Ev aynı ama yorum farklı / Efnan Atnaca

Tarih : Ocak 11, 2008 
Kategori : Bernarda Alba'nın Evi, Röportajlar

Engin Alkan

Ev aynı ama yorum farklı

Şehir Tiyatroları’nda ‘Bernarda Alba’nın Evi’ni yöneten Engin Alkan ‘Bu oyunla ilgili ağır ve kasvetli olduğu önyargıları var. Bense çok iddialıyım, bu oyun hiç de sıkıcı değil. Tersine insanları şaşırtacak kadar aydınlık’ diyor

EFNAN ATMACA (Arşivi)

İSTANBUL - Yaşları 20 ile 40 arasında değişik beş kız, aklını yitirmiş büyükanne, iki hizmetçi ve onları despot bir hayata mahkûm eden bir kadın. Bir nevi bir hapishane. Dışarıdan tek haber alma yöntemleri evin artıklarını almaya gelen dilenci kadın. Bu karakterler ‘Bernarda Alba’nın Evi’ adlı oyunun kahramanları. İspanyol şair Lorca’nın faşistler tarafından öldürülmeden kısa süre önce yazdığı ‘Bernarda Alba’nın Evi’ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor. Yönetmeni Engin Alkan. Bugüne kadar birçok kez sahnelenen oyunu Alkan tek dekorda ama dinamik bir rejiyle sahneliyor.

Dinsel bağnazlığı merkeze alan oyundan Katolik öğeleri de ayıklamayı tercih etmiş Alkan. Onun yerine başka imgeler koyarak bağnazlığı evrenselleştirmiş. İspanya’ya gelen darbeyi de eklemleyerek oyuna yeni bir boyut daha eklemiş ki bu da akla ‘Ne şeriat ne darbe’ sloganını getiriyor. Politik mesajları bugüne kadar seyredilen ‘Bernarda Alba’nın Evi’ rejilerinin aksine estetik bir biçimde oyuna yerleştirmiş ve simgesel bir anlatıma gitmiş. Oyun, 9-12 Ocak arası saat 20.30′da, 9 Ocak Çarşamba, 12 Ocak Cumartesi, 13 Ocak Pazar saat 15.00′te Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde. Tel: 0216 349 04 63
‘Bernarda Alba’nın Evi’, Franco’nun İspanya’da darbe yapmasından kısa bir süre önce yazılmış. Dolayısıyla Lorca’nın Bernarda karakteriyle Franco’ya gönderme yaptığı düşünülür. Siz de buradan mı yola çıktınız?

Birebir bir alegori düşünmedim ama tabii ki Bernarda ataerkil, egemen ve aynı zamanda şiddeti de barındıran iktidarı temsil ettiği için bütün iktidar sahipleriyle özdeşleşiyor. Bunun için elbette ki Franco’yla, askeri rejim ya da cuntayla özdeşleşmesi çok doğal. Ancak simgesel anlamda bir kodlama düşünmedim. Oyunda bizim eklediğimiz İspanya İç Savaşı ve darbeyi anlatan kısımlar var. Dolayısıyla bütün faşizan tavırların, bütün geleneğin, totaliter ve otoriter imgelerin toplaştığı bir trajik figür Bernarda Alba. Ve tıpkı bir Antik Yunan kahramanı gibi yaptığı seçimler sonucunda kendi gözlerini oyuyor.

Oyuna İspanya iç savaşı ve darbeyi anlatan kısımlar eklediniz…

Metinde öngörülenden daha fazlasını yerleştirdik oyuna çünkü Lorca yazdığında olacakları hissediyordu ama kendi kaderini tayin edemedi. Burada da hassas noktamız Lorca’nın tüm sivri diline rağmen çok kurgusal ve ince dille anlatmasıydı bunları. Sol yumruklar havada ya da faşizmin karşısında direnen akgöğüslerimizle gibi tavırlarla oyunun dilini bundan önce yapıldığı gibi ajitatif ve provokatif bir yere çekmemeye özen gösterdik. Çünkü meselenin kendisi ve Lorca zaten provokatif.

Bu oyunu seçmenizde Türkiye’de son dönemde tartışılan şeriat ve darbe tehlikesinin bir payı var mı?

Olmaz mı? O kadar çok şey canımı sıkıyor ki, seyirciye neyi, hangi oyunla, nasıl ele alarak söyleyebilirim diye bir doğrultuda bakıyorsunuz. Bu doğrultuda Lorca bildiğimiz her dönemde güncelliğini koruyan biri. Ama bugün bu ülkede hamaset, darbenin sürekli sırtımızda olması, hatta askeri bir müdahalenin hayatımızı düzeltmek için gelmesinin bir kamuoyu yaratması ve giderek Radikal İslamcılarla solcuların Kemalistlerle faşistlerle bir durması gibi çelişkiler var. Herkes ‘Godot’ gelse de bizi kurtarsa diye bakıyor. Demokrasimizi kurtarmak için medet umduğumuz şeyler İspanya’nın 1936′da yaşadıklarıyla denk neredeyse.

‘Bernarda Alba’nın Evi’ çok bilinen bir oyun. Bu oyunu sahnelerken tereddütleriniz oldu mu?

Ben bu oyunu seçerken genel sanat yönetmeninden arkadaşlarıma kadar herkeste bir çekince vardı. Yıllar içinde çok sahnelenen bu oyun hakkında sıkıcı, ağır, karabasanlı, izlenmesi çok zor önyargıları vardı. Bense bu metni Lorca’nın dramatik yapısı en sağlam oyunu olarak görüyordum. Klişelere düşmeden savaştım. Özellikle Katoliklikten sıyırdım. Çünkü Katolikliğin vurgulanması seyirciyi oyuna yabancılaştırıyordu. İktidarı, din baskısını, geleneği başka dinamiklerle kurdum. Dolayısıyla sahne üzerinde çok hareketli, renkli zaman zaman koral anlatımına dönen mizansenler yerleştirdim. Bunun altında elbette kendi tiyatro görüşüm vardı. İddia ediyorum ki ‘Bernarda Alba’nın Evi’ hiç kasvetli, ağır, sıkıcı, bunaltıcı, karabasanlı oyun değil. Tersine insanları şaşırtacak kadar aydınlık bir oyun.

Tek dekor ve kostüm kullanmanızın nedeni de farklı reji anlayışınız mıydı?

Biz oyunda gerçekçi bir dekor ve kostüm anlayışına gitmedik. ‘Bernarda Alba’nın Evi’ birçok mekânda geçer. Benim tercihim buranın çevrelenmiş ama kapıyı itip dışarı çıkılabilecek bir yer olmasıydı. Çünkü Bernarda’nın evi bir hapishanedir ama imgeyle yaratılmış bir hapishanedir. Bernarda hastalıklı bir despottur. Evin kapısı bile kilitli değil, sadece Bernarda çıkmayın diye emir veriyor. Köstümlerin değişmemesinin nedeni ise yine bu simgesel anlatım. Çünkü kostümler kişiye özel. Yani onların karakterini yansıtıyor. Ve oyunun sonunda herkes kefen rengine yani beyaza bürünüyor. Bu bir imge. Yoksa bir yönetmenin oyuncuların üç ay aynı kostümü giymesi gibi bir detayı atlamasına imkân yok. Bu benim seçimim.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=244124

Comments

Yorumlar kilitlenmiştir.