HEKATE’ NİN ŞARKISI

IKSV tarafından düzenlenen 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, 10 Mayıs Pazartesi akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen Açılış Töreni’nin ardından Krater Yapım’ın Hekate’nin Şarkısı başlıklı oyunu ile başladı.


Bir çocukluk şiirinden

Sevim Kutluay’ a:

…Dikilmiş rüzgâra, kuytuda duracağına

Beden çökmüş, dağılmış sertliğin pala bıyıklarında

Doğa annem neredesin?..

Erkek veya kadın bir bedene doğarız. Ama dişil ve eril olanı bedenlerimiz belirlemezler.   Bizi asıl biçimleyen içine doğulan kültürlere özgü algılamalardır. Birine erkek, kadın veya başka bir şey dediğimiz an onu tüm varoluşsal nitelikleriyle bir kategorinin içerisine sokarız. Oysa kadın-erkek ilişkileri ve hatta cinsellik egemen söylemin yarattığı güç ilişkilerinin bir türevi değil midir? Güç ve iktidar söylemlerindeki dişil ve eril vurguları hangi tuzaklarla giyiniriz peki?

Düşünürüm, otoritenin egemen söylemine karşı bir zafer kazanmak mümkün müdür acaba? Foucault  “Bizim söyleme olan karşıtlığımız dahi egemen söyleme göre belirlenir” diyor. Haklı olabilir mi? Aklımızın esaretinden kurtuluşumuzun hiçbir yolu yok mudur? Yüzleşmek zorunda olduğumuz, insan olmanın sonsuz acı tadı mı?

Kim bilir belki de özgürleşebilmemizin esası kendimiz hakkında oluşturduğumuz tanımlamalarda değil, bizi kuşatan tanımlamalara başkaldırmaktadır.

ENGİN ALKAN

HEKATE’NİN ŞARKISI

ŞİİRLER: WILLIAM SHAKESPEARE

ÇEVİRENLER: TALAT S. HALMAN, SABAHATTİN EYÜBOĞLU, CAN YÜCEL

MÜZİK VE PROJE: SELİM ATAKAN

YÖNETEN: ENGİN ALKAN

YAPIMCI: ZEYNEP ÖZBATUR ATAKAN /KARATER YAPIM

SAHNE TASARIMI: GAMZE KUŞ

GİYSİ TASARIMI: DUYGU TÜRKEKUL

IŞIK TASARIMI: MAHMUT ÖZDEMİR

MAKYAJ TASARIMI: SEHER SANDER,

TANITIM KOSTÜMLERİ: MEHTAP ELAİDİ


OYNAYANLAR:

HEKATE: AYÇA VARLIER

MAC BETHAT: EMRE ÇELİK

I. CADI: BANU KUNT

II.CADI: BEGÜM GÜNCELER

KERBEROS: BÜLENT TEKAKPINAR

ORKESTRA
SELİM ATAKAN( ŞEF, PİYANO)
HAKAN ELBİR (AKERDEON)
ÖZLEM NOYAN (FLÜT)
DENİZ DOĞANGÜN (VİYOLONSEL)
SALTIK TUKUR (BAS)
USKAN ÇELEBİ (PERKÜSYON)

YÖNETMEN YARDIMCISI: VOLKAN KELEŞ

PROJE KOORDİNATÖRÜ: ASLI ATASOY

ASİSTANLAR:

Fatih Gençkal,Cansev Erdemir, Suat Yazıcı


TANITIM DOSYASINDAN:

Shakespeare’ in Macbeth oyunun üzerine gerçekleştirilmiş bir müzikal uyarlama olan Hekate’ nin Şarkısı, Selim Atakan tarafından bestelenmiş, büyük çoğunluğu sonelerden seçilmiş Shakespeare’ e ait dizelerden oluşmaktadır. Yönetmenliğini Engin Alkan’ ın gerçekleştirdiği  müzikal gösteride bedensel devinimlerin, dansın ve tiyatronun iç içe geçmiş saydam ifadelerinin eşlik ettiği şiirler Cadı Hekate ve Macbeth karakterlerinin ekseninde ifade olunan bir kurguyla seyirciye iletilmektedir.

