışındaki bütün kabarmaları gülünç ve dolayısıyla acıklıdır. Eğleniyorum Ali’ nin bu durumuyla. Aslında hepimizin durumuyla,  hepimizin içine doğduğu “erkek” olma durumuyla. Bu jest sırasında kalçası geriye gitmişmiş,e, gider gider.  Benim Ali’nin çocukluğunda geçirdiği kalça çıkığı dışında, kalçasıyla bir sorunu yok, benim de yok vallahi ne fiziksel, ne imgesel olarak&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Her şeyden önce bir eleştirmenin nesnel olduğunun en önemli ölçütü yapıtın metniyle kurduğu analitik ilişkidir, Sayın Akmen tırnak işaretleri içinde H.Taner’in yazmadığı replikler yumurtluyor;  </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><i><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></i></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">&#8220;Bu toplumda sessiz, sakin, efendi olursan her zaman dayak yer, ezilirsin. Ama terbiyesiz, güçlü, zalim, ne dediğini bilmeyen biri olursan, o zaman saygı görürsün&#8221;.</span></em><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Oyunun neresinde geçiyor bu replikler?  Eleştiri sorumluluk işidir ve eleştirilen kişi eleştirenin hiç olmazsa oyunu okumasını bekler.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Zeynep Aksoy’un Birgün gazetesinde çıkan şu eleştirisine bakın:  </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">                                                                                                                                      </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><i><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">“…Cinayet işlediği varsayılarak girdiği hapisten afla çıkan mahalle kabadayısı Keşanlı Ali&#8217;nin dönmesi ve muhtarlığa adaylığını koymasıyla yaşananlara odaklanan ve 1950&#8242;li yıllar göç furyası Türkiyesi&#8217;nin köyden kente göçmüş küçük insanlarının bir panoramasını sunmayı hedefleyen müzikli oyun, öncelikle geleneksel Türk ortaoyunundan ödünç alınıp üzerlerinde oynanmış klişe karakterleri, diyalogdan çok uzun monologları, düetler, triolar veya quartetler yerine tek kişilik şarkıları ve tek sesli koroları, ortalamanın altında müziği (Yalçın Tura), bayat esprileri, bir çoğu oyunun aksiyonunda çok da gerekli olmayan kalabalık kadrosu, vermeye çalıştığı dersi insanın gözüne sokarak seyirciyi biraz aptal yerine koyan didaktik duruşuyla ne iyi bir oyun sayılabilir, ne de iyi bir müzikal. Üstelik yazıldığı dönemle (çok partili sisteme geçiş, henüz yeni göç olgusuyla farklı bölgelerin köylülerinin aynı gecekondu mahallesinde yaşayabilmeleri) çok özdeşleştiğinden günümüz için biraz da demode…”</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Türk tiyatrosunda klasik olarak kabul görmüş bir oyun metnine bu yapılır mı? Sayın Zeynep Aksoy düşüncelerini bir tez haline getirebilir ve biz de ilgiyle okuruz ama bu ne ucuz karalama.Yılların örsüne dayanıp üzerine yazıla çizile  bu güne gelmiş, okullarda ders olarak okutulan bir metin ve yazarı saygıyı hak etmiyorsa varın siz ne beklersiniz bir eleştirmenin kimliğinden. </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Saygı demişken; Sayın Seçkin Selvi  de eleştirmiş oyunumuzu.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Geçtiğimiz sezon Danton’un Ölümü galasının perde arasında Sayın Selvi’nin “ben almiim alana da mani olmiyiim” cümlesiyle başlayan, yapımı küçük düşürücü minik şovunu, olaya tanıklık eden dostlarımız bize aktarmışlardı. Sayın Selvi eleştirmenlik görevini sigara arasında layıkıyla yerine getirmiş olduğunu düşünmüş olacak ki perde arasında oyunu terk etmiş, neyseki yarısını seyrettiği oyun için eleştiri kaleme almamıştı. Velev ki oyun bir fecaatti, biz oyuncular bize saygı gösterilmemesine alışığız ama 100. yılına yaklaşan bir kurumun bir yapımı ve dahi 70 küsur yaşına gelmiş dünyaca tanınan  yönetmeni, işi tiyatro izlemek olan eleştirmenlerden biraz saygı görmeyi hak etmiyor muydu? Neyse bu ayrı bir konu.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Sayın Selvi’nin Keşanlı ali Destanı’ nı seyrettiği sırada Yücel Erten de salondaydı ve ikinci perdeye kalmadığını söyledi. Şaşırdık. Yapmadığı şey değildi, olabilirdi. Ama eleştiri yazısı çıkınca bunun mümkün olamayacağına inandım, yarısını seyrettiği oyun hakkında yazı yazmak aklımın alabileceği şey olmadığından, Yücel Erten’in yanılmış olduğuna inanıyor ve buradan cevap veriyorum;</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><i><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> “… Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nun Keşanlı’ sı ve Şehir Tiyatrosundaki ilk sahnelenişi olmak üzere oyunun 42 yıl içindeki çeşitli profesyonel ve amatör gösterimlerini izlemiş bir seyirci olarak, bu yeni versiyonu çok doyurucu bulmadım…”</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Demiş Seçkin Selvi, O yaşta bir eleştirmenden daha azını beklemek zaten imkansız ama illaki 42 yılın altını çizmiş. Belki de bütün salonun ayakta alkışladığı bir yapımı “doyurucu” bulmadığı için küçük bir vicdani rahatsızlık yaşamıştır. Ama ne gam, madem kendinden ve düşüncelerinden emin…</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><i><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">“… ‘ Keşanlı Ali’, Anadolu Ateşi, Sultans of the Dance gibi tanıtım amaçlı, turistik bir yapım değil bir oyun olduğu için halk danslarına gerek­siz ağırlıkta yer verilmesini yadırgadım…” </span></i></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><em><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia; font-style: normal;">Öncelikle Anadolu Ateşi ve Sultans of the Dance  aynı oyundur, hukuki gerekçeyle isim değiştirmiştir, söyleyeceği söze birden fazla nesnel örnek bulabilmek için okuyucuyu yanıltmamalı. Kaldı ki bir tiyatro eleştirmeni olarak bu yapımın “tanıtım amaçlı, turistik” bir yapım olduğu hakkında bir yargıya nereden vardığını, bilmek isterdik. Oyunumuza gelince halk dansları oyunda sadece “Büyük Şenlik ve Dans” kısmında kullanılıyor, Sayın Yalçın Tura’ nın şenlik atmosferini sağlayabilmek için neredeyse Türkiye’deki tüm etnik yörelerin müziğini kullanarak yaptığı kolajı ve hetorojen yapıyı ifade edebilmek için Sururi/Cezzar  yapımından, Şehir Tiyatroları’ndaki ilk versiyonuna ve bizim oyunumuza bu yapı tekrar edilmiştir ve fazlası yoktur. O zaman “turistik” itirazını diğer yapımlar için hatta belki oyun metni için  de kullanmalı.</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><i><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">“…Keşanlı Ali’nin Trakya ağzıyla, üstelik abartılı bir taklit biçimsizliğinde konuşma­sına ne gerek vardı? Seyirciye bir bakıma sevimli gelmesi gereken Ali, Engin Al­kan’ın yorumunda, yalnızca şive açısından değil, hareketleriyle de komiklik yapmak adına gülünç oluyor…”</span></i></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Öncelikle komiklik olsun diye şiveyle konuşmak bir önyargıdır. Benim oyunun herhangi bir yerinde,oyunun replikleri dışında, şivelerin konuşmayı gülünçleştiren trüklerini kullandığımı iddia edeceklerse o başka, ama  öyleyse elbette kanıtlamasını isterim. Ya da Keşanlı Ali’ nin  niye sadece Ali değil de Keşanlı Ali olarak yazıldığını yazar açısından bir düşünmesini öneririm. Yazar Altındağ’ın Kürt Cemali’sinden  yola çıkarak bir oyun yazıyor ancak kendi özgün kurgusunun farkını iyice ortaya koyabilmek için karakteri “Keşanlı” olarak Kürtlük meselelerinden ve Cemali’ den iyice uzaklaştırmayı düşünüyor olabilir mi? Eğerbu ihtimal  dahilindeyse “Keşanlı” olarak betimlenmiş bir karakterin “Keşan ağzı”yla konuşması, komiklik değil, yazarın metnine hizmet eden bir unsurdur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Yok yazar, tıpkı ortaoyunu tiplemelerinde olduğu gibi tiplemelerin lakaplarla belirtilmesi gibi bir yol seçtiyse ( Çakal Rüstem, Teke Kazım, İzmarit Nuri, Beşvakit Niyazi vb. gibi) Sayın Taner’in yerel motiflerle üsluplaştırmaya çalıştığı epik biçemi açısından Ali’nin bir tipleme olarak  Keşanlı (Trakyalı) olduğunun vurgulanması gerekmez mi? </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Yani her iki durumda da Keşanlı Ali’nin Keşan ağzıyla konuşmasına &#8216;ne gerek vardı&#8217;  sorusu  ne kadar gereksiz bir soru oluyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">“abartılı bir taklit biçimsizliği” diyor Sayın Selvi,  taklit biçimi demeye dili varmamış, “taklit biçimsizliği”…   okuyucu iyi bir şey söylediğini sanıp yanlış anlamasın diye herhalde. Ben sahnede konuştuğum yerel ağzı bağırsaktan atmadım Sayın Selvi, oturup çalıştım, ama siz öyle yapıyorsunuz. Keşan ağzının nasıl konuşulduğu hakkında fikriniz varsa tartışalım, Keşanlı değilim, kulağıma sonradan doldurdum ve  öğreneceğim her püf noktası ömür boyu işime yarar. Fakat nedir sizi bu kadar rahatsız eden? Ali’ nin sevimli gelmesi gerek diyorsunuz, emin misiniz? Soruyorum, beğeninize bir ölçüt oluşturması için hangisinin sevimli gelmesi gerek Ali’nin mi, Engin Alkan’ın mı? </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Yıl 1930… 76 yıl önce…  Buyurun okuyun Muhsin Ertuğrul’un derdini.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="">
