Melis Mine Eleştirisi
Tarih : Ekim 29, 2006
Kategori : Eleştiriler ve Görüşler, Keşanlı Ali Destanı
Kahvenin Köpüğü : Melis Mine
…
Morgol gömlek giyerdi
Gümüş köstek takardı
Hafif şehla bakardı
Yaktı mı kalpten yakardı.
Döşte bıçak yarası
Yüzde Halep çıbanı
Kurşun yemiş ayağı
Belli belirsiz aksardı.
50′li yılların Türkiye’si, Sineklidağ. Büyük kentin gecekondu semti, yoksul insanların varoş mahallelerde yaşam mücadelesi verdiği Sineklidağ. Ve bir halk kahramanı; “Keşanlı Ali”. Semtin belalısı Çakal Rüstem’i öldürmekten hüküm giymiş, 4 yıl hapiste yatmış, hapishanede adam dövmüş Ali. Mahpusluk dönüşü muhtar olur mahallesine. Bir yanda nam saldığı kabadayılık, öte yanda aşkına ket vuran cinayet. Kimi zaman halkının beklentisini karşılamaya çalışan bir halk adamı, kimi zaman düzenin çarklarında ezilmemeye direnen düzen adamı Keşanlı Ali.
Hepimizin bildiği bir oyundur belki “Keşanlı Ali Destanı” . Toplumun dönem yapısını belirgin bir şekilde, ama yormadan göz önüne koyar Haldun Taner. Varoş insanlarının, kenar mahalle sokaklarının hayatını, onların ağzından, onların gözünden anlatır sanki.
Acı bir de gerçek vardır anlatılan: “Bu toplumda sessiz, sakin, efendi olursan her zaman dayak yer, ezilirsin. Ama terbiyesiz, güçlü, zalim, ne dediğini bilmeyen biri olursan, o zaman saygı görürsün”.
O yıllardan bu güne değişen pek bir şey yok, Türkiye’de hâlâ pek çok yerde geçerliliğini koruyor güçlünün zalimin hükümranlığı… Ama gelin görün ki, hâlâ Ali gibi, Zilha gibi konuşan, yaşayan kanlı canlı insanları da var memleketimin.
Bir “Keşanlı” olarak, büyük keyifle izledim oyunu. Ağızlardaki o sözler, müziği duyanların kendilerini ritme kaptırıp dünyayı unutmaları, ağız dalaşları, alfabenin eksik harfleri… (bakınız 10. harf), hepsi memleketimden insan manzaralarını getirdi gözlerimin önüne. Ne mutlu ki, bunları ölümsüz bir esere taşıyan bir büyük usta geçmiş edebiyat dünyamızdan. Ne mutlu ki, hâlâ koskocaman bir kadro, tüm yüreklerini ortaya koyup sergiliyor bu oyunu.
Alicengiz oyunlarına kafası çalışır Ali’nin, dalavereye, hile hurdaya, haraca, düzenin bozukluğuna hep kafası çalışır. Amma, ne yaparsa, sevdası için, sevdikleri için yapar Ali. Bozuk düzene uyması, o düzenden kurtulmak içindir.
Oyun için söylenecek sözüm yok, izleyin, pişman olmayacaksınız. Ne mutlu ki, ben bu oyunu izledim. Ne mutlu ki, cesur, mert ve en sonunda “yine de, her şeye rağmen” doğruyu bulan insanlardan var bu memlekette! Hâlâ!
Melis Mine
http://www.kahvemolasi.com/sayilar/20061020.asp