Macbeth tragedyasında Hekate kimliğinde simgelenen karanlığın, büyücülüğün ve kötülüğün cadı figürleri Hekate’ nin Şarkısı’nda bu kez doğdukları doğu kültürlerinin ortak belleğinde yer alan ana tanrıça kimlikleriyle ele alınmışlardır. Shakespeare’ in metnine de kaynaklık eden Cadı Hekate aslen binlerce yıldır Akdeniz kültür havzasında varlık gösteren anaerkil ana tanrıça figürünün zamanla kötücül bir büyücüye dönüşmüş formudur.

Aynı zamanda Tanrıça Hekate Anadolu pagan kültürü orijinli bir tanrıçadır. Kültü ve miti daha sonra Antik Yunan’ a yayılmış,  giderek Hıristiyanlık düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşıp karanlıkların, sihir ve cinlerin, şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliğine bürünmüştür. Bu ilginç değişimde anaerkil toplum değerlerinin ataerkil değerlere dönüşmesinin payı oldukça açıktır. Bu bağlamda Hekate’ nin Şarkısı seyircisini insanlığın ortak eril ve dişil karşıtlıkları üzerinden erk ve iktidar kavramlarının binlerce yıllık yolculuğuna tanıklık etmeye çağırmaktadır.

Yönetmenliğini Engin Alkan’ ın gerçekleştirdiği; bedensel devinimlerin, dansın, tiyatronun ve müziğin iç içe geçmiş saydam sınırlarında, canlı bir orkestranın eşlik ettiği gösteri Ayça Varlıer, Emre Çelik, Banu Kunt, Begüm Günceler, Bülent Tekakpınar tarafından sunulmaktadır.

KURGU

Macbeth’ in üç cadısı kaynayan kazanlarının başında hummalı bir çaba içindedirler. O bildik tekerlemeleriyle oyun başlar; “Kayna kazanım kayna! Yan ateşim yan!”Kazan kaynar, Hekate nin bedeninden Macbeth dünyaya gelir. Cadılarımız Macbeth’ i güçle yoğururlar, ona iktidar verirler, özgüvenle cilalarlar, tıpkı diğer bütün analar gibi.Kahramanımız giderek buyurganlaşan bir erk figürüne dönüşmeye başlar. Yaratıcısı Hekate’ ye büyük hayal kırıklığı yaşatan bir gerilim içindedir. Kız kardeşler el verip onu dönüştürmeye çabalasalar da Macbeth durumu kendi varlığına yönelik tehdit olarak algılar ve doğduğu rahmi ele geçirmek üzere davranır.

HEKATE VE CADILIK

Shakespeare’ in Macbeth’ i, şimşek ve gök gürültüleri arasında üç cadının nın bir sonraki buluşmalarının Macbeth’ le olmasına karar vermeleriyle başlar. Macbeth ve Banquo bir açıklıkta gezinirlerken cadılar onları bazı kehanetlerle karşılarlar.  Macbeth’ in iktidar hırsını körükleyip yanılmasına neden olan üç kadın yer altı dünyasından fırlamış, şeytanla işbirliği yapan, sihir ve cinlerin karanlık cadıları olarak çizilmiştir.

Birbirini tamamlayan bu üç cadı figürünün başlarında Shakespeare’ in Yunan Mitolojisinden devşirerek kullandığı Baş Cadı Hekate vardır.

Eserimizde Hekate ve diğer iki cadı Shakespeare’ in Macbeth’ inde çizildiği gibi karanlık ve kötücül figürler olarak değil, hayatı kutsayan evrensel uyum ve barışın doğurgan figürleri olarak resmedileceklerdir. Bu çok önemli algı farkının dayandığı temel şudur:  Hekate Akdeniz havzasında varlık gösteren anaerkil ana tanrıça figürünün zamanla kötücül bir büyücüye dönüşmüş formudur.  Hekate Anadolu pagan kültürü orijinli bir tanrıçadır, kültü ve miti daha sonra Yunanistan’a yayılmıştır. Üç yüzlü olarak bilinmesi ayla özdeşleşmesinden ileri gelir.

Hekate aysız geceleri ya da ayın son dördün evresini simgeler. Ay anaerkil toplumlarda dişilikle oldukça ilgili olduğundan, Hekate’ nin kadınlığın son dönemlerini de simgelediği söylenir.