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">UZMANLIK İŞİ</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">1-</span><span style="font-size: 7pt;">       </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Deri, mezbahadan çıkar, fakat kundura orada yapılmaz; kumaş fabrikada dokunur, fakat elbise orada dikilmez; orman mütehassısı ağacı yetiştirir fakat mobilya yapmaz; maden işçisi gümüşü topraktan çıkarır fakat savaşçılıktan anlamaz, balıkçı levreği tutar fakat mayonezi beceremez, hele her kalem tutan her yazı yazan tiyatrodan, oyundan hiç anlamaz. Bu bir uzmanlık işidir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">2-</span><span style="font-size: 7pt;">      </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Bu bir meslektir, bu bir sanat işidir, bu güzel sanatlar içinde en güçlü dallardan biridir, derin inceleme ister. Tiyatroya, başlı başına bir hayat verilse bile, ciltlerle kitap okunsa bile, diyar diyar tiyatrolar gezilse bile, gene ucu bucağı bulunmayan bir sanat koludur. Böyleyken, hiçbir meslekte dikiş tutturamayanlar, bir takım sütun karalamacıları, bu alanı boş bulmuşlar, çalakalem yürüyorlar. Onlara artık höst demek lazım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Höst… diyorum. Artık o çomaksız oynadığınız alanın etrafını bilimin, sanatın dikenli telleriyle ördük, artık içeriye başı boş girmek yasak. Yalnız sanat bilgisi bilgimizden, sanat görgüsü görgümüzden, sanat sevgisi sevgimizden fazla olanlara kapımız ve kalbimiz ardına kadar açık!</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">3-</span><span style="font-size: 7pt;">      </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Fakat sakın araya eskisi gibi türediler girmeye kalkmasın. Burası yirmi yılımızı yıprattığımız, her türlü yokluk içinde göz nurumuzu, alın terimizi döktüğümüz, ömrümüzü törpülediğimiz bir alandır, burada asalakların, yaygaracıların yeri yok! Tiyatromuzun sahnesi sanatçıların, salonu halkındır, ikisi arasındaki bezirganların, yazı komisyoncularının, ipini pazara çıkaracağız!</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">4-</span><span style="font-size: 7pt;">      </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Sanat dostu olmak bir meziyettir ve biz, bize seslenirken sanat düşüncesinden başka kaygısı olmayanlara taparız. Onların en acı uyarılarını iyiliğimizi isteyen bir koruyucunun candan öğütleri gibi derhal yerine getirmeye çalışırız, çünkü sanatın ilerlemesi bizim ilerlememiz, memleket kültürünün adımı demektir. Biz, kendilerini, kanatlarını yakmaya mahkum eden pervaneler gibi, hayatımızı seve seve, sanat sevgisi için sahnenin ateşi, sahnenin alevi üstüne kurban vermiş kimseleriz. Sanatla sahnenin yükselmesi, herkesten önce bizim isteğimizdir ve biz bunun gerçekleşmesi için yapabildiğimiz kadarını yapıyoruz. Yazılarının arkasında gizli düşünce taşımadan bize yardım etmek isteyenlere bilgisiyle, görgüsüyle yardıma gelenlere teşekkür eder, ölünceye kadar minnetlerini taşırız.</span></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">5-</span><span style="font-size: 7pt;">      </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;">Fakat dillerinde yalan, yüzlerinde maske, arkalarında kişisel çıkar, kasasında maymuncuğu ile kapımıza yaklaşmak isteyenlerin vay haline! Öylelerin bileklerinden kıskıvrak yakalamak, dillerindeki yalanı, yüzlerindeki maskeyi, ellerindeki her kapıya uydurmak istedikleri anahtarı teşhir etmek borcumuz. Bunu bize kutsal kitabımız olan, sanat sevgisi buyuruyor ve biz bunu yapmaya and içtik. Veyl sahte bilgiçlere, sanat türedilerine!</span></p>
<p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left: 212.4pt; text-indent: 35.4pt;"><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"><span style="font-weight: bold;"><br />MUHSİN ERTUĞRUL</span><o:p></p>
<p></o:p><span style="font-weight: bold;">Darülbedayi Dergisi,</span></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Georgia;"><span style="font-weight: bold;"><br />sayı:2, 1 Mart 1930</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/yanit-elestirinin-olcutu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/zilha-bugun-tv-sunucusu-olurdu.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/zilha-bugun-tv-sunucusu-olurdu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Dec 2006 01:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/zilha-bugun-tv-sunucusu-olurdu.html</guid>
		<description><![CDATA[ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU
Seçkin Selvi
 
 
Tiyatromuzda Sermet Çağan’ın ‘Ayak Bacak Fabrikasından (1963) son­raki ilk epik oyunlardan biri olan “Keşanlı Ali Destanı, biçimsel yeniliğinin yanı sıra içeriği açısından da çok önemli bir yapıttır. Oyunun geçtiği “Sineklidağ” her ne kadar belirli bir yere oturtulmayıp gecekondular genellemesi içinde yansıtılsa da, 1950’ler Ankara’sının Altındağı’dır. Gerçekten de şehre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 11.9pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 11.9pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">Seçkin Selvi<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><b><o:p> </o:p></b></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">Tiyatromuzda<b> </b>Sermet Çağan’ın ‘Ayak Bacak Fabrikasından (1963) son­raki ilk epik oyunlardan biri olan “Keşanlı Ali Destanı, biçimsel yeniliğinin yanı sıra içeriği açısından da çok önemli bir yapıttır. Oyunun geçtiği “Sineklidağ” her ne kadar belirli bir yere oturtulmayıp gecekondular genellemesi içinde yansıtılsa da, 1950’ler Ankara’sının Altındağı’dır. Gerçekten de şehre tepeden bakan Altındağ, İstan­bul’dan da önce büyükşehire ilk göç alan yerdir; çünkü Demokrat Parti iktidarından itibaren başlayan bu göç dalgasının ilk vur­duğu yer, o zamanlar suyun başı olan An­kara’ydı. Anadolu göçünün İstanbul’un ta­şının toprağının altın olduğunu tam kavra­yamadığı, daha doğrusu görkemiyle hayli ürkütücü gelen İstanbul’ a kıyasla çorak Ankara’yı kendisine daha yakın bulduğu bir dönemdir bu. Haldun Taner, “Keşanlı Ali Destanı’nda işte bu naif varoş halkı­nın, popülist iktidarların oy havuzuna dö­nüşümünü ve bu konumdan kaynaklanan gücün bilincine varış sürecini aktarır. Üstelik bunu, suçsuz Ali’yi destan kahrama­nına dönüştüren bireysel öyküyle mahalle halkının sosyal gelişim öyküsünü paralel anlatımla daha da pekiştirir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 15pt; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 15pt; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">Bu süreç bugün de bütün büyük kent­lerimizde çok daha kapsamlı bir biçimde sürdüğü, çarıklı kurnazlığından organize suç mafyalarına dönüştüğü ve gelenler kent yaşamına asimile olmak yerine ken­di yaşam biçimlerini kentlilere dayattığı için “Keşanlı Ali Destanı” günümüz ger­çeğinden uzak düşmeyen, demode olma­yan bir oyundur. Hiç kuşkusuz, günümüz gerçekleriyle oyunun yazıldığı dönemin görece naif gerçekleri arasında hayli fark var. Örneğin, o dönemde Zilha’nın sınıf atlaması ancak bir başka kadına benze­mesiyle mümkün olabilirken, bugün Zilha halkın bağrına bastığı bir televizyon yıldızı olurdu pekala. O yüzden günümüz seyir­cisi durumu kavramakta zorlanabilirse de, Şehir Tiyatroları yine de tutarlı bir seçim yapmış diyebiliriz. Yönetmen Yücel Erten de, episod başlıklarını üst yazıyla vermek dahil, özgün biçime ve metne olabildiğin­ce sadık kalmış.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 15pt; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 15pt; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">Ancak, başta Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nun Keşanlı’ sı ve Şehir Tiyatrosundaki ilk sahnelenişi olmak üzere oyunun 42 yıl içindeki çeşitli profesyonel ve amatör gösterimlerini izlemiş bir seyirci olarak, bu yeni versiyonu çok doyurucu bulmadım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 15pt; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 15pt; line-height: 12.15pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">Her şeyden önce, ‘ Keşanlı Ali’, Anadolu Ateşi, Sultans of the Dance gibi tanıtım amaçlı, turistik bir yapım değil bir oyun olduğu için halk danslarına gerek­siz ağırlıkta yer verilmesini yadırgadım. Toplu sahnelerin fotoğraf karelerine ya­kınlığını da rahatsız edici buldum. Bu yak­laşım, oyunun özündeki yaşayan yapıyı donduruyor ve donuklaştırıyor. Bu donuklaşmanın bir başka önemli nedeni de, oyun kişilerinin fazlaca karikatürize edil­miş olması. Oyunun seyirciyi zaman za­man hüzünlendiren, yer yer güldüren ya­pısı, bu durumda inandırıcı olmayan gü­lünç tipler geçidine dönüşüyor. Örneğin, Keşanlı Ali’nin Trakya ağzıyla, üstelik abartılı bir taklit biçimsizliğinde konuşma­sına ne gerek vardı? Seyirciye bir bakıma sevimli gelmesi gereken Ali, Engin Al­kan’ın yorumunda, yalnızca şive açısından değil, hareketleriyle de komiklik yapmak adına gülünç oluyor. Yeteneğini, güçlü oyunculuğunu şimdiye kadar çok farklı karakterlerde kanıtlamış olan Hikmet Kör­mükçü ise, ya benim izlediğim temsile özgü geçici bir sorun yüzünden, ya da bir başka nedenle hela bakıcısı Şerif Abla’da her zamanki performans düzeyini yakala­yamıyor. Bunun başlıca nedeni, sanırım müziğin oyuncu seslerini bastırması. Or­kestra sahnenin gerisinde olmasına kar­şın (belki de sahne ağzına doğru genişle­menin etkisiyle, sırf geride olması yüzün­den) müzik baskın çıkarak koro şarkıların da, solistlerin de duyulmasında sorun ya­ratıyor. Oysa oyundaki şarkılar, özellikle de Şerif Abla’nın şarkıları, episod geçişle­rini olduğu kadar olay gelişimini de aktar­dığı için sözlerin anlaşılması çok önemlidir. Meriç Benlioğlu’nun fizik olarak uy­gun sayılabilecek Zilha’sı da şive yüzün­den anlaşılma özürlü. Diğer oyuncuların hemen hepsi de, ekip oyunculuğunun ge­reklerini yerine getirmektense, ayakkabıyı havada giymek türünden gereksiz kişisel marifetlerini sergilemeyi seçmişler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 18.1pt; line-height: 11.9pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 18.1pt; line-height: 11.9pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;">“Keşanlı Ali Destanı”nın sahnelenme­si, genç izleyicilerin bu önemli yerli oyun hakkında fikir edinmeleri açısından yine de olumlu.