ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU

Tarih : Aralık 26, 2006 
Kategori : Eleştiriler ve Görüşler, Keşanlı Ali Destanı

ZİLHA BUGÜN TV SUNUCUSU OLURDU

Seçkin Selvi

Tiyatromuzda Sermet Çağan’ın ‘Ayak Bacak Fabrikasından (1963) son­raki ilk epik oyunlardan biri olan “Keşanlı Ali Destanı, biçimsel yeniliğinin yanı sıra içeriği açısından da çok önemli bir yapıttır. Oyunun geçtiği “Sineklidağ” her ne kadar belirli bir yere oturtulmayıp gecekondular genellemesi içinde yansıtılsa da, 1950’ler Ankara’sının Altındağı’dır. Gerçekten de şehre tepeden bakan Altındağ, İstan­bul’dan da önce büyükşehire ilk göç alan yerdir; çünkü Demokrat Parti iktidarından itibaren başlayan bu göç dalgasının ilk vur­duğu yer, o zamanlar suyun başı olan An­kara’ydı. Anadolu göçünün İstanbul’un ta­şının toprağının altın olduğunu tam kavra­yamadığı, daha doğrusu görkemiyle hayli ürkütücü gelen İstanbul’ a kıyasla çorak Ankara’yı kendisine daha yakın bulduğu bir dönemdir bu. Haldun Taner, “Keşanlı Ali Destanı’nda işte bu naif varoş halkı­nın, popülist iktidarların oy havuzuna dö­nüşümünü ve bu konumdan kaynaklanan gücün bilincine varış sürecini aktarır. Üstelik bunu, suçsuz Ali’yi destan kahrama­nına dönüştüren bireysel öyküyle mahalle halkının sosyal gelişim öyküsünü paralel anlatımla daha da pekiştirir.

Bu süreç bugün de bütün büyük kent­lerimizde çok daha kapsamlı bir biçimde sürdüğü, çarıklı kurnazlığından organize suç mafyalarına dönüştüğü ve gelenler kent yaşamına asimile olmak yerine ken­di yaşam biçimlerini kentlilere dayattığı için “Keşanlı Ali Destanı” günümüz ger­çeğinden uzak düşmeyen, demode olma­yan bir oyundur. Hiç kuşkusuz, günümüz gerçekleriyle oyunun yazıldığı dönemin görece naif gerçekleri arasında hayli fark var. Örneğin, o dönemde Zilha’nın sınıf atlaması ancak bir başka kadına benze­mesiyle mümkün olabilirken, bugün Zilha halkın bağrına bastığı bir televizyon yıldızı olurdu pekala. O yüzden günümüz seyir­cisi durumu kavramakta zorlanabilirse de, Şehir Tiyatroları yine de tutarlı bir seçim yapmış diyebiliriz. Yönetmen Yücel Erten de, episod başlıklarını üst yazıyla vermek dahil, özgün biçime ve metne olabildiğin­ce sadık kalmış.

Ancak, başta Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nun Keşanlı’ sı ve Şehir Tiyatrosundaki ilk sahnelenişi olmak üzere oyunun 42 yıl içindeki çeşitli profesyonel ve amatör gösterimlerini izlemiş bir seyirci olarak, bu yeni versiyonu çok doyurucu bulmadım.

Her şeyden önce, ‘ Keşanlı Ali’, Anadolu Ateşi, Sultans of the Dance gibi tanıtım amaçlı, turistik bir yapım değil bir oyun olduğu için halk danslarına gerek­siz ağırlıkta yer verilmesini yadırgadım. Toplu sahnelerin fotoğraf karelerine ya­kınlığını da rahatsız edici buldum. Bu yak­laşım, oyunun özündeki yaşayan yapıyı donduruyor ve donuklaştırıyor. Bu donuklaşmanın bir başka önemli nedeni de, oyun kişilerinin fazlaca karikatürize edil­miş olması. Oyunun seyirciyi zaman za­man hüzünlendiren, yer yer güldüren ya­pısı, bu durumda inandırıcı olmayan gü­lünç tipler geçidine dönüşüyor. Örneğin, Keşanlı Ali’nin Trakya ağzıyla, üstelik abartılı bir taklit biçimsizliğinde konuşma­sına ne gerek vardı? Seyirciye bir bakıma sevimli gelmesi gereken Ali, Engin Al­kan’ın yorumunda, yalnızca şive açısından değil, hareketleriyle de komiklik yapmak adına gülünç oluyor. Yeteneğini, güçlü oyunculuğunu şimdiye kadar çok farklı karakterlerde kanıtlamış olan Hikmet Kör­mükçü ise, ya benim izlediğim temsile özgü geçici bir sorun yüzünden, ya da bir başka nedenle hela bakıcısı Şerif Abla’da her zamanki performans düzeyini yakala­yamıyor. Bunun başlıca nedeni, sanırım müziğin oyuncu seslerini bastırması. Or­kestra sahnenin gerisinde olmasına kar­şın (belki de sahne ağzına doğru genişle­menin etkisiyle, sırf geride olması yüzün­den) müzik baskın çıkarak koro şarkıların da, solistlerin de duyulmasında sorun ya­ratıyor. Oysa oyundaki şarkılar, özellikle de Şerif Abla’nın şarkıları, episod geçişle­rini olduğu kadar olay gelişimini de aktar­dığı için sözlerin anlaşılması çok önemlidir. Meriç Benlioğlu’nun fizik olarak uy­gun sayılabilecek Zilha’sı da şive yüzün­den anlaşılma özürlü. Diğer oyuncuların hemen hepsi de, ekip oyunculuğunun ge­reklerini yerine getirmektense, ayakkabıyı havada giymek türünden gereksiz kişisel marifetlerini sergilemeyi seçmişler.

“Keşanlı Ali Destanı”nın sahnelenme­si, genç izleyicilerin bu önemli yerli oyun hakkında fikir edinmeleri açısından yine de olumlu.

Comments

Yorumlar kilitlenmiştir.