Hekate’ nin ilk tapınıldığı zamanlardaki yaşam veren, yaşamlarının önemli karar noktalarında insanların doğru karar vermelerine yardımcı olan, ışık saçan, yol gösteren kişiliği, ileriki yüzyıllarda Hıristiyanlık düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşır. Gitgide karanlıkların, sihir ve cinlerin, yer altı dünyasının yaşlı büyücüsü ve şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliğine bürünür. Bunda anaerkil toplum değerlerinin ataerkil değerlere dönüşmesinin payı olduğu düşünülmektedir.

Hekate kimi bölgelerde yol ağızlarında her yeri her şeyi görebilmesi için üç bedenli bir heykel olarak canlandırılmıştır. Kimi sanatçılar da onu aynı bedende üç başlı, altı elli olarak, ellerinde meşale, kılıç, hançer, kement, anahtar ve yılan tutarak görüntülemişlerdir.

Hekate’ nin Tanrı’nın Adem ile aynı anda yine balçıktan yarattığı Lilith’ in dönüşmüş formu olduğu düşünülmektedir. Lilith güzel, güzel olduğu kadarıyla şuh ve başına buyruktur. Kendini Adem’ le birlikte topraktan yaratıldıklarından eşit sayar ve ona tabi olmayı şiddetle reddeder, Adem’ i terk eder.

Mezopotamya’da tanrı ve tanrıçaların hükmettiği dönemlere baktığımızda; Lilith, Sümerlerde rüzgâr tanrıçası “Lilitu” olarak karşımıza çıkarken, Babillerde tanrıça İşhtar’ın güzelliği, zekâsı ve şuhluğu aynı zamanda yine Babil’in kötülük tanrıçası Lamatsu’yla benzerlik gösterir. Güzellik ve kadınsal iç dürtü, kıskançlık ve kin olarak birleşmiş, erkeğine boyun eğmeme hatta isyankârlık, tek bir tanrıçada birleşerek Filistinliler vasıtasıyla antik Yunan’ın tanrılar dünyasına girmiş ve burada karşımıza “Hekate” olarak çıkmıştır. Hekate, bir taraftan insanların yardımcısı olup adına adaklar adanan bir tanrıçayken diğer yandan büyünün ve sihrin, karanlık tarafın, insanlara musallat olan cinlerin ve erkek nefsinde olmaması düşünülen kötülüklerin sorumlusu olarak tutulmuştur.

Meryem ve Artemis-Diana arasındaki bağlantıları da dikkat çekicidir:  Her iki kadın figürü de bakiredir fakat doğum yapmışlardır, her ikisinin de “Cennet’in Kraliçesi”, “Tanrı’nın Annesi”, “Kutsal Bakire” gibi ortak isimleri vardır. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve Artemis’i evi olarak kabul edilebilecek en büyük Artemis Tapınağı ve Meryem’in evi aynı yerde, Efes‘tedir. Kilise tarafından M.S. 431′e kadar kutsallığı kabul edilmeyen Meryem‘in Konstantin tarafından düzenlenen konsülden sonra kutsal kabul edilmesi ve Artemis-Diana’nın özelliklerinin kendisine atfedilmesi tesadüf değildir.

MACBETH  “HAYATIN OĞLU”

Milattan sonra 11. yüzyılın başları, Britanya adası. Bu tarihlerden önce ve çok sonraları da olacağı gibi, kanlar içinde, ihanetlerle, kibirle dopdolu, en yakınlarındakileri ve dahi çok uzaktakileri, akrabalarını, kardeşlerini ve hatta babalarını gırtlaklayan, iktidar ve güç için kendi benlikleri dahil her şeyini vermeye hazır erkeklerin dünyasında bir erkek: Mac Bethad, Orta İrlanda’ daki anlamıyla  “hayatın oğlu” ve Shakespeare’ in ona verdiği ölümsüz adla Macbeth…

Kadınlarsa bu dünyada bir cinsel kimlikleri varsa şayet ancak büyülerinden sakınılması gereken cadılar ya da cinsiyetsiz annelerden ibaret… Kötü kehanetlerin dipsiz kaynakları, ana tanrıça kültünün cadı kraliçe Hekate’ ye dönüşüp bir daha hiç geri gelmeyeceğinin kanıtları…

Macbeth tragedyası, İngiltere tarihindeki en kanlı iktidar savaşlarından birini sahneye getirir. Kör iktidar tutkusunu gerçekleştirebilmek için iktidara giden yolda önce kralı, sonra olayın tanıklarını, daha sonra da kuşkulandığı her insanın kanını dökmekten çekinmeyen Macbeth, sonunda döktüğü kan gölünde boğulur; kör iktidar hırsının bedelini kendi yaşamıyla öder.