<o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/zilha-bugun-tv-sunucusu-olurdu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayati Asılyazıcı Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/hayati-asilyazici-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/hayati-asilyazici-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Dec 2006 01:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/hayati-asilyazici-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı
Hayati Asılyazıcı
  

  İSTANBUL Şehir Tiyatroları, 2006-2007 döneminin ilk tur oyunları arasında Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyunu da yer alıyor. “Keşanlı Ali Destanı” (1964) ilk oynanışından bu yana (bilindiği gibi, Dünya Prömiyeri’ni Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda yapmıştı, 1964) Devlet Tiyatroları’nda ilk kez Yücel Erten sahneye koydu. 1973’te Gülriz Sururi-Engin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><span style="font-size:130%;">Keşanlı Ali Destanı</span></p>
<p></span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; font-weight: bold;">Hayati Asılyazıcı</span></p>
<p>  <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><br /><span style="color: rgb(51, 0, 51);"></span></span>
<p class="MsoNormal" style=""><b><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><br /></span></b><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"></span></p>
<p>  <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;">İSTANBUL Şehir Tiyatroları, 2006-2007 döneminin ilk tur oyunları arasında Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” adlı oyunu da yer alıyor. “Keşanlı Ali Destanı” (1964) ilk oynanışından bu yana (bilindiği gibi, Dünya Prömiyeri’ni Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda yapmıştı, 1964) Devlet Tiyatroları’nda ilk kez Yücel Erten sahneye koydu. 1973’te Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu yineledi aynı oyunu. 1967’de Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nda oynandı. Yücel Erten’in sahneye koyduğu “Keşanlı Ali Destanı”, İstanbul’daki gösteriminde izledik. Gülriz Sururi-Engin Cezzar ikilisinin “Zilha” ve “Keşanlı Ali” rollerini Nurseli İdiz-Rüştü Asyalı paylaşıyordu. Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Ferhan Şensoy sahneye koydu.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />Bu dönem “Keşanlı Ali Destanı”nı Yücel Erten yönetti. Bütün yapımlarda Yalçın Tura’nın müziği kullanıldı. Tura’nın müziği, Taner’in metni ile çok başarılı biçimde örtüşmüştür. Bu kez, Tura’nın ilk yapımlarında hiç kullanılmayan müziğinden bir parça, hangi bölüme ekli olduğunu oyunu izlerken çıkaramadım ama ilk kez bu bilinmeyen ama “Keşanlı Ali Destanı” ile ilgili bütün bir parçası olması içeriği elbetteki zenginleştirmiştir.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />Haldun Taner (1915-7 Mayıs 1986), 1950 kuşağının öykü ve oyun yazarı olarak ünlendi. Ayrıca çeşitli türlerde yazılar yazdı. Bu kuşağın yazarları dört temel özelliği öne çıkarmıştır. Bireysellikten toplumsal sorunlara eğilmeleri en önemli özelliklerinden biridir. Bu yazarlar arasında Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Nazım Kurşunlu, Haldun Taner, Orhan Asena, Çetin Altan, Turgut Özakman.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />Haldun Taner, olaylar ve durumlardan toplum sorunlarını çıkarmak gibi; oyun yazarlığımızda yenilik sayılan arayışlara yönelmişlerdir. Bu konunun ilk örneğini, Reşat Nuri Güntekin’in “Değirmen” adlı romanından Turgut Özakman’ın tiyatroya uyarlama örneğinin bugüne kadar aşılmayan örneği “Sarıpınar </span><st1:metricconverter style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" productid="1914”" st="on">1914”</st1:metricconverter><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> adlı oyundur. Orhan Asena’nın “Sağırlar Söğüşmesi” (1968) vatandaş ile devlet arasındaki kopmuşluğu işler. Haldun Taner’e dönersek; “Günün Adamı”, düzensizliği bir makam odasından eleştirir. “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” (1964), ülkemizdeki yoksul vatandaşların nasıl sömürüldüğünü ve ezildiğini traji-komik biçimde verir. Yine “Keşanlı Ali Destanı” (1964), devlet otoritesinin zayıflığını, hukuk düzeninin yozlaştığını, ekonomik ortamın güvensizliği, politikacıların aldattığı halkın çıkarcılar tarafından nasıl sömürüldüğünü ‘epik biçem’de anlatan müzikli bir oyundur.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />YORUM VE OYUN</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Yücel Erten, çok yönlü bir yönetmen. Tragedyadan komedyaya, klasiklerden modern oyunlara kadar, her tür oyunu iyi yorumlamakta, bugüne kadar başarılı olmuş bir yönetmendir. Ayrıca, epik tiyatro ile ilişkisi daha boyutludur denebilir. “Keşanlı Ali Destanı”, Haldun Taner’in epik biçemde yazdığı ilk oyunudur. Ülkemizde Brecht’in oyunlarını en çok sahneye koyan yönetmendir. Almanya’da özellikle Berlin’deki Berliner Ensemble’nın nerdeyse bütünüyle repertuvarı kaldırıldığı haberlerini alıyoruz. Bertolt Brecht’in adına kurulan, ölümüne kadar yönettiği, ölümünden sonra eşi ünlü sahne sanatçısı Helena Weigel’in aynı görevi üstlendiği tiyatronun bugünkü durumu böyle mi olmalıydı?</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />Yönetmenin çalışmasını, yaptığı yorumu destekleyen; Ayhan Doğan’ın dekoru, Ayşen Aktengiz’in giysi, Fatih Mehmet Har-oğlu’nun ışık tasarımlarıyla katkıları başarıyı artırıyordu. Oyunun ortak katkısı Yalçın Tura ile özdeşleşmesi ilk gösterimden bu yana sürmektedir. Müzik yönetmenliğini Çiğdem Erken, Nasuh Barın koregrafisiyle oyuna katkısı başarılıydı.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />Oyuncular takım olarak (kolektif) bakımından üst düzeye taşıyor. Bütün oyuncuların başarıdaki katkıları “Keşanlı Ali Destanı”nı uzun zaman afişte tutacak. Ne ki, bir de başlıca roller, başrollerin getirdiği karakter betimlemeleri var. “Şerif Abla”da Hikmet Körmükçü’nün, ne kadar etkili ve yetkin oyuncu olduğunu gördük. Diyebilirim ki, Şehir Tiyatroları’nda çocuk oyunlarından başlayarak hemen bütün oyunlarını neredeyse anımsıyorum. Her rolde, canlandırdığı her karakterde çok başarılı kompozisyonlar çizdi. “Şerif Abla”da olduğu gibi.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />“Keşanlı Ali” de Engin Alkan, dört değişik “Keşanlı Ali”den farklı bir konumda olma gereğini duymuş olacak ki, Trakya illerimizin dialektiğini kullanarak çok başarılı bir kompozisyon çizdi. İzlediğim dört değişik “Keşanlı Ali” rolünde ‘ortak noktalar’ vardı. Bu dört ayrı oyuncunun “Keşanlı”yı çizimlerinde temel karakterin betimlenmesinde aykırılık yoktu. Yorumlarda farklılık vardı. Bu yorum farklılığı, yönetmen ve oyuncunun kendiliğinden yola çıkarak yaptığı çizimdi. Engin Alkaya, değişik karakterleri, ruhuyla, plastik yorumuyla çizmede ve beden dili ve tonlamayla yeni yorum getiriyor, “Keşanlı Ali” karakterine. “Danton”dan, “Keşanlı Ali”ye geçişin anlam ve kavramını bilinçli biçimde yapıyor.</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><br />“Zilha” rolü için de dört ayrı oyuncudan izlediğime göre, her oyuncunun ayrıcalıklı yorumu ve plastik oyunculuğu olduğunu görmüştüm. Yücel Erten’in “Ulusal Kanal”daki “Sahne Sanatları” programında belirttiği gibi on iki “Zilha” arasında seçilen Nevvare Meriç Benlioğlu’nun ses ve fizik üstünlüğü olduğu yanıtı çıkıyordu. Doğaldır, şan eğitiminden tiyatro bölümüne geçerek eğitimini tamamlamış Benlioğlu. Fizik ve oyunculuğuyla başarılı bir kompozisyon çizdi. Çok kalabalık oyuncuların her biri ayrı ayrı karakterleri kolektif olarak başarıyla canlandırıyorlar.</span></span></p>
<p>(27/11/2006)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/hayati-asilyazici-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eser Rüzgar Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/eser-ruzgar-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/eser-ruzgar-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Dec 2006 01:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/eser-ruzgar-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[ESER RÜZGAR
 
KEŞANLI ALİ DESTANI
Keşanlı Ali Destanı Türk Edebiyatı’nda ve dahası Türk Tiyatrosu’nda bir fenomen midir? 
Yanıt, evet bir fenomendir. Türk tiyatro tarihini incelersek çıkacak birkaç isimden biridir ve artık o bir klasiktir. Kırk iki yıl önce Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğundan oyunu izleme şansına sahip olanlar bu yıl İstanbul  Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-size:78%;"><span style="font-weight: bold;">ESER RÜZGAR</span></span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><o:p> </o:p><span style="font-weight: bold;" class="haberbaslik"><br /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-weight: bold;" class="haberbaslik">KEŞANLI ALİ DESTANI</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt;"><span style="font-family: Georgia;">Keşanlı Ali Destanı Türk Edebiyatı’nda ve dahası Türk Tiyatrosu’nda bir fenomen midir?<u1:p></u1:p> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt;"><span style="font-family: Georgia;">Yanıt, evet bir fenomendir. Türk tiyatro tarihini incelersek çıkacak birkaç isimden biridir ve artık o bir klasiktir. Kırk iki yıl önce Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğundan oyunu izleme şansına sahip olanlar bu yıl İstanbul  Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen yorumu kıyaslama durumunda olabilirler. Gelgelim bizim tevellüdümüz tutmuyor bu kıyaslama için. <st1:metricconverter st="on" productid="1964’"><st1:metricconverter productid="1964’" st="on">1964’</st1:metricconverter></st1:metricconverter> te sahnelenen oyun hakkında yazılanları okuyarak, büyüklerimizden dinleyerek bu eksiğimizi gidermeye çalışıyor, yine de hayıflanmaktan kendimizi alamıyoruz. Zira Gülriz Sururi-Engin Cezzar topluluğunun başarısı tartışılmaz. Üzerine kalem oynatacağımız bir Keşanlı Ali Destanı izlemiş olmamızı bir yetinme sayarak yazımıza başlayalım.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Keşanlı Ali, yazarı kadar ünlü bir oyun kahramanı. Üstelik ünü sınırları aşan bir oyun kahramanı. Avrupa’nın pek çok ülkesinde, Amerika’da, Lübnan’ da oynanmış bir oyun.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Haldun Taner Keşanlı Ali Destanı’nı, yanılsamacı anlatımla, iyi kurgulu oyunlar yazdığı evrenin ardından geleneksel tiyatrodan yararlanmaya başladığı evrenin hemen başında 1964’te yazmıştır. Geleneksel epik tiyatronun en başarılı yazınlarından biri olan<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">eser, iki bölüm ve on dört tablo olarak kurgulanmıştır. Birinci bölüm; yoğun olarak Ali’nin hapisten çıkışı ve muhtarlık seçimlerini kapsarken, ikinci bölüm; Zilha’nın sosyeteye girişi ve Ali’yle ilişkilerinin açmazı üzerine kurulu.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;"><u1:p> </u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Sahne, rengarenk çamaşırların iplere asılı olduğu bir dekorla karşılıyor izleyiciyi. Bu haliyle Tarlabaşı’nın ara sokaklarından bir kesit izlenimi uyandırıyor. Dekor daha sonra Üçkapıda helaların iç avlusu, gecekondu meydanı, Onaran’ların evinin salonu, Ali’nin kahvesi olarak değişiyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: Georgia;">Morgol gömlek giyerdi <u1:p></u1:p></span></i><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: Georgia;">Gümüş köstek takardı<u1:p></u1:p></span></i><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: Georgia;">Hafif şehla bakardı<u1:p></u1:p></span></i><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: Georgia;">Yaktı mı kalpten yakardı<u1:p></u1:p></span></i><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Melodisiyle oyunun çemberine girmeye ve Ali’mizi tanımaya başlıyoruz. Orkestranın sahne arkasına yerleştirilmiş olması önce rahatsız edici gibi görünmekle beraber oyunu sekteye vurmadığı bilakis zenginleştirdiği görülünce yerleriyle ilgili sorunsalımızı çözüyoruz.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Oyunun hemen başlarında “Burada Herkes Bir Olur” şarkısıyla Şerif abla yani Hikmet Körmükçü  başarılı bir oyunculukla izleyicinin sempatisini kazanıyor. Sıcak gülümsemeler yerleşiyor izleyicinin yüzüne ve alkışı kesinlikle hak ediyor. Şarkının arasına yerleştirilen ufak espriler de yönetmenin ilavesinin yerinde olduğunu gösteriyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: Georgia;">Afra tafra yok olur<u1:p></u1:p></span></i><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><i><span style="font-family: Georgia;">Burada herkes bir olur<u1:p></u1:p></span></i><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Oyunun karakterleri çeşitli meslek gruplarından oluşuyor. Bıçak bileyeninden, hamalına, tuvaletçisinden, arzuhalcisine kadar çok renkli bir kadro görülüyor ve kadronun yöresel ağzı da oyunda yerini buluyor. Haldun Taner Usta, kahramanı Ali’ye de epik bir anlam yüklemek istemiş ve bu nedenle Yunan Mitolojisi’ndeki “Achilles” karakteriyle özdeşim kurmuş, Ali de tıpkı Achilles gibi şerbetli ve sadece topuğundan kurşun işliyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;"><u1:p> </u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Oyun tam bir epik dram. Hüzün de mizah da yergi de coşku da oyunun bütününe serpiştirilmiş, muhtarlık seçimlerinin yaşandığı bayraklı davullu sahne oldukça coşkulu. <u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Keşanlı Ali Destanı için şöyle bir durum söz konusu, metnin sağlamlığı ve olay örgüsü izleyiciyi adeta hapsediyor, sözcüklerin hepsi düşünce ürünü, ders-i ibret çıkarmaya uygun. Hizmetçi olmak için uğraş veren genç kızlar ve içlerinden yoldan çıkanlar, kahvelerde pinekleyen işsiz erkekler, ırgatlar, kabadayılar… Haldun Taner, Türkçeyi, Fransızca ve İngilizceden alıntıları ve argoyu  başarıyla, yerinde kullanıyor. Ayrıca şarkı sözlerindeki uyaklarda da oldukça başarılı olduğu görülüyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Sahnenin üst kısmında yer alan ve tabloların yani sahnelerin başında devreye giren kırmızı renkli elektronik yazı, tiyatroya teknolojinin girmesinden yana olmayanları rahatsız etmiş olabilir. Nitekim metnin aslını okuyanlar tabloların başında projeksiyonla giriş yapılmış olduğunu  hatırlayacaklardır. <u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Ali, yani Engin Alkan, adaşı Engin Cezzar’ dan sonra büyük bir sorumluluk yüklenmiş tabii ki bu oyunla. İzleyiciler arası kıyaslamada Engin Cezzar’ ın yerini tutmadığı  kulaklara çalınsa da Trakya ağzının ve aksayan ayağının ölçüsünün zaman zaman kaçması halleri dışında rolüne hakim bir Keşanlı Ali görüldü sahnede.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Zilha ve Nevvare olarak karşımıza çıkan Meriç Benlioğlu, yaşadığı hayatta sınıf atlama hülyasında olan Zilha olarak da veya daha sonra kocasını terk edip sevgilisine kaçan Nevvare olarak da rolünün hakkını veriyor. Zilha ve Nevvare’nin aynı sahnede buluşma anı oyunculuk tekniği bakımından zor  da olsa ve izleyicinin “buna gerek var mıydı?” demesine neden olacak kadar farklı algılansa da Benlioğlu bu durumun altından kalkıyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">1989’da Tunç Başaran’ ın övgüye değer filmi “Uçurtmayı Vurmasınlar” da “Zeynep” rolüyle tanıdığımız Rozet Hubeş, Madam Olga olarak Zilha’ya medeniyet dersi verme sahnesinde çok net ve iyi bir oyunculuk çıkarıyor. Rozet Hubeş’i daha büyük rollerde görme isteğimizi söylemeden geçemiyoruz.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Epik tiyatronun belirleyici özelliklerinden olan koro oyuna renk katıyor, coşkuyu yükseltiyor. Hep bir ağızdan söylenen “Olacak Artık O Kadar” lar oyunun tadı oluyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Müzikler de en az oyun kadar keyifli. Zaten içi dolu sosyal mesaj içeren sözler, melodilerle anlam buluyor. Orkestra da işini iyi yaparak izleyiciyi keyiflendiriyor. Özellikle “Herkes Hesap Peşinde” şarkısı ve birinci tablonun finali oldukça keyifli.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;"><u1:p> </u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Usta yönetmen Yücel Erten, oyunun metnine sadık kalmış ama bu durum sürenin uzun olmasına yol açmış. Ne kadar sürükleyici olsa da oyun uzun. Bu da ara ara oyundan kopmalara neden oluyor.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia; color: rgb(255, 255, 230); display: none;"> </span><span style="font-family: Georgia;">İşin özü şudur: Eserin gücü etkisini göstermiştir bu<span style="color: rgb(255, 255, 230);"> </span>yazıda. Metin, oyunun bütününün önüne geçmiştir. Haldun Taner  büyük ustadır. <o:p></o:p></span></p>
<p>  <u1:p></u1:p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-family: Georgia;">Ali oyunda Zilha’ya diyor ki “Biliyor musun  kız sen yanımda olunca yakama gül takınmış gibi oluyorum.” Siz de onlarla olunca ne hissedeceksiniz anlamak için bu sezon şehir tiyatrosu sahnelerine gidebilirsiniz.<u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia;"><u1:p> </u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Yazan: Haldun Taner<u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Yöneten: Yücel Erten <u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Müzik: Yalçın Tura <u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Koreografi: Nasuh Barın<u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Dekor Tasarımı: Ayhan Doğan  Kostüm<u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Tasarımı: Ayşen Aktengiz Bayraşlı<u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Dramaturg: Dilek Tekintaş <u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Işık Tasarımı: Mehmet Fatih Haroğlu <u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;">Müzik Direktörü: Çiğdem Erken. <u1:p></u1:p></span></b><span style="font-family: Georgia;"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><b><span style="font-family: Georgia; color: black;"><br />Oyuncular: Can Ertuğrul (Hidayet), Hikmet Körmükçü (Şerif Abla), Murat Garibağaoğlu (İzmarit Nuri), Berna Oğuzutku Demirer (Hafize), Serdar Orçin (Temel), Münir Kutluğ (Derviş Dayı), Hakan Arlı (Beşvakit Niyazi), Meriç Benlioğlu (Zilha /Nevvare), Osman Gidişoğlu (Şişman Polis), Ali Gökmen Altuğ (Zayıf Polis), Tuğrul Arsever (Çakal Rüstem), Çağlar Yiğitoğulları (Teke Kazım &#8211; Bülent Onaran), Erarslan Sağlam (Kürt Sabri &#8211; Tarçınzade Ahsen), Savaş Barutçu (Sipsi Selim), Engin Alkan (Keşanlı Ali), U.Arda Aydın (Gazeteci-Profesör), Sükan Kahraman (İhya Onaran), Tuğrul Arsever (Sarhoş Rasih), Çağrı Hün (Bir Kadın), Rozet Hubeş (Madam Olga), Ali Gökmen Altuğ (Şoför), Ceren Kaçar (Filiz Onaran), Ertuğrul Postoğlu (Politikacı), Aslı Aybars (Suhandan Gülperi)</span></b><span style="font-family: Georgia;"><u1:p></u1:p><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.tiyatrodergisi.com.tr/Public/?nid=2834">http://www.tiyatrodergisi.com.tr/Public/?nid=2834</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/eser-ruzgar-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hasan Anamur Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/hasan-anamur-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/hasan-anamur-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Nov 2006 00:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/hasan-anamur-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Haldun Taner&#8217;in ölümünün 40. yılı dolayısıyla çağdaş Türk tiyatrosunun temel yapıtlarından biri olan &#8216;Keşanlı Ali Destanı&#8217;nı sahneliyor. 

Günümüzün önemli sahneye koyucularından Yücel Erten yorumlamış bu başyapıtı. Erten, bir yandan olumlu, bir yandan da tehlikeli bir işe girişmiş. 