Macbeth, gerçeğe hükmetmeye çalışırken kötülüğe giden yolda attığı her adımla azap çeken, ahlaki değerlerden ne denli uzaklaştığını bile bile yoluna devam eden bir kahramanın trajedisidir. Belki bu yüzden edebiyat tarihi boyunca hep evrensel ve ahlaki değerler açısını ele alınmıştır.

“İktidar” sözcük olarak: “bir şeyler yapabilme doğal gücü ya da yeteneği;” “Etkide, ya da eylemde bulunma imkânı veren hukuki, siyasi ya da ahlaki güç;” “Devlet yönetimini elinde bulunduranların, bir toplumu yönetenlerin siyasi, hukuki ve fiili gücü;” “Yönetenlerin, yönetme yetkisini elinde bulunduranların kendileri, hükümet”, “bir toplulukta veya kuruluşta idareyi elde bulundurma” gibi anlamlara gelmektedir.

İktidar kavramı hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkmaktadır

Aile, topluluk, toplum, devlet, iş kısacası insanlar arasındaki her türlü ilişkinin düzenlenmesi dolaylı veya doğrudan “iktidar” kavramıyla bağlantılıdır. Diğer bir anlatımla, insanlar arasında iktidarı ilgilendirmeyen hiçbir düzenleme biçiminden söz edilemez.  Zira her düzenleme aynı zamanda bir “güç” unsuru içermektedir. Kavram olarak: güçler arasındaki mücadelede üstün gelen gücün diğer güçler üzerinde belirleyici olması; “toplumu, insanları yönetme gücünü, bir davranışı yönlendirme kabiliyetini elinde bulundurma” imkanına sahip olma hali demektir. Her iktidarın öncelikli amacı kendini yaşatmaktır. Diğer bir ifade ile hiçbir iktidar, kendi varlığına yönelen hiç bir “oluşuma” yaşama hakkı tanımaz.

Modern dünyada ataerkilliğin hâkimiyeti neredeyse tartışılmazdır. Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir.. Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur.  Zaman içinde gelişen uygarlık,  çoğu yapılanmasını din, milliyetçilik, ırkçılık, ataerkillik vasıtasıyla insanoğlunun en vahşi içgüdüleri üzerine kurmuştur. Avcılık ve toplayıcılık toplumundan tarım toplumuna geçişten sonra ortaya çıkan ürün fazlası, doyumsuz insanın gözünü kamaştırmıştır. Hep daha fazlasını istemeye meyilli insanoğlu, savaşıp karşındakinin sahip olduğuna el koymayı, çaba gösterip o şekilde elde etmekten daha kolay bir çözüm yolu olduğunu keşfetmiş ve öldürmeyi, gerekirse öldürülmeyi, dinsel+milliyetçi dogmalar, ırkçı zırvalamalarla savunmuştur.

Ataerkil düzen, yöneten-yönetilen ilişkileri bağlamında ele alındığında, siyasal iktidarı ele geçirmek için “iktidar” yeteneğine sahip olunması gereğini savunmuştur. Ataerkil toplumlarda iktidar yeteneği sadece erkeğin değerleriyle belirlenmiş olmasından dolayı, iktidar ancak erkeklere özgü bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır ve ataerkillik, kendine tehdit unsuru gördüğü her şeyi şiddete boğmuştur.

Tüm bu anlatılanların ışığında Macbeth karakteri erk ve erke fikri üzerinden yaratılmış kolektif bir karakteridir de aslında. Varlığını koruma içgüdüleri ve iktidar hırsıyla sarmalanmış, güce ve şiddete yazgılı tüm benzerleri gibi. Belki de Shakespeare’ in karakterine Macbeth ismini koyarken onu  “Hayatın Oğlu” anlamına gelen Mac Bethat isminden türetmesi tesadüfi değildir.