 Olumlu, çünkü genç kuşağın bu oyunu canlı olarak görmesi gerek. Tehlikeli, çünkü seyirciler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;font-size:130%;" ><strong>İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları Haldun Taner&#8217;in ölümünün 40. yılı dolayısıyla çağdaş Türk tiyatrosunun temel yapıtlarından biri olan &#8216;Keşanlı Ali Destanı&#8217;nı sahneliyor.</strong> </span></p>
<p class="MsoNormal" style=""></p>
<p class="MsoNormal" style=""><span style="font-size:100%;"><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;">Günümüzün önemli sahneye koyucularından Yücel Erten yorumlamış bu başyapıtı. Erten, bir yandan olumlu, bir yandan da tehlikeli bir işe girişmiş. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Olumlu, çünkü genç kuşağın bu oyunu canlı olarak görmesi gerek. Tehlikeli, çünkü seyirciler arasında Genco Erkal&#8217;ın 1964&#8242;te Gülriz Sururi/Engin Cezzar Tiyatrosu&#8217;nda sahneye koyduğu &#8216;Keşanlı&#8217;yı Semiha Berksoy (Şerif&#8217;abla), Gülriz Sururi (Zilha/Nevvare), Engin Cezzar (Ali), Genco Erkal, Aydemir Akbaş, Mehmet Akan, Arif Erkin, Güzin Özipek, Ani ve Çetin İpekkaya&#8217;dan seyretmiş, hiçbir sahneyi hâlâ unutamamış, Yalçın Tura&#8217;nın besteleri ezberlerinde olanlar, dolayısıyla yoruma ister istemez karşılaştırmalı olarak bakanlar da hâlâ var. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> &#8216;Keşanlı Ali Destanı&#8217;, geleneksel seyirlik gösterilerin havasını, meddah ile ortaoyununun göstermeci anlatımını klasik tiyatro yapısı içinde buluşturan, ustaca yoğrulmuş bir oyun. Kişileri de iki karşıt sınıftan gelen, ancak temelde bizlerden, her gün karşılaştığımız; iç içe yaşadığımız insanlar. Belki de bizler olan insanlar. İnce bir güldürü modunda kotarılmış, yerelden çıkıp evrensele ulaşan, alttan alta toplumsal siyasal eleştiri çizgisinde gelişen, seyirciyle daha ilk sahneden sıcak bir ilişki kuran -kurması gereken, çağdaş halk tiyatrosu örneğini somutlaştıran bir oyun. Bu Brecht&#8217;in tiyatrosuna da egemen anlayıştır. Ne var ki, bu anlayışa özgü yabancılaştırma ilkesi genelde seyircinin eyleme katılmadan bildiriyi eleştirel gözle dışarıdan, hatta uzaktan değerlendirmesini sağlamak olarak anlaşıldığından, ortaya, tiyatronun var oluş nedenine aykırı bir biçimde, beyazperde ya da cam ekran ile izleyici arasında oluşana benzer bir &#8216;mesafe&#8217; girmekte. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Taner, ya da Brecht, ya da göstermeci anlayışı benimsemiş, benimsememiş herhangi bir yazar bunu istemiş olabilir mi? Tersine, bütün oyunlar gibi göstermeci oyunların temelinde de seyircinin oyunu benimsemesi, gözlemci gibi de olsa eyleme katılma eğilimi duyması, kişilerle doğal ilişki içine girmesi, hatta sahneye laf atması isteği yatar. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Göstermeci tiyatroda bir sahne başlamadan ne olacağını önceden söyleyen ya da ellerindeki levhalarla gösteren anlatıcıların amacı da seyirciyi eylemin içindeymiş gibi oyuna çekmek değil midir? </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Yücel Erten&#8217;in yorumunda, sahnenin üstünden haber spotları gibi geçen kırmızı elektronik yazılarla verilen sahne başlıkları, sanırım, seyirciyi oyuna çağırma yerine oyundan uzaklaştırma etkisi yaratmak amacıyla kullanılmış. Bu arada Yücel, olumlu bir uygulamayla, fona bir müzik takımı, daha doğrusu bandolaştırılmış bir orkestra yerleştirmiş ve, ne yazık ki Yalçın Tura&#8217;nın belleklerde ince kıvrımlarla dolaşan melodileri vurmalıların gürültüleri ile boruların patlak sesleri arasında boğulmuş. Bu uygulama şarkıların sözlerini de bastırır olmuş (Müzik sorumlusu: Çiğdem Erken). Bu arada, nedenlerini çözemediğim birkaç uygulama da şunlar: Taner&#8217;in kemikleşmişliğini hınzırca karikatürleştirdiği, şarkısında Türkiye&#8217;nin siyasal tarihini çizen Nuh-u nebiden kalma politikacının neden genç bir oyuncuya oynatıldığı; üç kondulu kadın yerine neden üç erkek oyuncu kullanıldığı; köşeyi dönmüş görgüsüz zengin takımının şarkısı: &#8216;Biz sıfırdan başladık&#8217;ın neden daha köşeyi dönmemiş olan Sineklidağ taifesine söyletildiği. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Sıradan bir çevre -beylik asılı çamaşırlar -(Ayhan Doğan) ve giysi (Ayşen Aktengiz Bayraşlı) tasarımları, sahnenin önünü neredeyse sürekli karanlıkta bırakan bir ışık tasarımı (Fatih Mehmet Haroğlu) ortamında devinen oyuncular da doğal ve sıcak bir iletişim yaratmaktan uzaklar. Birbirlerinden kopuk, sıraları geldikçe kendi gösterilerini yapar gibiler. Sanki, rollerinin sağladığı güldürü olanaklarını seyirciye abartarak sunma çabasındalar. Şarkıları olduğunda da bandonun(!) sesini bastırmaya çalışıyorlar. Zilha ile Nevvare&#8217;nin düğünde karşılaşma sahnesinin çözümlenmiş olduğunu söylemek de güç. </span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Üç deneyimli ve yetenekli oyuncunun, Şerif&#8217;abla&#8217;da Hikmet Körmükçü, Ali&#8217;de Engin Alkan, Madam Olga&#8217;da Rozet Hubeş&#8217;in bir adım öne çıktıkları &#8216;Keşanlı Ali Destanı&#8217; yine de mevsimin görülmesi gereken oyunlarından biri.</span></p>
<p><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;">   HASAN ANAMUR</span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;">   RADİKAL</span></span>                            <o:p></o:p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/hasan-anamur-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FEVKALADE KEYİFLİ BİR SEYİRLİK</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/fevkalade-keyifli-bir-seyirlik.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/fevkalade-keyifli-bir-seyirlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Nov 2006 00:58:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/fevkalade-keyifli-bir-seyirlik.html</guid>
		<description><![CDATA[ 
FEVKALADE KEYİFLİ BİR SEYİRLİK: “KEŞANLI ALİ DESTANI”
Her ne kadar Zeynep Aksoy nam meslektaşımız, 13 Ekim tarihinde Radikal’deki köşesinde, sağ elinin işaret parmağını okuruna sallayarak ve de: “… Bu oyunun bir başyapıt olduğuna kim, hangi gerekçelerle karar vermiş acaba” diyerek hesap sorduysa da, kestirme yoldan diyeceğim şu ki, Haldun Taner üstadın “Keşanlı Ali Destanı”, Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; color: black;"><o:p><span style="text-decoration: none;"> </span></o:p></span></strong></p>
<p style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:180%;"><strong><span style="font-size: 10pt; color: black;">FEVKALADE KEYİFLİ BİR SEYİRLİK: “KEŞANLI ALİ DESTANI”</span></strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;">Her ne kadar Zeynep Aksoy nam meslektaşımız, 13 Ekim tarihinde Radikal’deki köşesinde, sağ elinin işaret parmağını okuruna sallayarak ve de: “… Bu oyunun bir başyapıt olduğuna kim, hangi gerekçelerle karar vermiş acaba” diyerek hesap sorduysa da, kestirme yoldan diyeceğim şu ki, Haldun Taner üstadın “Keşanlı Ali Destanı”, Türk tiyatrosunun tartışmasız başyapıtlarındandır. “Keşanlı Ali Destanı”, hepimizin bildiği, içinde oynadığı ve oynatıldığı bir oyun olmasıyla da başyapıttır,  toplumun dönem yapısını belirgin bir şekilde, ama yormadan gözler önüne sermesiyle de; varoş insanlarının, kenar mahalle yaşamının yaşayanlarının ağzından, yaşayanlarının göz külhanları altında anlatmasıyla da başyapıttır. </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;">Yeri gelmişken bir noktanın altını da çizivereyim: Baksanıza, ne diyor oyunun kahramanı oyun içinde: <em><span style="font-style: normal;">&#8220;Bu toplumda sessiz, sakin, efendi olursan her zaman dayak yer, ezilirsin. Ama terbiyesiz, güçlü, zalim, ne dediğini bilmeyen biri olursan, o zaman saygı görürsün&#8221;.</span></em><em> </em><em><span style="font-style: normal;">Tiyatroseverlerden saygı görmeyi bekleyen Zeynep Aksoy kızımızın uymak istediği modeli, taaa 42 yıl önce çizmesiyle de başyapıt sayılır “Keşanlı Ali Destanı”. Aksini savlayan varsa beri gelsin!</span></em></span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><em><span style="font-size: 10pt; font-style: normal;">   </span></em><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt;">İLK YAPIM VE EFSANE KADRO</span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><em><span style="font-size: 10pt; font-style: normal;">“Keşanlı Ali Destanı” yanılmıyorsam 1964–1965 sezonunda Gülriz Sururi – Engin Cezzar Tiyatrosu yapımı olarak ilk kez seyircisiyle buluşturuldu. Muhteşem oyunculuklarıyla gerçekten tarih yazan Engin Cezzar, Gülriz Sururi, Genco Erkal, kulakları çınlayası Semiha Berksoy (aynı rolde daha sonra, gittiği yerde de alkışlara doyamamasını dilediğim Güzin Özipek), Çetin ve Ani İpekkaya, Aydemir Akbaş, Arif Erkin, sevgiyle andığım Mehmet Akan ve o efsane kadro… Oyunun zamanın gece kulüplerinde bile ardı ardına çalınan şarkıları… </span></em><span style="font-size: 10pt;">“Keşanlı Ali Destanı”, sonraki yıllarda 1987 yılında İBŞT’da da sahnelendi. 1964 yılında üzerine nurlar yağası Atıf Yılmaz (başrollerde Fikret Hakan ve Fatma Girik), 1988 yılındaysa Genco Erkal (başrollerde Engin Cezzar ve Gülriz Sururi) yönetimlerinde sinema filmi de oldu. Bu arada, 1999 yılında Volkan Severcan’ın rejisiyle yeniden sahnelendiğini anımsıyorum. Yurt içinde hemen hemen her ilde; onlarca dünya ülkesinde, oynandığını da biliyorum. </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt;">GELELİM YÜCEL ERTEN’İN DESTANINA</span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;">Haldun Taner’in, Günay Akarsu tarafından “ilk epik Türk oyunu” olarak tanımlanan “Keşanlı Ali Destanı”nı bu kez, Türk tiyatrosunun önemlilerinden Yücel Erten İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahneye koydu. Erten, oyunu güncelleştireceğim falan diye, Haldun Taner’in temel sosyolojik saptama ve tanılarına, ironisine, sosyal eleştirisine el sürmemiş. Ama Haldun Taner ustanın epik unsuru tüm dramatik dokuya yayarken, geleneksel tiyatromuzun anti-illüzyonist ve göstermeci öğelerinden yararlanma amacına pek uymamış. İyi mi etmiş, orasını bilemem. Şarkıları yer yer solo olmaktan çıkarıp, öyküye dair çok yönlü ya da çoğul anlatımlara dönüştürerek, bir anlamda Kabare türünü denerken, gidişatı birdenbire vodvile kaydırmış. Rol dağılımında ikilemeler ve üçlemeler yeğlemiş. “Blues Brothers”ı andıran tablolar eklemiş. Lütfiye, Resmiye, Raziye’li tabloda kadın karakterleri Tuğrul Arsever, Çağlar Yiğitoğulları, Eraslan Sağlam gibi erkek oyunculara oynatarak, belki de burjuva-kapitalist düzenin ikiyüzlülüğünün bir yansıması olarak grotesk denemiş. Gerek var mıydı? Bu konuda yönetmene karışmak ne haddime! Daha doğrusu bana ne!  </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt;">HAYDİ, YÖNETMENE KARIŞMAYAYIM, AMA…</span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;">Işık tasarımcısı Fatih Mehmet Haroğlu, çok fazla ışık efekti kullanmayarak seyircinin dikkatinin oyundan uzaklaşmamasına doğrusu ciddi anlamda özen göstermiş. Açıları da doğru kullanmış. Yalnız, özellikle Suhandan Gülperi’nin tablosunda, takip spot operatörünün Aslı Aybars’ı hangi büyüklükte ve nereden nereye kadar takip edeceğini bilememesini eleştirmeden geçemeyeceğim. Ayşen Aktengiz Bayraşlı’nın kostümlerini ise çok alışılagelmiş bulduğumu söyleyeceğim. Erkeklerin naylon gömlekleri pek zevksiz. Giysiler doğallığı ortaya çıkaramadığı gibi, çoğu da oyuncuyu markeliyor. Hele hele, sosyete düğünü sahnesinde erkek oyuncuların anlı şanlı kostümlerinin altındaki çorapları affolunur gibi değil. Sonracığıma, hani Keşanlı Ali <em><span style="font-style: normal;">“Morgol gömlek giyerdi /</span></em><i> </i><em><span style="font-style: normal;">Gümüş köstek takardı…” (?) </span></em>Sevgili Bayraşlı, nerede Keşanlı’nın morgol gömleği?</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt;">SİNEKLİDAĞ NEREDE        </span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;">Oyunun dekor tasarımı Ayhan Doğan imzasını taşımakta. Bir kere, para makinesinin pek bir özenti olduğunun altını çizeceğim. 50’li yılların Türkiye’sinin gecekondu semtinde, semtin meydancığında “slot machine” mi vardı ayol? Ayhan Doğan, orkestrayı sahne arkasına alarak derinlikten kaybederek de bence hata etmiş. Soffittodan yerlere sarkan çamaşırlar, Ayhan Doğan’ın mekân tanıtması olarak daha oyunun başında beliriyor. Yani, orası güya Sineklidağ. “Sineklidağ burası şehre tepeden bakar,/ama şehir uzakta masallardaki kadar&#8230;&#8221;  İyi de, nerede Sineklidağ? Zengin konağında düğün yılbaşı partisi gibi mi olmalı Eyyy Seyirci? Zengin konağının salonunu simgelemek için ayna-tırnak, bir ikili, bir tekli koltuk yeterli mi sayılmalı? </span><o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt;">MÜZİK VE KOREOGRAFİ</span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt;">Bunlar bir tarafa, oyunun müzik direktörü Çiğdem Erken, çoksesli müzik alanında olduğu kadar, teksesli Türk müziği alanındaki yapıtlarıyla ve klasik Türk müziği ile ilgili müzikoloji çalışmalarıyla tanınan ünlü müzikçimiz Yalçın Tura’nın mükemmel müzikleri üstünde küçük oynamalar yapmış. Bence pek de iyi etmiş. Nasuh Barın, koreografi çalışmasında içgüdüsel hareketleri ve kararlaştırılmış hareketleri doğrusu övülecek bir başarıyla yerli yerine oturtmuş.   </span><o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt; color: black;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt; color: black;">OYUNCU KADROSU</span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt; color: black;">Can Ertuğrul sevimli bir Hidayet olmuş. “Hidayet ne istiyor” sorusundan hareket etmeyi başarıyor Ertuğrul. Şerif Abla’da usta ve “çok yetenekli” oyuncu Hikmet Körmükçü, Şerif Abla karakterinin kavramlarını birbirine karıştırıyor, birbiriyle kesiştiriyor, sonra da birbirlerine tamamlattırıyor. Tıpkı bir kaleydoskop gibi Körmükçü’nün biçemi… Tek tek yapı taşlarından resimler elde ediyor. En son “Kantocu” müzikalinde izlediğim Aslı Aybars’ı Suhandan Gülperi’de, bir oyuncunun arayıcı mükemmelliğini sergilemesi açısından mutlulukla alkışladım. Rozet Hubeş, Madam Olga’yı temelinde belli bir düşünce yatan fiziksel davranışlarından hareketle yorumluyor. Meriç Benlioğlu, Zilha ve Nevvare tiplemelerinde neden o denli hızlı konuşuyor, anlayamadım, oysa özellikle Zilha, öylesine alkış toplamaya elverişli bir rol ki! Benlioğlu, Zilha’nın davranış çizgisini belirlememiş ya da yönetmen bilerek ve isteyerek belirlemesini istememiş. Keşanlı Ali’ye yaşam suyu veren Engin Alkan ise, ilk tablolarda Keşanlı’yı köy ağasıyla kabadayı karışımı olarak vermekte ısrarlı bir tutum izlemiş. Söylemeden duramayacağım, “mertlik belâsı”na gerçeği söyleyemezken, kalçasını geri atarak Zilha’yı kandırma çabasına girmesi, Keşanlı karakterine hiç mi hiç yakışmıyor. </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt; color: black;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><strong><u><span style="font-size: 10pt; color: black;">BENCE MURAT GARİBAĞAOĞLU KADRONUN İYİSİ</span></u></strong><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt; color: black;">İzmarit Nuri’de Murat Garibağaoğlu, bana sorarsanız oyunun en iyisi. Yorumuyla İzmarit Nuri’nin sadece karakterini ortaya koymakla kalmıyor, karakterin duyumsadıklarını seyirciye birebir yansıtarak, izleyen üzerinde karaktere sempati yaratmasını da başarıyor Garibağaoğlu. Bunun dışında, başta Serdar Orçin, Berna Oğuzutku Demirer, Hakan Arlı, Tuğrul Arsever, İskender Bağcılar, Savaş Barutçu, Çağlar Yiğitoğulları, Münir Kutluğ olmak üzere diğer tüm oyuncular, Yücel Erten’in isteği doğrultusunda istenileni başarıyla vermekteler.</span><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt; color: black;"> </span><o:p></o:p></span></p>
<p>  <span style="font-size:100%;"><span style="font-size: 10pt; color: black;">Şimdiii… “Eleştirmen Efendi, kısa kes de sonucu söyle” diye buyurursanız, “Keşanlı Ali Destanı”nın Yücel Erten yönetimindeki son yapımı, salonları lebalep dolduracak nitelikte ve de fevkalade keyifli bir seyirlik diyerek, mutlaka izlemenizi önereceğim.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/fevkalade-keyifli-bir-seyirlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Melis Mine Eleştirisi</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/melis-mine-elestirisi.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/melis-mine-elestirisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Oct 2006 00:57:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/melis-mine-elestirisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Kahvenin Köpüğü : Melis Mine
&#8230;
Morgol gömlek giyerdi Gümüş köstek takardı Hafif şehla bakardı Yaktı mı kalpten yakardı. Döşte bıçak yarası Yüzde Halep çıbanı Kurşun yemiş ayağı Belli belirsiz aksardı.