KISA KISA…

TANRIÇA HEKATE

Anadolu kökenli bir tanrıça olduğu kabul edilmektedir. Anadolu ve tüm Akdeniz havzasında ana tanrıça figürünün temeli olan Kübele ile olan bağlantısı bir yana tıpkı Kübele gibi Ademin ilk karısı Lilith’den evrilen ilk tanrıçalar arasında kabul edilir. Sümerlerde rüzgar tanrıçası Lilitu, Babil’de kötülük tanrıçası Lamatsu ve Mısır’da Heket aynı soydan gelen diğer Akdeniz Tanrıçalarıdır. Bu tanrıçalar Helen kültünde Artemis’e dönüşen Hekate Roma mitolojisi ve hatta Hıristiyan kültünde kendine yer bulmuştur. Ataerkil düşünüşün kemikleşmesi sürecinde bereketin, doğurganlığın kadınlığın ve önemli kararların hayat veren ay tanrıçasından büyünün ve kötülüğün tanrıçasına dönüşmüştür.

ÜÇ BAŞLI KÖPEK KERBEROS (CERBERUS)

Kerberos yunan mitolojisinde Styx ırmağını bekleyen ölüler dünyası Hades’in bekçisi olarak görülür. Görevi ölülerin etlerini yiyerek canlılar dünyasına dönmelerini engellemektir. Aynı Kerberos hem öbür dünyanın kapısını beklemek görevinden dolayı -o dünyanın anahtarı Hekate’dedir çünkü- hem de üç başlılığından dolayı üçlü bir tanrıça olan Hekate ile birlikte resmedilmiş, birlikte anılmıştır.

MAC BETHAD (MACBETH)

Shakespeare’nin ölümsüz eseri Macbeth “Holinshed Günceleri” adlı tarihi bir kaynakta geçen isimleri kullansa da, oyundakinin aksine tarihteki ve güncelerdeki İskoç kralı Macbeth sevilen ve iyi anılan bir hükümdardır. Adının kökeni Orta İrlanda’da “hayatın oğlu” anlamına gelen “Mac Bethad”a dayanır. Shakespeare’nin Macbeth’i iktidara giden yolda erdemlerinden uzaklaşan, tahta tırmandığını sandığı merdivenlerle karanlıklara inen bir “kahraman”dır.

PAGAN KÜLTÜR VE AY İLİŞKİSİ

Ay tanrıça, pagan kültürlerin ortak ürünlerinden en belirgin olanlarından biridir. Günümüzden 100.000 yıl kadar önce, avcı toplayıcı toplumlarda doğurgan ve doğurduğu yavruyu besleyebilen dişi doğal olarak kutsal ve üstün kabul edilmekteydi. Bu dönemde -iklim koşullarının da bu günkünden farklı olduğunu belirtmek gerek- soğuk ve tehlikeli olan geceler ancak dolunay mucizesiyle aydınlanmakta ve bir nebze olsun güvenli hale gelmekteydi. Üstelik ayın bu evresi sırasında kutsal olan kadınlar adet görmekteydi. Atalarımız bu iki döngü arasında bir bağlantı kurmakta geç kalmadılar elbette. Bu bağlantı kadınların “mahrem” günlerinin kutsal sayılmasına, adet kanlarının iyileştirici gücüne inanılmasına sebep verdi. Doğurgan ve kutsal olan kadın ile ay ilişkisi medeniyetin “gelişmesi” ile ay tanrıca kültünü oluşturdu ve en arkaik inançlar sitemleşmeye başladı. Ancak insanlık güneşe tapan erkeklerin iradesi altına girdikten sonra ayın, kadının, ve hatta “aybaşı”nın kötü sayılması kaçınılmaz olmuştu. Çünkü Ataerkil düşünüş kadını ve tüm temsil ettiklerini varlığına karşı bir tehdit olarak algılamaktaydı.

İKTİDAR

Foucault’a göre iktidar tüm tarihin etrafında döndüğü ana öbeklerden biridir. İktidardakiler ve iktidarda olmayanların savaşımı mikro düzeyden makro düzeye bir geçikenlikler ağıdır. Gündelik hayatın tüm veçhelerinden siyasal sisteme, akademik ortamdan işyeri disiplinine, kadın erkek ilişkilerinden arkadaş ilişkilerine, cinsel münasebetler ve aşka dair söylemlerden siyasal söylemlere kadar her alanda görülen dinamik bir süreçtir. Erk odakları – ki betimlemekle bitmez – arasındaki akışkan hareket nihai olarak total bir iktidar bloğu olarak tekil bireyler tarafından algılanır. Lakin kaynağını aradığınız yerde gizlenirken, aramadığınız ve hiç ummadığınız yerde (mesela kendi davranışlarınızda) yeniden karşınıza çıkar. İktidar daima kendisini meşrulaştıran ve kendi hakikatini kuran bir söylemle birlikte vardır. İktidar, kişinin özlük haklarının başka kişilere devredilmesidir ki genelde bu gasp edilmek suretiyle gerçekleşir.

SONELER VE GİZEMLİ SEVGİLİ

Shakespeare’nin soneleri 400 yıldır en çok tartışılan aşk hikâyesidir. Kahramanları kimlerdir, siyah saçlı kadın kim, ya sarışın delikanlı? Sonelerin tamamı Shakespeare tarafından mı yazılmıştır? Tamamen kurmaca mıdır, yoksa otobiyografik midir? Shakespeare sonelerini 1588 yılında yazmaya başlayıp Thomas Thorpe’nin yayınladığı 1609 yılında tamamlamıştır. Bu ilk basım Shakespeare’den izinsiz gerçekleştirildiği ve yayıncının müdahaleleri çok olduğu için edebiyat tarihçileri hala aralarında Shakespeare’ e ait olmayan sonelerin varlığını tartışırlar, ancak bu tartışmalar edebiyat tarihçilerini meşgul ededursun edebiyatseverler için sonelerin tadını değiştirmez, Shakespeare’nin dehasını gölgelemez.

CADILIK

Ortaçağ Avrupasında reform hareketleri Hristiyanlığı yeni bir okumayla çağdaşlaştırmaya çalışırken güç kaybeden Katolik kilisesi savunma refleksi olarak reformcuları ve Katolik inancına aykırı gördükleri birçok kişiyi kafirlik suçuyla ölüme mahkum etmişti. Bu suçların en önemlisi cadılık olarak görülürdü. Pagan Avrupa’da Hristiyanlık yayılırken erkek druidler ya Hristiyan rahiplere dönüştürülmüş ya da yok edilmişlerdi. Ancak kadın ruhbanlığını kabul etmeyen kilise -İncil’de açık olarak kadınların ikincil olduğundan bahsedilmektedir- pagan inanışlarıyla Hristiyan kültünü kaynaştırırken kadın druidleri, ya da cadıları, din dışı ve şeytansı affetmişti. Sonuç olarak 19. yüzyıla kadar devam eden cadı avı batı medeniyetinde ataerkil mekanizmanın yerleşmesi sürecinde, din temelli bir kadın karşıtı hamle olarak kadının kötücülleştirilmesini gerçekleştirmiş, kadınlık nihai olarak şeytan ve kötülük ile ilişkilendirilmiştir.

FEMİNİZM- POSTPAGANİZM-SATANİZM BAĞLANTILARI

Hekate’nin bir tanrıça olarak geçirdiği dönüşüm, kadının tarih içinde geçirdiği dönüşümle neredeyse birebir örtüşmektedir. Bu sebeple feminist hareket içinde Hekate’ye sahip çıkanlar ve itibarını yeniden kazandırmak isteyenler ortaya çıkmıştır. Hekate adında uluslarası bir Feminist yayın organı bulunduğu gibi post-pagan feminist dinler Hekate’yi kutsal saymaktadır. Bunda elbette Hekate’nin ilk kadın -ve ilk feminist, çünkü kendini Adem ile eşit saymıştır- Lilith ile olan bağlantısı da önemli rol oynar. Satanizm ise, hristiyanlığa karşı geliştirilmiş bir antitez olduğundan hristiyanlığın dışladığı kadını kabul etmiş ve yüceltmiştir, Lilith bağlantısı ve Hekate’nin geçirdiği dönüşüm sonucu aldığı kötülüğün ve büyünün tanrıçası formu Satanist inanışın da Hekate’ye sahip çıkmasını sağlamıştır, Hekate Satanizmdeki dişil yüceltmenin de sembolü olmuştur.