50&#8242;li yılların Türkiye&#8217;si, Sineklidağ. Büyük kentin gecekondu semti, yoksul insanların varoş mahallelerde yaşam mücadelesi verdiği Sineklidağ. Ve bir halk kahramanı; &#8220;Keşanlı Ali&#8221;. Semtin belalısı Çakal Rüstem&#8217;i öldürmekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:85%;"><span style="font-size: 14pt; color: rgb(140, 68, 46);">Kahvenin Köpüğü : Melis Mine</span></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:85%;"><em><span style="font-size: 10pt;">&#8230;<br /></span></em></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:85%;"><em><span style="font-size: 10pt;">Morgol gömlek giyerdi </span></em><i><span style="font-size: 10pt;"><br /><em>Gümüş köstek takardı </em><br /><em>Hafif şehla bakardı </em><br /><em>Yaktı mı kalpten yakardı. </em><br /><em>Döşte bıçak yarası </em><br /><em>Yüzde Halep çıbanı </em><br /><em>Kurşun yemiş ayağı </em><br /><em>Belli belirsiz aksardı.</em></p>
<p></span></i><span style="font-size: 10pt;">50&#8242;li yılların Türkiye&#8217;si, Sineklidağ. Büyük kentin gecekondu semti, yoksul insanların varoş mahallelerde yaşam mücadelesi verdiği Sineklidağ. Ve bir halk kahramanı; &#8220;Keşanlı Ali&#8221;. Semtin belalısı Çakal Rüstem&#8217;i öldürmekten hüküm giymiş, 4 yıl hapiste yatmış, hapishanede adam dövmüş Ali. Mahpusluk dönüşü muhtar olur mahallesine. Bir yanda nam saldığı kabadayılık, öte yanda aşkına ket vuran cinayet. Kimi zaman halkının beklentisini karşılamaya çalışan bir halk adamı, kimi zaman düzenin çarklarında ezilmemeye direnen düzen adamı Keşanlı Ali.</p>
<p>Hepimizin bildiği bir oyundur belki &#8220;Keşanlı Ali Destanı&#8221; . Toplumun dönem yapısını belirgin bir şekilde, ama yormadan göz önüne koyar Haldun Taner. Varoş insanlarının, kenar mahalle sokaklarının hayatını, onların ağzından, onların gözünden anlatır sanki.<br />Acı bir de gerçek vardır anlatılan: <em>&#8220;Bu toplumda sessiz, sakin, efendi olursan her zaman dayak yer, ezilirsin. Ama terbiyesiz, güçlü, zalim, ne dediğini bilmeyen biri olursan, o zaman saygı görürsün&#8221;.</em></p>
<p>O yıllardan bu güne değişen pek bir şey yok, Türkiye&#8217;de hâlâ pek çok yerde geçerliliğini koruyor güçlünün zalimin hükümranlığı… Ama gelin görün ki, hâlâ Ali gibi, Zilha gibi konuşan, yaşayan kanlı canlı insanları da var memleketimin.</p>
<p>Bir &#8220;Keşanlı&#8221; olarak, büyük keyifle izledim oyunu. Ağızlardaki o sözler, müziği duyanların kendilerini ritme kaptırıp dünyayı unutmaları, ağız dalaşları, alfabenin eksik harfleri… (bakınız 10. harf), hepsi memleketimden insan manzaralarını getirdi gözlerimin önüne. Ne mutlu ki, bunları ölümsüz bir esere taşıyan bir büyük usta geçmiş edebiyat dünyamızdan. Ne mutlu ki, hâlâ koskocaman bir kadro, tüm yüreklerini ortaya koyup sergiliyor bu oyunu.</p>
<p>Alicengiz oyunlarına kafası çalışır Ali&#8217;nin, dalavereye, hile hurdaya, haraca, düzenin bozukluğuna hep kafası çalışır. Amma, ne yaparsa, sevdası için, sevdikleri için yapar Ali. Bozuk düzene uyması, o düzenden kurtulmak içindir.</p>
<p>Oyun için söylenecek sözüm yok, izleyin, pişman olmayacaksınız. Ne mutlu ki, ben bu oyunu izledim. Ne mutlu ki, cesur, mert ve en sonunda &#8220;yine de, her şeye rağmen&#8221; doğruyu bulan insanlardan var bu memlekette! Hâlâ!</p>
<p><b>Melis Mine<o:p></o:p></b></span></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:85%;"><b><span style="font-size: 10pt;"><o:p> </o:p></span></b></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:85%;"><b><span style="font-size: 10pt;"><o:p> </o:p></span></b></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20061020.asp"><span style="font-size:85%;">http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20061020.asp</span></a></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><a href="http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20061020.asp"><span style="font-size:85%;"><br /></span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/melis-mine-elestirisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kılavuzu &#8216;Keşanlı Ali&#8217; olanın&#8230;</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/kilavuzu-kesanli-ali-olanin.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/kilavuzu-kesanli-ali-olanin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Oct 2006 00:56:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/kilavuzu-kesanli-ali-olanin.html</guid>
		<description><![CDATA[13/10/2006 Kılavuzu &#8216;Keşanlı Ali&#8217; olanın&#8230; 

ZEYNEP AKSOYz_aksoy@yahoo.com

 Bu ülkede dokunul-&#8217; mazlıklar çok ciddiye alınır. Usta mertebesine ulaşmış bir oyun yazarının, (hele de ölüyse) oyununu kötü bulamazsınız mesela. Türkiye&#8217;de oyun yazarlığının bir türlü gelişememesi-nin en önemli nedenlerinden biri de galiba hiç sorgulanmadan klasik olarak, iyi oyun örneği olarak kabul edilen metinlerin çoğunun aslında zayıf teknikli, klişe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif; font-weight: bold;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">13/10/2006 <span class="newstitle">Kılavuzu &#8216;Keşanlı Ali&#8217; olanın&#8230;</span> <img src="file:///C:/DOCUME%7E1/Owner/LOCALS%7E1/Temp/msohtml1/01/clip_image002.gif" shapes="_x0000_i1025" height="10" width="1" /></span><!--[if gte vml 1]><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" spt="75" preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f">  <v:stroke joinstyle="miter">  <v:formulas>   <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0">   <v:f eqn="sum @0 1 0">   <v:f eqn="sum 0 0 @1">   <v:f eqn="prod @2 1 2">   <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth">   <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight">   <v:f eqn="sum @0 0 1">   <v:f eqn="prod @6 1 2">   <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth">   <v:f eqn="sum @8 21600 0">   <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight">   <v:f eqn="sum @10 21600 0">  </v:formulas>  <v:path extrusionok="f" gradientshapeok="t" connecttype="rect">  <o:lock ext="edit" aspectratio="t"> </v:shapetype><v:shape id="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" alt="" style="&#39;width:.75pt;">  <v:imagedata src="file:///C:DOCUME~1OwnerLOCALS~1Tempmsohtml1clip_image001.png" href="http://www.birgun.net/themes/default/images/pix.gif"> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><!--[endif]--></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><b><span style="font-size: 10pt;"><br /></span></b></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><b><span style="font-size: 10pt;">ZEYNEP AKSOY<br /></span></b><span style="font-size: 10pt;"><a href="mailto:z_aksoy@yahoo.com">z_aksoy@yahoo.com</a><b><br /></b></span></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-size: 10pt;"><b><br /></b></span></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-size: 10pt;"><b> B</b>u ülkede dokunul-&#8217; mazlıklar çok ciddiye alınır. Usta mertebesine ulaşmış bir oyun yazarının, (hele de ölüyse) oyununu kötü bulamazsınız mesela. Türkiye&#8217;de oyun yazarlığının bir türlü gelişememesi-nin en önemli nedenlerinden biri de galiba hiç sorgulanmadan klasik olarak, iyi oyun örneği olarak kabul edilen metinlerin çoğunun aslında zayıf teknikli, klişe karakterlerle dolu, amatörce yazılmış, kötü oyunlar olması. Karga klavuzlarla dolu bir alan Türk oyun yazını.<o:p></o:p></span></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-size: 10pt;">İstanbul Şehir Tiyatroları&#8217;nın yeni sezon prodüksiyonlarından Haldun Taner&#8217;in Keşanlı Ali Destanı da ne yazık ki bu tür kılavuzlardan. İlk kez 1964&#8242;te Gülriz Surruri-Engin CezzarTiyatrosu&#8217;nda sahnelenen oyun, Sineklidağ adlı bir gecekondu mahallesinde yaşayan, köyden kente göçmüş yoksul, ezik insanların hikayesini anlatır. Cinayet işlediği varsayılarak girdiği hapisten afla çıkan mahalle kabadayısı Keşanlı Ali&#8217;nin dönmesi ve muhtarlığa adaylığını koymasıyla yaşananlara odaklanan ve 1950&#8242;li yıllar göç furyası Türkiyesi&#8217;nin köyden kente göçmüş küçük insanlarının bir panoramasını sunmayı hedefleyen müzikli oyun, öncelikle geleneksel Türk ortaoyunundan ödünç alınıp üzerlerinde oynanmış klişe karakterleri, diyalogdan çok uzun monologları, düetler, triolar veya quartetler yerine tek kişilik şarkıları ve tek sesli koroları, ortalamanın altında müziği (Yalçın Tura), bayat esprileri, bir çoğu oyunun aksiyonunda çok da gerekli olmayan kalabalık kadrosu, vermeye çalıştığı dersi insanın gözüne sokarak seyirciyi biraz aptal yerine koyan didaktik duruşuyla ne iyi bir oyun sayılabilir, ne de iyi bir müzikal. Üstelik yazıldığı dönemle (çok partili sisteme geçiş, henüz yeni göç olgusuyla farklı bölgelerin köylülerinin aynı gecekondu mahallesinde yaşayabilmeleri) çok özdeşleştiğinden günümüz için biraz da demode. Yönetmen Yücel Erten, herhangi bir çağdaşlaştırma çabasına ya da farklı bir yorum derdine girmeden, oyunun şamatasını, kalabalık, danslı, esprili bölümlerini öne çıkararak bir eğlencelik yaratmaya odaklanan, fiziksel bir yaklaşımla taşımış Keşanlı Aliyi sahneye. Elçiye zeval olmamalı, bu metinle çok uçmadan (ki ne mümkün, metin sorunlu çok) elinden geleni yapmış. Oyunculardan İzmarit Nuri&#8217;yi canlandıran Murat Garibağaoğlu, Keşanlı Ali Engin Alkan özellikle çok başarılı, diğer oyuncular da yine, ellerinden geleni yapıyor. Nasuh Barm&#8217;a ait koreografı sağlam. Ayhan Doğan&#8217;a ait dekor tasarımı, bir anlamda perde yerine geçen asılı çamaşırlarda ve gecekondu odasının bazı detaylarında iyi ama genelde prodüksiyona herhangi bir özel katkısı olduğu da söylenemez. Ayşen Aktengiz Bayraşlı&#8217;nın kostümleri yer yer doğru, yer yer çok klişe, bazense dikkatsiz. (Bkz. Sosyete düğünü sahnesi, smokinli adamların alttan görünen gri çorapları). Fatih Mehmet Haroğlu&#8217;nun ışık tasarımı ise fazla yüklü, üstelik ışık değişimleri ve spotlar doğru düzgün uygulanmadığı için sürekli bir ışık karmaşası yaşanıyor. Farklı yörelerden karakterlere ait aksanlar tam yapılamadıklarında iyice birbirine karışıyor ve lafların bir kısmı güme gidiyor. Yalçın Tura&#8217;nın kendini tekrar eden, yoksul müziğinin icrasında orkestra ve oyuncular iyi iş çıkarıyor.<o:p></o:p></span></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-size: 10pt;">Otoriteye bağımlılık, zengin-yoksul, politikada yolsuzluk gibi çok bilinen temaları yabancılaştırma efektleriyle yüklü bir mesel kıvamında işlemeye çalışırken Brecht&#8217;in Üç Kuruşluk Operasının kötü bir taklidi olmaktan öteye gidemeyen Keşanlı Ali Destanıyla ilgili bir soru var aklımda cevabını çok merak ettiğim: Bu oyunun bir başyapıt olduğuna kim, hangi gerekçelerle karar vermiş acaba? Ve neden kimse çıkıp da kral çıplak dememiş, demiyor?<o:p></o:p></span></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;">Bütün bunların yanında Keşanlı Ali Destanı tiyatrodan çok büyük bir beklentisi olmayan ortalama tiyatro seyircisini gayet eğlendirecek-tir, buna kuşku yok. Örneğin şamataya gelmiş lise öğrenci grubu çok eğlendi. Ama ortalamaya fit olan hiçbir şey de ben bir başyapıtım iddiasını taşımaya yeltenmemeli.</span></span><br /><em></em><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.birgun.net/bolum-72/haber-28630.html"><br /></a></p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.birgun.net/bolum-72/haber-28630.html">http://www.birgun.net/bolum-72/haber-28630.html</a></p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.birgun.net/bolum-72/haber-28630.html"><br /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/kilavuzu-kesanli-ali-olanin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlı-şanlı bir gösteri</title>