KUTSAL MEYVE

Bir çok kültürde farklı betimlenen cennet meyvesi, Akdeniz havzasında erik, incir ve zeytin olarak karşımıza çıksa da en belirgin biçimi elmadır. Adem ve Havva’ nın cennet bahçesinden atılmasını sağlayan “Bilgelik Ağacı” nın meyvesi elmadır. Bu elmanın simgelediği bilgelik Yunan mitolojisindeki Pandora’ nın kutusunun içeriğiyle eşdeğerdir ki Pandora da Yunan mitinde yaratılan ilk kadındır ve bu iki mit birbirine derinden bağlıdır. Ancak kadının elmayı erkeğe vermesiyle cennetten kovulmak arasındaki ilişki şöyle de okunabilir; mesele meyvenin verdiği bilgi midir,yoksa erkeğin o bilgiyle ne yaptığı mı?

ANAHTAR

Anahtar ilk olarak eski mısırda karşımıza çıkan bir objedir. Eski mısırda ilk mitolojik anahtar olan gankh’ ın ortaya çıkması da bununla ilgilidir şüphesiz. Antik çağlarda bu günkü kadar yaygın kullanımı olmayan anahtar ancak önemli ve zengin kimselerin edinebildiği bir araçtı, öyle ki bu anahtarları taşımaktan başka görevi olmayan köleler bulunur, anahtar sahibi olmak statü göstergesi sayılırdı. O günlerden bu güne anahtar toplumsal bilinçaltında mahremiyet, sır, bilgi, güç ve zenginliğin en net simgelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Hekate’nin en bilinen sembollerinden biri olan anahtar ise öte dünyanın kapılarını açar ve öte dünyaya ait yani yaşamın ötesine ait olan bilgiyi temsil ederdi.

POSTAL

Yaşam veren kadına karşı erkek iktidarını savaş ve silah yoluyla ele geçirdiği için savaş, asker ve bunlarla ilgili tüm imgeler ataerkil düzenle göbek bağına sahip imgelerdir. Postal ve çizme dünden bu güne askeri ve askeri müdahaleyi en çok çağrıştıran imgelerden biri olagelmiştir. öyle ki yakın tarihimiz “postal” gürültüsüyle kesilen demokrasi denemeleriyle doludur.

KAYIK

Hristiyan mitolojisinde kutsal olarak addedilen kayık Magdelenalı Meryem’i Fransa’ya taşıyan kayık ve yunan mitoloisindeki styx nehrini geçmek için Khranon’ un kullandığı kayıktır. Dante ilahi komedya’ da Kharon ile tanışır ve onun ölüleri acılar nehrinden geçirmekle görevli olduğundan bahseder.

MİTLERİN YOLCULUĞU

Akdeniz coğrafyasında Sümerlerden Babillere, Yunan mitolojisinden Abramik dinlere hemen tüm mitoslar birbirleriyle bağlantılıdır ve aynı soydan gelmektedirler. Söz gelimi kucağında bebek Horus’u taşıyan İsis, bebek İsa’yı taşıyan Meryem’e dönüşür. Bununla birlikte bakireyken çocuk sahibi olan Artemis de Bakire Meryem olur. Kübele Gaia’nın daha antik ve daha Anadolulu adıdır. Sümerlerin rüzgar tanrıçası Lilitu Lilith’e dönüşür, Osiris’in ve Kronos’un ortak kaderleri iğdiş edilmektir.  Sümer mitleri Tevrat’ta, roma mitleri İncilde yer bulur kendilerine. Mezopotamya tanrılarının hüküm sürdüğü günlerden bu güne ortak korkularımız ve toplumsal bilinçaltının üretimleri olan mitler dönüşerek, değişerek de olsa kendilerine efsane ve mitoslarda yer bulmaktadır. Bu sebeplerden tek bir mirastan beslenen Akdeniz Medeniyeti’nin parçaları olan tüm kültürler ortak ataları olan mitlerden beslenir.

PERFORMANS HAKKINDA GÖRÜŞLER:

http://www.t24.com.tr/content/authors.aspx?Author=50&article=1971

http://mimesis-dergi.org/?p=5083

http://www.bursahaber.com.tr/sahnenin-siiri-makale,126.html

http://www.timeoutistanbul.com/s77189/tiyatro/selim_atakan_ve_engin_alkan_roportaji

http://yenisafak.com.tr/Cumartesi/?i=257377

http://www.taraf.com.tr/haber/acilista-emek-ve-akm-tepkisi.htm

http://www.taraf.com.tr/haber/cadilar-aslinda-tanricadir.htm

HEKATE’NİN ŞARKISI WEB

http://hekateninsarkisi.blogspot.com/

http://www.facebook.com/hekate

← Önceki SayfaSonraki Sayfa →