		<link>http://www.enginalkan.com/weblog/anli-sanli-bir-gosteri.html</link>
		<comments>http://www.enginalkan.com/weblog/anli-sanli-bir-gosteri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Oct 2006 23:55:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Engin Alkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiriler ve Görüşler]]></category>
		<category><![CDATA[Keşanlı Ali Destanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.enginalkan.com/weblog/anli-sanli-bir-gosteri.html</guid>
		<description><![CDATA[[Anlı-şanlı bir gösteri]
 
Tarih: 18 Ekim 2006 Çarşamba
 
Kimi yazarlar vardır ki onların geçmişte yazdığı yapıtlarında, bugünü anlamak, toplumsal ve siyasal yapıdaki değişimi takip etmek mümkün olabiliyor. Bu yazarların yapıtlarına bugün dönüp tekrar baktığınızda ülkenin, toplumsal ve kültürel hayatında değişim ve dönüşümü geciktiren ve değişime ayak bağı olan bir gücün ya da güçlerin neler olduğunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; text-align: center;"><b><span style="font-size:130%;">[Anlı-şanlı bir gösteri]</span><o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt;"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt; font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><b>Tarih</b>: 18 Ekim 2006 Çarşamba<o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;" class="MsoNormal"><span style="font-size:85%;"><o:p> </o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br />Kimi yazarlar vardır ki onların geçmişte yazdığı yapıtlarında, bugünü anlamak, toplumsal ve siyasal yapıdaki değişimi takip etmek mümkün olabiliyor. Bu yazarların yapıtlarına bugün dönüp tekrar baktığınızda ülkenin, toplumsal ve kültürel hayatında değişim ve dönüşümü geciktiren ve değişime ayak bağı olan bir gücün ya da güçlerin neler olduğunun da farkına varılabiliniyor. <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br />Bu yazarlardan birisi de hiç kuşkusuz, yazdıklarıyla Türk edebiyatının en verimli ve en önemli hikaye, mizah ve tiyatro yazarı Haldun Taner’dir. Taner yapıtlarında, insanın ve toplumun açmazlarını, kültürel ve ahlaki şekillenişini bir toplumbilimci titizliği ve yetkin bir psikolog tavrı ile ortaya koyma hünerini gösterebilmiş az bulunur bir edebiyat insanıdır.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Tiyatro yapıtları Türkiye’ de en fazla oynanan ve 10’a yakın yabancı dile çevrilen aynı zaman da yurtdışında da sahnelenen Taner’in, yazdığı ve bir Türk Tiyatrosu Klasiği olarak kabul gören “Keşanlı Ali Destanı” teknik olarak metnin dil tutarlılığı, epik tarzın ustaca yapılandırılması, olay örgüsü ve kurgu bağlamında en yetkin tiyatro metnidir.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Yapıtın yazıldığı yıl (1964) hemen Engin Cezzar-Gülriz Sururi Tiyatrosu’nda sahnelenen “Keşanlı Ali Destanı”nda olaylar, müzikal bir anlatımla, dönemin Türkiye’sinin toplumsal ve siyasal koşulları fona alınarak yansılanmaktadır. Yazıldığı yıllarda ve hâlâ bugün öyküsü hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılıyor. Rivayete göre Taner, oyunun öyküsünü Ankara’nın Altındağ semtinde yaşayan bir Kürt çetesinin başı olan “Kürt Cemali”nin yaşadığı olaylardan esinlenerek oluşturuyor ve dönemin siyasal koşulları gereği oyununa Keşanlı Ali Destanı diye isim koymak zorunda kalıyor.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Ancak bugün için kimin öyküsü olduğunun çok bir anlamı yok ve ortada her yönü ile sağlam bir tiyatro eseri var.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Eser, bugünlerde İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yeniden gösterimde. Usta Yönetmen Yücel Erten’in 22 yıl sonra yeniden sahneye taşıdığı müzikal, genç bir kadro ile kotarılmış. Oyunun müzikleri Yalçın Tura’ya, dansları Nasuh Barın’a, dekor tasarımı Ayhan Doğan’a, kostüm tasarımı ise Ayşen Aktengiz Bayraşlı’ya ait. Dramaturji çalışmasını Dilek Tekintaş’ın yaptığı oyunun kadrosu yaklaşık 50 kişiden oluşuyor. <br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"> Yönetmen Yücel Erten oyunu sahnelerken, metin üzerinde hiçbir değişiklik yapmamış ve olduğu gibi sahneye aktarmış, dramaturji çalışmasında oyunun dili ve anlatım tekniği olabildiğince korunarak Taner’in özgün metnine bağlı kalınarak dönemin tüm özellikleri yansılanmaya çalışılmış. Oyunu izlerken, 42 yılda Türkiye’de esasında hiçbir şeyin değişmediğine, içimiz burkularak, tanık oluyoruz. Haldun Taner’in, bir çete liderinin öyküsünü, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal koşullarını fona alarak mükemmel bir kurgu ile yazdığı oyunu, aynı mükemmellikte izliyoruz sahnede. Yücel Erten öyküyü açık biçim bir üslupla olabildiğince görselleştirerek anlatıyor ve ortaya teatral bir gösteri sunuyor. Ancak bu teatrallik öyküye darbe yapmıyor, oyunu izlerken hem öyküyü takip ediyoruz hem de keyifli bir izlenceye tanık oluyoruz. Erten genç fakat enerjik bir kadro ile sahnelenmesi risk ve zor bir oyunu başarı ile sahneye yaşıyor. Bu başarıyı hem oyunculukta yakalamış hem danslarda hem de şarkılarda.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Keşanlı Ali’yi yansılayan Engin Alkan, Ali’nin tavrını bir bütün olarak sahneye aktarırken bütün enerjisini sonuna kadar ve samimi olarak kullanıyor. Bir efsane figürü olarak Ali’nin yiğitliği, kabadayılığı, cesareti, muhtarlık adaylığında entrika ve dalavereci yanıyla eksiksiz karşımıza çıkartılıyor. Alkan rejinin sahneleme tekniğine uygun olarak rolünü anlayarak ve inandırarak yansılıyor ve takım oyunculuğunun baş figürü olarak rejiye ve metne önemli katkılar sunuyor. Engin Alkan, oyunculuk açısından zor olan, epizotlar arası geçişler de başarılı bir oyunculuk örneği veriyor. Ses tonu, tavrı ve mimikleri ile her sahnenin duygusal derinliği ve görselliğine uyumlu bir oyunculukla, farklı durumları başarı ile sahneye taşıyor.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">İzmarit Nuri’de izlediğimiz Murat Garibağaoğlu çevikliği, jest ve mimiklerini kullanmadaki ustalığı ile göz dolduruyor. Garibağaoğlu, tavırlarıyla İzmarit Nuri’yi oyunda baştan sona yüksek bir performansla canlı ve sempatik tutma becerisini gösteriyor ve hareketleri ile oyunun ritmini sürekli üst seviyede tutuyor. Şerif Abla rolünde izlediğimiz Hikmet Körmükçü, özellikle şarkılı ve hareketli sahnelerde üst düzeyde bir enerji ile oynuyor ve sesi ve tavrını uyumlu hale getirerek oyunun önemli bir figürü olduğunu oyunculuğu ile seyirciye fark ettiriyor. Zilha ve Nevvare rollerini üstlenen Meriç Benlioğlu, Zilha ‘da yer yer başarılı olsa da biraz hareketsiz kalıyor sanki. Teke Kazım, Bülent Onaran, Resmiye rollerinde birbirinden farklı figürlerde izlediğimiz Çağlar Yiğitoğulları her bir rolü genç yaşına rağmen başarı ile yansılıyor. Yiğitoğuları bu rolleri ses, beden, tavır ve duygu olarak ayrıştırma becerisini gösterirken aklın ve yüreğin uyumundan süzülen bir oyunculuk örneği ile samimi bir oyunculuk ortaya koyuyor ve göz dolduruyor.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><br /></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Keşanlı Ali Destanı’nın dekor tasarımı oyunun dönemine ve açık biçim üsluba uygun olarak stilize bir tarzla tasarlanmış ve görsel olarak bir bütünlük oluşturuyor. Müzik ve danslar ise üst düzeyde kotarılarak işitsel ve görsel bir öge olarak ayrı ayrı metnin ve rejinin anlatımını güçlendiriyor.  <o:p></o:p></span></p>
<p style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:85%;">Dekor, kostüm ve ışığın tasarımı uyumlu bir birliktelik oluşturarak görselliği güçlendirdiği gibi aynı zamanda oyuna, dönemsel, düşünsel ve duygusal bağlamda iyi düşünülmüş katkılar sunuyorlar. <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size:85%;"><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span><br /><span style="font-family: Georgia,Arial,Helvetica,sans-serif;"> Sonuç olarak; Yönetmen Yücel Erten yılların deneyiminden süzerek oluşturduğu birikimini, mantık, duygu, yürek ve cesaretle bir kez daha buluşturarak kotardığı Keşanlı Ali Destanı, Haldun Taner’in yazarlık düzeyine uygun bir nitelikle Şehir Tiyatroları’nın bu sezon en çok izlenecek ve seyirci toplayacak en önemli oyunu olacak gibi görünüyor.</span></span><o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt;"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center">   <o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><b>Metin Boran<o:p></o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><b><o:p> </o:p></b></p>
<p class="MsoNormal"><a href="http://www.tiyatroevi.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&amp;op=viewarticle&amp;artid=77">http://www.tiyatroevi.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&amp;op=viewarticle&amp;artid=77</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.enginalkan.com/weblog/anli-sanli-bir-gosteri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
